Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Dini Sohbet

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et
Alt 14-05-2008   #1
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Post bütün peygamberlerin hayatları



İMAM ALİ RIZA (as)'IN KISACA HAYATI
Kimlik bilgisi
Adı :ALİ
Künyesi:Abu`l Hasan
Lakabı:Rıza
Baba adı : Musa
Anne adı: Necme
Doğum yeri: Medine
Doğum tarihi: 11 Skate 148 hk
Peygamber'e (saa) olan yakınlığı: Torunu
Şehadet yılı : Sefer ayının sonu 203
Şehadet yeri : Tus (İran)
Şehadet sebebi : Abbasi Halifelerinden Memun'un İmam'ı zehirlemesi

Çocukluk dönemi
İmam Rıza çoculuk dönemini babasının terbiyesi altında geçirdi ve 45 yıl Harun Reşid zalim hükümeti altında yaşadı 35 yaşında iken babası İmam Kazım (as) şehid oldu ve 10 yıl İmamet dönemi Harun zamanında geçtiHarun'un helaketinden sonra oğulları Emin ile Memun arasında saltanat mücadelesi başladı Bu mücadeleyi Memun kazandı ve hilafet tahtına oturdu Alevi şiaların peşpeşe kıyamları Memun'u İmam Rıza'yı veliaht etme fikrine düşürdü

İmamet dönemi
İmam Rıza (as), Müslümanlara hakim olan siyasi ortamı göz önünde bulundurarak işin evvelinde yani Harun zamanında kendi imametini alenen açıklamadı; fakat Şia ve dostlarıyla ilişkileri vardı Ama bir kaç yıl geçtikten sonra Harun Raşid’in hükümeti, çeşitli grupların ayaklanmasıyla zayıf bir duruma düştü İmam Rıza (as) bu fırsattan yararlanarak kendi imametini Medine şehrinde aleni etti; itikadî ve içtimaî meselelerde halkın sorunlarını gidermeye başladı İmam (as)’ın kendisi şöyle buyuruyor: “Ben Medine’de idim, bir katıra binip o şehrin sokaklarında dolaşıyordum; o şehrin halkı ve diğer kimseler, ihtiyaçlarını benden istiyorlardı, ben de onların ihtiyaçlarını gidermeğe çalışıyordum ve mektuplarım şehirlerde geçerliydi
Diğer bir sözünde de şöyle buyuruyor:
“Ben ceddim Resulullah (saa)’ın hareminde oturuyordum, bir gurup alim de orada dini meseleler hakkında konuşuyorlardı, onlardan biri bir meselede aciz kalınca hepsi bana yöneliyor, sorularını benden soruyorlardı, ben de cevaplarını veriyordum
Memun hilafet tahtına oturunca kendinden önceki halifelerin sorunları ile karşılaştı O da Ehlibeyt taraftarı olan şia guruplardı Bu zamana kadar Abbasi oğulları halifelerinin siyaseti, Şii seyyitlere karşı baskı ve kanlı bir siyaset izlemekti Gittikçe de bu baskı fazlalaşıyordu Bazen Şiiler kıyam edip kanlı savaşlar meydana getiriyorlardı ve bunlar hilafet kuruluşunu zor duruma düşürüyordu Ehl-i Beyt'ten olan Şia İmamları ve rehberleri kıyam edenlerle işbirliği kurup onlara katılmadılarsa da toplumun çoğunluğunu oluşturan Şii halk, İmamlar'a, itaati farz bilip, onları Peygamber'in gerçek halifeleri olarak tanıyorlardı Kisra ve Kayser saraylarını andıran ve bir takım fasit kişiler tarafından yönetilen hilafet idaresini de İslama ve kendi imamlarına yakışır bilmiyorlardı Bu ortamın devam etmesi hilafet için büyük tehlike sayılıyor ve onu şiddetle tehdit ediyordu
Me'mun, önceki halifelerin yetmiş yıllık sorunları çözemediği eski siyasetlerini bırakıp yeni bir siyasetle bu kıyamları yatıştırmayı düşündü Yeni siyaset, sekizinci İmam'a veliahtlığı vererek tüm zorluklarını halletmeye çalışmasıydı Çünkü Şii seyyitler de hilafette yer alınca artık kıyam etmezlerdi Diğer taraftan Şia kendi imamını da, kirli ve pis bildikleri kişiler tarafından yönetilen hilafet idaresine bulaşmış görseler, onlar hakkında sahip oldukları manevi inançlarını yitirir ve mezhebi kuruluşları parçalanır ve böylelikle hilafet tehlikeden kurtulmuş olurdu[3]
Bu maksatlara ulaşıldıktan sonra da, İmam'ı yok etmekte hiçbir sakınca olmazdı Me'mun bu maksatlarını gerçekleştirebilmek için İmam'ı Medine'den Merv'e getirtti İmam'ı huzuruna çağırıp ilk olarak hilafeti, daha sonra veliahtlığını İmam'a önerdi Hazret mazeret getirerek kabul etmedi Fakat İmam'ı çeşitli yollarla tehdit ederek zorla kabul ettirdiler İmam (as) memleket işlerine, atama ve azletme olaylarına karışmamak şartıyla veliahtlığı kabul etti[4]

Şehadet
Bu vakıa Hicretin 200 yılında meydana geldi Fakat çok geçmeden Memun, Şia'nın hızla ilerlemesinden, İmam'a karşı sevgilerin çoğalmasından, milletin hatta kendi ordusundan ve devlet adamlarından bile İmam'a yönelmelerinden bu siyasetin de yanlış olduğunu anladı ve çare aramaya koyuldu Çareyi İmam'ı zehirleyerek şehit etmekte buldu
İmam (as), şehit olduktan sonra İran'ın şimdi Meşhed denilen Tus şehrinde defnedildi

































Bediüzzaman Said Nursi
[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/ALFABL%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001jpg[/IMG]Bediüzzaman Said Nursi,1873 te Bitlis in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu Babasının adı Mirza,annesinin NuriyedirAğabeyi Molla Abdullah'ın ilim tahsil etmesinin kendisine kazandırdığı itibara imrenerek 9 yaşında Tağ köyünde Muhammet Emin Efendi'nin medresesinde(alttaki resim) öğrenime başladıysa da çok geçmeden Nurs'a döndü ve haftada bir gün gelen ağabeyinden temel bilgileri öğrenmekle tahsilini devam ettirdi Öğreniminin en verimli safhası, 15 yaşındayken 1888'de Muhammet celalî'den ders aldığı üç aylık devredir O zattan Molla Cami'den nihayete kadar, ortalama on yılda okutulan bütün metinleri üç ayda okuyup diploma aldı Kitaplardan sadece anahtar bilgileri öğreniyordualet ilimlerini kapsayan bu Öğrenimin ardından,sıcaktan kavrulmuş toprağın suyu yutması gibi temel ilimlere yöneldi Usûl'den Cem'ül-cevâmi, Kelâm'dan Şerhül-Mevâkıf gibi ağır metinlerden günde ortalama iki yüz sayfalık bir kısmı anlayarak okuyorduBu sıralarda Şirvandaki ağabeyinin yanına gittiğinde icâzet aldığını söyleyince o inanmamış, sıkı bir sınamadan sonra küçük kardeşinin kendisini geçtiğini görerek talebelerinden gizlice ondan ders almaya başlamıştı






HZADEM AS
insan ve ilk peygamber, bütün insanların babası'dır

Çeşitli memleketlerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp, insan şekline koydular Mekke ile Taif arasında 40 yıl yatıp salsal oldu Yani pişmiş gibi kurudu Önce Muhammed aleyhisselamın nuru alnına kondu Sonra Muharrem'in onuncu Cuma günü ruh verildi Her şeyin ismi ve faydası kendisine bildirildi Boyu ve yaşı kesin olarak bildirilmedi Allahü tealanın emri ile bütün melekler, Adem'e secde etti, ama İblis (şeytan) kibirlenip, bu emre karşı geldi ve secde etmedi : « Hani biz meleklere (ve cinlere): Adem'e secde edin , demiştik İblis hariç hepsi secde ettiler O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu »(Bakara, 34) Hz Adem 40 yaşında Firdevs adındaki Cennet'e götürüldü Cennet'te yahut daha önce Mekke dışında uyurken, sol kaburga kemiğinden Hz Havva yaratıldı Allahü teala onları birbirine nikah etti Yasak edilen ağaçtan unutarak ve İblis'in oyununa gelerek önce Havva, sonra Adem aleyhisselam yedikleri için Cennetten çıkarıldılar Adem aleyhisselam Hindistan'da Seylan (Ceylon) adasına, Havva ise Cidde'ye indirildi 200 sene ağlayıp yalvardıktan sonra , tövbe ve duaları kabul olup, hacca gitmesi emr olundu: «Sonra Rabbi onu seçkin kıldı; tövbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti »(Ta'ha, 122) Arafat ovasında Havva ile buluştu Kabe'yi inşa etti

Hz Adem her sene hac yapardı Arafat meydanında veya başka meydanda , kıyamete kadar gelecek çocukları belinden zerreler halinde çıkarıldı «Ben sizin Rabbiniz değil miyim ?» diye soruldu Hepsi «Evet » dedi Sonra hepsi zerreler haline gelip, beline girdiler Yahut belinden yalnız kendi çocukları çıktı Sonra Şam'a geldiler Burada çocukları oldu Neslinden 40000 kişiyi gördü 1500 yaşında iken çocuklarına peygamber oldu Çocukları çeşitli dillerde konuştu Cebrail aleyhisselam 12 kere geldi Oruç, her gün bir vakit namaz ve gusül abdesti emredildi Kendisine kitap verilip, fizik, kimya, tıp, eczacılık, matematik bilgileri öğretildi Süryani, İbrani ve Arabi diller ile kerpiç üstüne çok kitap yazıldı Bir rivayete göre 2000 yaşında iken Cuma günü vefat etti Hz Havva 40 sene sonra vefat etti Kabirlerinin Kudüs'de veya Mina da Mescid-i Hif'de veya Arafat'da olduğu rivayetleri vardır

Habil ile Kabil

Habil ile Kabil Hz Adem'in oğullarından ikisidir Habil'in Allah'a yaptığı kurban'ın kabul edildiği ve kendi kurbanın Allah tarafından kabul edilmediği için Kabil, Habil'i öldürür ve böylece dünyada ilk kâtil olma makamına mazhar olur Sonra bir kargadan görüp Habil'i yerin altına gömdü Allahü teala Kur'an-ı Kerimde mealen buyuruyor ki : « Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir Allah onu topraktan yarattı Sonra ona «OL !» dedi ve oluverdi »(Al-i İmran, 59) Burada değinilen durum, Hzİsa'nın ve Hz Adem'in babasız dünyaya gelmeleridir (MK) Peygamberimiz Muhammed (SAV) Hz Adem hakkında : « Allahü teala Adem'i (aleyhisselam) yeryüzünün her tarafından aldırdığı topraktan yarattı Bu sebeple zürriyetinden siyah, beyaz, esmer, kırmızı renkte olanlar olduğu gibi, bazıları da bu renklerin arasındadır Bazısı yumuşak, bazısı sert, bazısı halis ve temiz oldu » (Hadis-i şerif, Müsned-i Ahmed bin Hanbel) buyurmuştur


Hz Adem 5 şeyi ile bahtiyar olmuştur:


1) Hatasını itiraf etmek

2) Pişmanlık duymak

3) Nefsini kötülemek

4) Tevbeye devam etmek

5) Rahmetten ümidini kesmemek


İblis de 5 şeyden bedbaht olmuştur:


1) Günahını ikrar (saklamadan söylemek) etmemek

2) Pişmanlık duymamak

3) Kendini kötülememek

4) Kendini kötülemeyip azgınlığını Allahü Teala'ya nisbet etmek

5) Rahmetten ümidini kesmek


H Z İ D R İ S AS

Hz İdris, Hz Şit aleyhis selamın torunlarından bir peygamberdir Kendisine 30 suhuf kitap verildi Asıl adı Ahnuh' (Hanuh) dur Kur'an-ı Kerimde, çok kitap okuduğu için ona İdris lakabı verilmiştir Ayrıca, kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için « müselles bin ni'me » (kendisine 3 nimet verilen ) de denilmiştir İdris aleyhis selam'ın Babil veya Mısır'da Münif'de doğup yaşadığı rivayet edilmiştir Babasının ismi Yerd'dir Annesinin ismi Berre veya Esvet'tir Kendisi Adem aleyhis selamın altıncı göbekten torunudur Adem (as) kadar olan nesebi şöyledir: İdris (as) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enus - Şit (as) - Adem (as) İdris aleyhis selamın pek çok evladı olmuştur Bunlardan en meşhuru Metüselah'dir, çünkü Resulullah efendimizin nuru İdris aleyhis selamdan sonra ona geçmiştir Adem aleyhis selam'ın oğlu Kabil'in evladından olan bir topluma peygamber gönderilmiştir Cebrail aleyhis selam 4 defa gelip ona Allah'ın emir ve yasaklarını bildirmiştir İdris aleyhis selamın bunları insanlara 105 veya 120 sene bildirdiği rivayet edilmiştir Kendisine verilen birçok mucizelerden bazıları, ağaçlarda ne kadar yaprak olduğunu bilmesi, havadaki bulutlara çekilmeleri için emir verebilmesi ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri haber vermesi idi İnsanlara peygamberimizin vasıflarını ve kendisinden sonra vukuu bulacak olan Nuh tufanını anlatmıştır Ama ne yazık ki kendisine çok az kişi itaat etmiştir İdris aleyhis selam 72 dil konuşurdu ve her kavmi hak dine kendi dili ile davet etmiştir Kendisi 100 şehir kurmuştur İnsanlara çok ilimler öğretmiştir Bunlardan bazıları fen, tıp ve astronomidir Kendisi kalem ile yazan ve iğne ile diken (bunun için ona terzilerin piri de denilmiştir) ilk insandır Bunlar tabii ki Allah'ın ona bir ihsanıdır Yeryüzünün meskun (yerleşilmiş) yerlerini 4 bölgeye ayırıp her birisine bir vekil tayin etmiştir ve bir müddet sonra Aşure gününde göğe kaldırılmıştır « Kitapta İdris'i de an Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi Onu üstün bir makama yücelttik » (El-Meryem, 56-57) Bir rivayete göre eski Yunanlılar ve daha sonra gelen feylozoflar, fizik, kimya, ve tıp ilimlerini İdris aleyhis selamın kitaplarından almıştır İdris aleyhis selam hakkında 4 ayet (Meryem; 56-57/Enbiya 85-86) inmiştir Allahü Teala mübarek Kur'an-ı Kerim'de: « İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl'i de an Hepsi de sabreden kimselerdendi Onları rahmetimize kabul ettik Onlar hakikaten iyi kimselerdi » (El-Enbiya, 85-86) buyurmuştur (yadet'mek: anmak, adını anmak, hatıra getirmek, hatırlamak, MK) Peygamberimiz Muhammed sallallahu (as) de bir hadis-i şerifinde: « Ben (Mirac gecesinde) dördüncü kat semada (gökte) İdris (peygamber) ile karşılaştım Cibril bana:" Bu gördüğün İdris'dir Ona selam ver" dedi Ben de ona selam verdim O da benim selamıma cevap verdi Sonra bana:" Merhaba salih kardeş, salih peygamber" dedi » buyurmuştur (Buhari, Müslim)

 

memorxbrax is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 14-05-2008   #2
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: bütün din adamlarının hayatları

H Z İSMAİL AS
Yemen'den gelip Mekke ve civarına yerleşen Cürhüm kabilesine gönderilen ve Muhammed aleyhisselam ın dedelerinden olan bir peygamberdir İsmi Kur'an-ı Kerimde bildirilmiştir: « Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik Ve (nitekim) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, esbâta (torunlara), İsa'ya, Eyyüb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik » Babası İbrahim aley Hz İsmail'in hikayesi
İsmail aleyhisselam, Şam diyarında (Filistin, Suriye) doğdu Babasi İbrahim aleyhisselam, Allahü Tealanın emriyle, annesi Hacer Hatunla birlikte Mekke'ye götürdü Yanlarına bir miktar yiyecek ve su ile birlikte şimdiki Kâbe'nin bulunduğu yere bırakarak Şam'a döndü Bir rivayete göre İbrahim aleyhisselam Hacer Hatunu Kâbe'nin bulunduğu yere bırakınca o: "Sen bizi kime bırakıyorsun Bize kim bakacak ?" sorusuna İbrahim aleyhisselam:"Ben sizi Allah'a bırakıyorum" demiştir Hacer Hatun bunu duyunca:"O zaman işini yaptıysan gidebilirsin" demiştir Hacer Hatun su ararken, şimdiki zemzem kuyusunun yerinde yatan İsmail aleyhisselam tepindi Hacer Hatun oğluna su verebilmek için yedi kez Safa ile Merve arasında koşuştu ise de su bulamadı O zaman ayaklarını vurduğu veya Cebrail aleyhisselam ın vurduğu yerden Zemzem suyu çıktı Hacer Hatun burada yaşarken, Yemen tarafından Cürhüm kabilesi gelip Mekke'nin bulunduğu yere yerleştiler
İsmail aleyhisselamın kurban edilmesi
Hz İbrahim bir ara bir rüya gördü Bu Yüce Allah'ın bir vahyi idi Ona oğlu İsmail'i kurban etmesi emir olunmuştu Bunun üzerine henüz 12 yaşında bulunan Hz İsmail'i, Mekke'de Sebir dağının eteğinde tenha bir yere götürdü Onu Allah rızası için kurban etmek istiyordu İsmail aleyhisselam da:" Babacığım , emrolunduğun şeyi yap İnşallah beni sabredenlerden bulursun" diyordu Bu Allah yolunda fedâkarlığın en yüksek bir nişanı idi Ama, Allahü Teâlâ rüyasında sadakat göstermesi üzerine ona bir koç ihsan buyurdu İsmail aleyhisselam böylece kurban edilmekten kurtuldu Kurban bayramını da biz müslümanlar da vak'a yüzünden ihya etmekteyiz Halilullah'ın hangi oğlunu kurban ettiği kesinlikle bilinmemektedir Kur'an-ı Kerim'de sadece oğlunu kurban ettiği belirtilmektedir:«Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum ! Rüyada seni bogazladığımı görüyorum; bir düşün ne dersin ? dedi O da cevaben : Babacığım ! Emrolundugun şeyi yap İnşaallah beni sabredenlerden bulursun, dedi » Fakat cumhura göre kurban edilen çocuğun İsmail aleyhisselam'ın olduğu kanaatindedir Bazı müfessirlere göre ise İsmail aleyhisselamın değil de İshak aleyhisselamın kurban edildiğini öne sürmektedirler Yalnız, bu fikri Israilogulları da söylemektedirler
İsmail aleyhisselamın peygamberliği
Hz İsmail gençlik çağına gelince, Cürhümlülerden iki defa evlendi Daha sonra tekrar Mekke'ye gelen İbrahim aleyhisselamla birlikte Kâbe-i Muazzamayı inşâ ettiler ve hac ibadetini yaptılar İsmail aleyhisselam Yemen kabilelerine (Cürhüm kabilesi) ve „Amalika" denilen eski bir kavme peygamber olarak gönderildi İnsanlara babası Hz İbrahim'e bildirilen dinin hükümlerini tebliğ etti ve daveti 50 yıl sürdü Buna rağmen malesef pek az kimse iman etti İshak aleyhisselamı yanına davet edip kızını onun oğlu İlyas'a nikahla dive bazı vasiyetler de bulundu Babası İbrahim aleyhisselam'ın ölümünden 40 sene sonra , 133 veya 137 yaşlarında iken Mekke'de vefat etti Ekseri rivayete göre Mescid-i Haram'da Kabe-i Muazzamanın kuzey duvarı önünde bulunan Hatim denilen yere defn edildi İsmail aleyhisselamın 12 oğlundan çoğalan torunları zamanla Arabistan Yarımadası'nın her tarafına yayıldılar Peygamber efendimizin (sav) 20 dedesi Adnan ile İsmail aleyhisselam arasında 30 baba vardı Peygamberimiz efendimiz (sav) de bir Hadis-i şerifinde : « Allahü Teâlâ Ademoğullarından Hz İsmail'i seçti İsmail'in evlâdından (oğullarından) Kinane'yi, Kinaneoğullarından Kureys'i seçti ve ayırdı Kureyş'ten Haşimoğullarını, Haşimoğullarından da beni seçti ve ayırdı » (Kadizâde) buyurmuştur





















H Z NUH AS
Nuh aleyhisselam, İdris aleyhisselam'dan sonra gelen peygamberdir Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine « Ülü'l-azm » (azm edilen) denilen altı peygamberden ikincisidir (Bu altı büyük peygamber şunlardır: Hz Adem, Hz Nuh, Hz İbrahim, Hz Musa, Hz İsa ve peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav) Bunun nedeni kavminin Nuh tufanı diye adlandırılan gazap ile cezalanmasıdır Hz Nuh, İdris aleyhisselamın göğe çıkarıldıktan sonra azan insanlara peygamber olarak gönderildi İnsanlar putlara tapmaya başladı Cenab-ı Hak bunun için Nuh aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi O zaman 50 yaşında idi Yıllarca insanları dine davet etti, putlara tapınmaktan sakındırdı ve Allahü Tealaya ibadet etmelerini söyledi Ama Nuh aleyhisselama kendi oğlu Yam yani Ken'an bile iman etmedi, hatta alaya alıp işkence ettiler: « Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik Dedi ki: Ey kavmim ! Allah'a kulluk edin, sizin ondan baska tanrınız yoktur Dogrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum » (A'raf, 59) Nuh aleyhisselam insanların davetine icabet etmedikleri için onlara beddua etti:« (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını artır » (Nuh, 24) Allahü Teala da bundan sonra Nuh aleyhisselam'a gemi yapmasını emretti: « Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarınca gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana (bir şey) söyleme ! Onlar mutlaka boğulacaklardır ! » (Hud, 37) Gemi bitince tufan oldu (denizler taşti ve her taraf su oldu) Nuh aleyhisselam sayısı 80 kisi kadar olan mü'minler ile 3 katlı olan gemiye bindi Nuh aleyhisselam gemiye her hayvandan birer çift aldı Oğlu Ken'an'i da gemiye almak istedi, ama o "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi, gemiye binmedi ve hemen bir dalga onu alıp boğdu Allah Teala da Nuh aleyhisselamın bu oğlu hakkında af dilemesine karşılık: « () Ey Nuh ! O asla senin ailenden değildir Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme() » (Hud, 46) buyurdu Sular dağları aştı, insanlar ve hayvanlar telef oldu 150 gün geçtikten sonra Allahü Teala: « Yere suyunu Çek; göğe: ey gök sen de yağmurunu tut » buyurdu ve bunun üzerine yağmur durdu, sular çekildi Gemi Irak'taki Cudi dağına oturdu Hz Nuh'a inanıp kurtulan insanlar aç oldukları ve dağda yiyecek olmadığı için Nuh aleyhisselamın emri üzerine ellerinde olan bütün yiyecekleri birleştirdiler ve böylece ilk defa Aşure yemeğini yaptılar İnsanlar Nuh aleyhisselamın 3 oğlu Sam, Ham ve Yafes'ten türediği için Hz Nuh'a ikinci Adem de denir Nuh aleyhisselamın 1000 yaşında vefat ettiği söyleniyor, ama Kur'an-ı Kerim'de : « Andolsun ki biz Nuh'u kavmine gönderdik de o 1000 yıldan 50 yıl eksik bir süre yanlarında kaldı() » (El-Ankebut, 14) geçiyor Hz Nuh gemicilerin ve marangozların piri sayılır, çünki bu işleri Allah'ın ihsanıyla ilk defa o yapmıştır 3 Nuh suresi
ndırılmalarındandır








5)

 

memorxbrax is offline  
Alt 14-05-2008   #3
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: bütün din adamlarının hayatları

H Z İLYAS AS
Kur'an-ı Kerîm'de ismi geçen peygamberlerden biri Hz Musa (as)'dan sonra gelen nesebi Hz Harun (as)'a dayandığı rivayet edilen bir israiloğulları Peygamberi
Hz Musa'dan sonra israiloğullarının çeşitli boyları Şam civarına yerleşmiştir şam bölgesindeki "Bek" şehrine yerleşen ve zamanla Allah'a isyan ederek haddi asan bir Beni israil kabilesine Hz İlyas (as)'in gönderildiği rivayet edilmektedir İlyas (as) Kur'an-ı Kerîm'de iki değişik sûrede anılmıştır Bir yerde diğer Peygamberler ile birlikte ismi geçmiştir: "(İbrahim'e) Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas'ı da bağışladık Hepsi Salihlerdendi" (el-Enbiya, 21/85) Diğer sûrede ise İlyas (as)'in kıssası özetle anlatılmıştır Musa ve Harun (as)'dan bahsedilmiş, onların Allah'ın salih kulları olduğu anlatıldıktan sonra İlyas (as)'in kıssasına geçilmiştir: "Muhakkak İlyas da peygamberlerdendi" (es-Sâffat, 37/123) Bu ayet-i kerime İlyas (as)'in etrafında Yahudiler ve Hıristiyanlar tarafından oluşturulmuş olan efsanevî kimliği aralamakta, onun Allah'ın diğer Peygamberleri gibi bir peygamber olduğunu anlatmaktadır Buhârî, Kitâbu'l-Enbiyâ bölümünde İlyas (as) için bir bab açmış ve onun kıssasını anlatan es-Sâffât suresindeki ayetleri bu babda zikretmiştir ibn Mes'ûd ve ibn Abbas'ın rivayetine göre Hz İlyas ile İdris (as) aynı şâhıstır (Buhârî, Enbiyâ, 4) İdris (as) da Nuh (as)'in babasının dedesidir (Buhâri, Enbiyâ, 5)
İlyas (as) Peygamber olarak gönderildiği insanları dine davet etmiştir: "(Hzİlyas) milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Ba'l putuna mı taparsınız?" demişti (es-Sâffât, 37/124-126)
Ayet-i Kerime'de geçen "Ba'l" o kavmin tapındığı putun ismidir Oturduğu şehirlerinin ismi "Bek" olan bu halkın, tapındıkları puttan dolayı şehirlerinin isminin "Ba'lebek" olduğu rivayet edilmektedir
Rivayete göre Hz İlyas israiloğullarına Hizkil (as)'dan sonra gönderilmiştir insanları Allah'a imana çağıran Hz İlyas, kavminin Ba'l putuna tapmamasını emretmiştir O bölgenin kralı önce iman etmesine rağmen daha sonra irtidat ederek Hz İlyas (as)'i öldürmeye kalkmıştır Hz İlyas yedi sene kadar dağlarda bayırlarda dolaşmış, insanları Tevrat'ın emirlerine davet etmiş, iman etmemeleri üzerine, o beldeye üç yıl hiç yağmur düşmemiştir Daha sonra Hz ilyas'ın duasıyla yağmur yağmasına rağmen yine İlyas (as)'a iman etmemişlerdir Kendisinden sonraki Beni israil Peygamberlerinden Kur'an'da ismi zikredilen Elyas'a (as)'i Hz ilyas yetiştirmiştir Rivayete göre kavminin imansızlığına kızan İlyas (as), Allahu Teâlâ'dan kendisini gökyüzüne kaldırması için dua etmiş, bunun üzerine belirlenen bir yerde yanında Elyas'a (as) da varken gökten gelen ateş gibi bir ata binip havalanmış, nübüvvet simgesi olarak da aşağıda kalan Elyas'a hırkasını atmış ve semâya refedilmiştir
Ancak şurası unutulmamalıdır ki bu rivayetler israiloğullarının Tevrat kökenli rivayetleridir işin doğrusunu en iyi Allah bilir (ibn Kesîr, Tefsiru'l Kur'ani'l Azîm, VII, 31) Hz ilyas (as)'in, Hızır (as) ile yılda bir kez buluştuğuna inanılır, halk arasında bu buluşma Hızır ilyas (Hıdrellez*) şeklinde simgelenm
H Z SÜLEYMAN AS
Tarih, yaklaşık olarak İÖ 970-931 yılları arasında yaşadığı düşünülen Hz Davud'un oğlu Hz Süleyman'ın kurduğu muhteşem krallığa şahitlik eder Öyle ki Hz Süleyman, babasından sınırları Mısır'dan Fırat'a kadar uzanan bir krallık devralmış ve kısa sürede hakimiyetini güçlendirmişti Ve kendi yaşadığı dönemde öylesine büyük bir hakimiyet kurmuştu ki, Allah'a olan imanının ve üstün aklının kendisine kazandırdığı bu ihtişam, yüzyıllar sonra bile insanların hayranligini ve dikkatini üzerine çekmeye devam etmektedirHz Süleyman'ın hayati, Allah'a gönülden iman eden bir müslümanın aklının ne kadar fazla, ufkunun ne kadar geniş olduğunu bütün insanlığa gösteren çok çarpıcı bir delildir Hz Süleyman (as) cinlerden ve insanlardan oluşan ordusu ile kurduğu hakimiyeti, muhteşem bir saraydan yönetiyordu Ve bu saray döneminin en ileri tekniği kullanılarak üstün bir estetik anlayışı ile inşa edilmişti Sarayında göz alıcı sanat eserleri ve görenleri hayran bırakıp etkileyen değerli eşyalar, benzersiz bir estetik anlayışı ile yerleştirilmişti Elbette Hz Süleyman'ın bu mekâni, görenlerde büyük hayranlık uyandırıyordu
İnsanların bu saraydan bu kadar etkilenmelerinin nedeni ise, insan fıtratına en uygun olan estetik anlayışını ve ortamı birden karşılarında görmeleri olmuştur Zira Hz Süleyman, yaptırdığı bu görkemli sarayı, imanın nuru ve onun getirdiği üstün bir akıl ile yaptırmıştı Ve bir Müslümanın hangi çağda veya hangi şartlarda yaşarsa yaşasın Allah'ın kendisine verdiği imkânları en güzel şekilde kullanarak eşsiz bir mekân oluşturabileceğinin en güzel örneğini sergilemişti Nitekim Kur'ân-ı Kerim'in Neml Sûresi'nin bir çok ayeti, onunla aynı dönemde yaşayan bir kavmin yöneticisi olan Sebe Melikesi'nin Hz Süleyman'ın ihtişamlı sarayını gördükten sonra ona biat ettiğinden bahseder Hz Süleyman, Sebe Melikesi Belkıs'ın varlığını kendisine haber getiren Hüdhüd sayesinde öğrenmişti:"Derken uzun zaman geçmeden (Hüdhüd) geldi ve dedi ki: "Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi, ben kuşattım ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona her şeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar" (Neml Sûresi 22-24)
Bu bilginin üzerine Hz Süleyman, Allah'ı ilâh olarak kabul etmeyip güneşe secde eden ve şeytanın kendilerine süslü gösterdiği bir sistemi kabul eden Sebe halkını, imana davet etmek için onlara "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" başlayan bir mektup göndermişti Ve tüm kavmi kendisine teslim olmaya çağırmıştı "Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'in Adıyla' (başlamakta)dır (İçinde de "Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana müslüman olarak gelin" diye (yazılmaktadır) (Neml Sûresi 30-31)
Sebe Melikesi o ana kadar hiç karşılaşmadığı kadar kesin bir üslupla tüm hükümdarlığını kendisine katmasını isteyen Hz Süleyman'ın, bu mektubu karşısında çok şaşırmıştı Ve kendisini kesin olarak bozguna ugratacağından emin olduğu bu hükümdarı, kararından vazgeçirmek için ona yüklü hediyeler göndermek yolunu seçmişti Ne var ki Allah'ın rızasını ve rahmetini hiç bir zaman maddî bir menfaate tercih etmeyen tüm peygamberler gibi Hz Süleyman da, Sebe Melikesi Belkıs'ın hediyelerini geri çevirmiş ve elçileri vasıtasıyla ona ne kadar kararlı, onurlu ve Allah'a bağlı olduğunu gösteren şöyle bir haber göndermişti:"(Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz" dedi Sen onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve biz onları oradan horlanmış aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız" (Neml Sûresi 36-37)
Hz Süleyman Sebe Melikesi Belkıs'a Allah'ın adı ile başladığı mektubunda kendi gücünün Yüce Rabbinden geldiğini ve asla yenilmeyecek bir kuvvete sahip olduğunu hissettirmişti Nitekim Hz Süleyman cinlerden, insanlardan oluşan, ona büyük bir teslimiyetle ve şevkle bağlı bir orduya sahipti Öyle ki bu ordunun her üyesi Süleyman Aleyhisselam ın bütün sözlerini büyük bir hoşnutlukla ve tam bir itaatle yerine getirmekteydi Elbette Hz Süleyman'ın ordusunun tüm gücü Allah'tan gelmekteydi ve Allah'ın ordusu adetullaha uygun olarak her zaman üstün gelecekti
Sebe Melikesi Belkıs, onun (Hz Süleyman'ın) sarayına gittiğinde o güne kadar hiç görmediği büyük bir mülk ve zenginlikle karşılaşmıştı:
"Ona: "Köşke gir" denildi Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı (Süleyman Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk zemindir" Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" (Neml Sûresi 44)
Kendisi de bir zenginlik ve hâkimiyete sahip olan Sebe Melikesi Belkıs, Hz Süleyman'ın sarayına girince o güne kadar gördüğünden çok farklı bir estetik ve bir zenginlikle karşılaşmış ve ruhuna hitap eden büyük bir akla şahit olmuştur Aslında Sebe Melikesi Belkıs'ın duyduğu hayranlık ve şaşkınlık içine girdiği saraya değil, Hz Süleyman'ın aklınadır Çünkü Belkıs'ın karşılaştığı manzara, o dönemin şartlarında yapılabilecek en mükemmel eser olarak tarif edilebilecek en güzel yerdir
Âyette de ifade edildiği gibi camdan olan köşk zemini öylesine gerçekti ki, Sebe Melikesi Belkıs, ıslanmaması için eteklerini toplayarak ilerlemesi gerektiğini düşünmüştü Sarayın muhteşemliği ve görkemi, Müslümanların ruhlarında yaşadığı zenginliği yansıtıyordu
Belkısın başka bir ülkenin hükümdarı olmasına ve bu ülkenin en büyük servetine sahip olmasına rağmen Hz Süleyman'ın yaşadığı mekândan ve onun zenginliğinden etkilenme sebebi de budur Teknik anlamda büyük servetler harcanan mekânlarda yaşamasına rağmen, pek çok kişi insan fitratının hoşlanacağı estetiği sağlayamayabilir Oysa Hz Süleyman'ın sarayının her köşesinde görülen zevk, akıl ve mükemmellik sadece servetle elde edilebilecek bir görünüm değildir İşte aradaki bu farkı daha sarayın girişini görür görmez anlayan Belkıs, böyle bir yeri meydana getiren akla ve o aklın üstünlüğüne hemen teslim olmuştur Sebe melikesi Süleyman Âleyhisselamın aklının sahibi olan Cenâb-ı Allah'a iman ettiğini söylemiş ve müslümanlardan olmayı kabul etmiştir
Hz Süleyman ve onunla birlikte yasayan mü'minler, Allah'ın kendilerine verdiği bu büyük mülkü taşımaya lâyık ve ehil kimselerdi Rabbine karşı son derece güzel ahlâklı, teslimiyetli ve mütevazi bir peygamber olan Hz Süleyman, kendisine nimet olarak bahsedilen bu büyük zenginliği yine yalnızca Allah'ı razı etmek ve onların kalbini Islâm'a ısındırmak için kullanıyordu Pek çok peygamber de aynı Hz Süleyman gibi insanlara dini tebliğ ederken halkın karşısına büyük bir zenginlikle çıkarak, onları etkileme yoluna gitmişti Hazinenin başına getirilen Hz Yusuf, kendisine büyük bir mülk verilen Hz İbrahim, görenleri hayrete düşürecek kadar ihtisamlı bir hâkimiyete sahip olan Hz Süleyman ve fakirken zengin kılınan Peygamberimiz Hz Muhammed, yaşadıkları hayat boyunca bunun en güzel örneklerini sergilemişlerdir
Peygamberlerin bu zenginliği ve yaşadıkları üstün ahlâki gören insanlar, hiç bir sistemin ya da ideolojinin kendilerine sunmadığı böyle bir maneviyatı ve maddî ihtişamı elde edebilmenin yolunu merak ediyorlardı Bu nedenle Islâmı henüz tanımayan insanlar, ilk basta bu zenginliğin sebebine ve gördükleri ahlâkî yapısına karşı duydukları merakla Islâma yaklasmışlardır Ahlâkî üstünlükleri ve tümüyle Allah yolunda kullandıkları zenginlikleriyle halkın kalbini Islâma ısındıran peygamberler, böylece kısa sürede Allah'ın izniyle büyük kitlelere dini yaymayı başarmışlardır




















H Z YÛNUS AS
Adı Kur'ân'da geçen peygamberlerden biri
Soyu, Bünyamin vasitasiyla Ya'kûb (as)'a ve onun vasıtasıyla de İbrâhim (as)'a dayanmaktadır Bazı alimlerin naklettiğine göre, isa (as) annesinin adıyla İsa b Meryem diye anıldığı gibi, Yûnus (as) da annesinin adıyla Yûnus b Matta diye anılmaktadır (ibn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, Beyrut 1957, I, 55) Buhârî'nin verdiği bilgiye göre ise, bu görüş yanlıştır Aslında Matta, Yûnus (as)'in annesinin değil, babasının adıdır Yani Yûnus (as), Yûnûs b Matta diye anılınca, babasının adıyla anılmış olur (ez-Zebîdî, Sahihi Buhârî Muhtasari Tecridi Sarih Tercemesi ve serhî, trc: Kamil Miras, Ankara, 1971, IX, 152)
Yûnus (as)'in Ya'kub (as)'in torunlarından olduğu, Kur'ân'da şöyle haber verilmiştir:
"Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik Nitekim İbrâhim'e, İsmail'e, İshâk'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Harûn'a, Süleyman'a da vahyetmiş ve Davud'a da Zebûr'u vermiştik" (en-Nisâ, 4/163)
Bu âyette ifâde edildiği gibi İsâ (as), Eyyûb (as), Harun (as) ve Süleyman (as)'da Yunus (as) ile ayni soydan, Yakub (as)'in torunlarındandırlar
Yûnus (as)'in nüfusu yüz bini aşkın bir şehrin halkına uyarıcı ve tevhide çağrıcı bir peygamber olarak gönderildiği, Kurân'da şöyle geçmektedir:
"Ve onu yüz bin İnsana, ya da daha fazla olanlara peygamber gönderdik" (es-Saffat, 37/147)
O'nun peygamber olarak gönderildiği bu yerin Ninova şehri olduğu nakledilmiştir Ninova şehri, Dicle nehrinin kıyısında, şimdiki Musul'un yerinde bulunmaktaydı Bu beldenin İnsanları küfrün içinde bulunuyorlardı ve putlara tapmakta idiler Yûnus (as) onları küfürden ve putperestlikten nehyetmek bir de onlara, küfürlerinden dolayı tevbe etmelerini, Yüce Allah'ın varlığına ve birbirine inanmalarını emretmek üzere gönderilmişti (ez-Zemahserî, el-Kessâf, Kahire, ty, V, 126; et-Taberî, Tarih, Mısır 1326, II, 42)
Yûnus (as)'in adi, Kur'ân'ın çeşitli yerlerinde geçmekle berâber, Kur'ân'daki sûrelerden birine isim olarak verilmiştir Kur'an'ın onuncu sûresinin adı, Yûnus sûresidir
Yûnus (as) milletini otuz üç yıl Allah'a imân etmeye, küfürden kurtulmaya davet etti, tebliğde bulundu ve peygamberlik vazifesini yerine getirdi Ancak sadece iki kişi ona imân etti (ibn Esir, el-Kâmil, Beyrut 1965, I, 360; Sahihi Buhâri ve Tecridi Sarih Tercümesi, IX, 152)
Milletinin bu şekilde küfürde direnmesi ve imâna gelmemesi, Yûnus (as)'in zoruna gitti Yüce Allah onun bu kızgınlığını ve bunun neticesinde milletini terketmeye kalkışmasını şöyle haber vermiştir:
"Zünnûn (Yûnus)'a gelince, o, öf keli bir halde geçip gitmişti Bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti Nihâyet karanlıklar içinde; "Senden başka hiç bir ilâh yoktur Seni tenzih ederim Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye niyaz etti" (el-Enbiyâ, 21/87)
Bu âyette Yûnus (as)'dan Zünnûn diye bahsedilmiştir Zünnûn, balık sahibi demektir Kur'ân'ın başka bir yerinde de, Yûnus (as) bu lâkapla anılmıştır:
"Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle Balık sahibi (Yunus) gibi olma Hani, o dertli dertli Rabbine niyaz etmişti" (el-Kalem, 68/48)
Hem bu âyette hem de yukarıdaki âyette Yûnus (as)'in sabretmemesine, Allah'ın emri olmadan milletini terk etmeye kalkışmasına işâret edilmiştir Onun bu hali üzerine, Yüce Allah söyle buyurmuştu:
"O halde, peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret" (el-Ahkâf, 46/35)
Allah'ın müsaadesi olmadan Yûnus (as)'in ayrılmaya kalkışması, iyi netice vermemişti Ninova'dan ayrılmak için bir gemiye binmişti Geminin batmaya yüz tutması üzerine, hafiflemesi için yolculardan birinin suya atılması gerekti Kimin suya atılacağını tespit için kur'a çekildi ve kur'a Yûnus (as)'a isâbet etti Bu durum kur'ân'da söyle haber verilmiştir:
"Gemide onlarla karşılıklı Kur'a çektiler de yenilenlerden oldu" (es-Saffat, 37/141)
işin daha acısı, Yûnus (as) denize atıldıktan sonra bir balık onu yutmuştu Yüce Allah Kur'ân'da onun bu durumunu söyle haber vermiştir:
"Yûnus, (Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldigi için) kendisi kötülüklerken, onu bir balık yuttu" (es-Saffat, 37/142)
Burada Yûnus (as) hatasını anlamış ve nefsini kınamaya başlamıştı Balığın karnındaki karanlıklarda:
"Senden başka ilâh yoktur Sen eksikliklerden uzaksın, yücesin Ben zalimlerden oldum!" (el-Enbiyâ, 21/87) diye dua etmeye ve Allah'a yalvarmaya başladı Bu şekilde imân ve inançla Allah'a sığınması neticesinde, Yüce Allah onu affetmişti (el-Maverdî, en-Nuketu ve'l-Uyûnu, Beyrut 1992, III, 465 vd) Yûnus (as)'in duasının kabul edildiği ve Allah tarafından bağışlandigi, Kur'ân'da şöyle dile getirilmiştir:
"Biz de onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık iste biz, insanları böyle kurtarırız" (el-Enbiyâ, 21/88)
"Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, (insanların) yeniden diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı" (es-Saffat, 37/143, 144)
Gücü her şeye yeten Yüce Allah, balığın karnındaki Yûnus (as)'i öldürmedi Bir süre sonra balık onu ağzı ile sahile bırakmıştı Onun kurtuluş ve daha sonraki hali, Kur'ân'da şöyle haber verilmiştir:
"(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti), biz de onu hasta bir halde agaçsız, boş bir yere attık ve üzerine (gölge yapması için) kabak türünden bir ağaç bitirdik" (es-Saffat, 37/145, 146)
Yûnus (as)'in Allah tarafından affedilmesi ve büyük bir tehlikeden kurtarılması, Kur'ân'ın başka bir yerinde dile getirilmiştir:
"Sen Rabb'inin hükmüne sabret, balık sahibi (Yûnus) gibi olma Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah'a) seslenmişti Eğer Rabb'inden ona bir nimet yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı Fakat (böyle olmadı), Rabb'i onun duasını kabul etti de onu salihlerden kıldı" (el-Kalem, 68/8, 49, 50)
Yûnus (as)'i bu sıkıntılardan kurtaran Yüce Allah, onun milletine de neticede hidâyeti nasib etti Onlar da sonunda Allah'a imân edip tevhid'e sarıldılar Onların tevbe edip hakka dönüşlerini ifâde eden âyetin meâli şöyledir:
"inandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik" (es-Saffat, 37/148)
Yûnus (as)'in milletinin bu şekilde tevbe etmeleri, küfürden dönüp Allah'a inanmaları, Allah tarafindan övülmüş, methedilmiştir:
"Keşke (azabı gördükten sonra) inanıp da, inanması kendisine fayda veren bir memleket olsaydı! (Azabı gördükten sonra inanmak, hiç bir memlekete yarar sağlamamıştır) Yalnız Yûnus'un kavmi, (azab henüz inmeden önce) inanınca, dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık" (Yûnus, 10/98)
Yûnus (as)'in faziletli bir İnsan olduğu, Yüce Allah tarafından şöyle haber verilmiştir:
"ismâil, el-Yesa', Yunus ve Lut'a da (yol gösterdik) Hepsi iyilerden idiler" (el-En'âm, 6/86)
Hz Muhammed (sav) de onu söyle övmüştür:
"Her kim ben Yûnus b Mattâ'dan hayırlıyım derse, yalan söylemiştir" (Buhârî, Tefsiru süre 6, 4)
Yûnus (as) da, diğer peygamberler gibi, insanları küfrün şerrinden nehyetmiş ve Allah'a imân etmeye davet etmiştir inanan insanlar için, onun hayatından alınacak çeşitli ibretler vardır

 

memorxbrax is offline  
Alt 14-05-2008   #4
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: bütün din adamlarının hayatları

H Z HIZIR AS
Hz Mûsâ döneminde yaşamış ve peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir şahsiyet
Kur'ânı Kerîm'de, Hızır (as)'in isminden açıkça bahsedilmez Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82 âyetlerinde yer alan Hz Mûsâ ile ilgili kıssadan "Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul" (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (as) olduğu anlaşılmaktadır Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir (bk Buhârî, ilm 16, 44, Tefsîru'l-Kur'ân, Tefsîru Sûrati'l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174)
Bu rivayetlere göre bir gün Hz Mûsâ isrâil oğulları arasında vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı sorulmuştu Hz Musâ: "Hayır, yoktur!" diye cevap verince Cenâb-ı Hak bir vahiyle Hz Mûsâ'yâ Mecme'u'l-Bahreyn'de (iki denizin kavuşum yerinde) kullarından salih bir kul olan el-Hadir (Hızır)'in kendisinden daha âlim olduğunu bildirdi Bunun üzerine Hz Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanlı ile Hızır'i bulmak üzere uzun bir yolculuğa çıktı ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, yolculukta yemek üzere azık olarak yanlarına aldıkları balıklarını unutmuşlardı ve Balık bir delikten kayıp denizi boylamıştı Hz Mûsâ oradan bir süre uzaklaştıktan sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını istediği zaman balığın denize dalıp kaybolduğunu fârk ettiler Hz Mûsâ'nın Hızır'ı bulmasının alâmeti, bu balığın kaybolması olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hızır (as)'i buldular Bundan sonra Hz Musa'nın Hızır ile, Kehf Sûresi 66-82 âyetlerinde anlatılan yolculuğu başladı
Hz Musa'nın yolculuğunda azık olarak taşıdığı balığın Mecme'u'l-Bahreyn'de denize dalıp kaybolması, bazı rivayetlerde ve çeşitli İslâm milletlerinin folklorunda, bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-i hayat olduğu, ölüleri bile canlandıran, içenleri ölümsüzleştiren bir hayat iksiri olduğu seklinde izah olunmuş, burada balığın canlanıp denize dalması meselesinde bir peygamberin hayatının ve Cenâb-ı Hakk'ın kudretinin söz konusu olduğu unutulmuştur Buna bağlı olarak, Mecme'u'l-Bahreyn bölges