Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Dini Sohbet

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et
Alt 01-06-2008   #1
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart Sâhibini Yiyen Ateş: Hased!





Sâhibini Yiyen Ateş: Hased!

İnsan bu; birisini kendisine rakíb görecek, rekábet ettiği kişinin de kendisinden üstün vasıfları olduğunu bilecek, sonra da içten içe yanmayacak; mümkün mü? İşte bu yakıcı ateşin adına “hased” deniyor
Kılıç-kalkanın revâcda olduğu eski devirlerde Bizans keferesinin “Grejuva” (Rûm ateşi) dedikleri değişik bir silâhları varmış İstanbul’u kuşatan yabancı ordulara karşı o ateşi -tahmînen petrolle ilgili, molotof kokteyli gibi bir silâh türü olmalı- kullanırlar; tanımadıkları bir ateşle karşılaşan askerler de ürkerek geri çekilirlermiş İşte bu “hased” de öyle garîb bir ateş türü Fakat, bu ateş, kendisini yakan kişiyi yakıyor! Elde patlayan bomba gibi bir şey…
İnsanoğlunun ateşi bulduktan sonra medenîleşmeye adım attığı söylenir Bu büyük dost, eğer kullanma ta’rîfi bilinmezse veyâ yanlış maksadla kullanılırsa, gerekli tedbîrler de alınmamışsa; illâ büyük zarâr vermekte de gecikmez Yâni, “ateş” de “bıçak” gibidir; karpuz da kesilir, adam da öldürülür!
Bu “hased” ateşinin ise zerre kadar faydalı tarafı yoktur, sâfî zarârdır Girdiği kalbi yakar, mahveder Binâenaleyh, böyle faydasız ve zarârlı bir unsurun insana ârız olması, tedâvîsi olmayan bir hastalık mikrobunun bünyeye girmesi gibi bir şey İnsana yakışmayan bu ma’nevî mikrobun, insanlığın en son mertebesine yükselme yolundaki bir Mü’mine yakışması ise hiç mümkün değildir İşte bundan dolayıdır ki, Bedîüzzamân Hazretleri, Mü’minler arasındaki uhuvveti (kardeşliği) zedeleyen üç büyük belâdan birisi olarak “hased” hissini gösterir
“Tarafgirlik” ve “inâd” hissiyle berâber “Mü’minlerde nifâk ve şikák, kin ve adâvete sebebiyyet veren” üçüncü kötü huy olarak da “hased” maddesini zikreder (Mektûbât, 22 Mektûb, s270) Diğer ikisi gibi bu üçüncü mezmûm hasletin de “hakíkatca, hikmetce, insâniyyet-i kübrâ olan İslâmiyyetce, hayât-ı şahsiyyece, hayât-ı ictimâıyyece, hayât-ı ma’neviyyece” nasıl “çirkin ve merdûd, muzır ve zulüm” olduğunu güzelce îzâh eder
İnsan niçin hased eder? Rekábet ettiği veyâ kendisine rakíb gördüğü kişinin üzerinde gördüğü maddî ve ma’nevî fazlalıklardan dolayı, değil mi? Peki, o fazlalıklar, o kişiye gökten mi düşmüştür? Kâinâtta tesâdüfe tesâdüf edilemediğine göre, “Niçin onda var?” dediğimiz fazlalıklar da, bütün âlemi kabza-i tasarrufunda tutan Zât’ın takdîr ettiği ni’metler değil midir? O hâlde, hased eden kişi, farkında olmayarak da olsa, kaderi tenkíd etmiş olmuyor mu? Halbuki, “Kaderi tenkíd eden, başını örse vurur kırar” sözü de o muhterem müellife âittir
Mezkûr “Uhuvvet Risâlesi” de dediğimiz “22 Mektûb”, “Mü’min” olanları muhâtab almıştır Kişi hased ettiği zamân -bilerek veyâ bilmeyerek- “kader” inancına aykırı hareket etmiş oluyor ki, taşıdığı “îmân” sıfatı otomatik olarak tahrîbe uğruyor Bedîüzzamân Hazretleri bu kötü huyların inanca te’sîri noktasından taşıdığı ciddî tehlikelerden dolayı üstüne basa basa “tarafgirlik ve inâd” ile berâber “hased” hissinin de îmân kardeşliğine verdiği zarâra dikkat çekiyor
Bu üç kötü hasletten bilhassa bu sonuncusu, o hissi taşıyan için bizâtihî belâ olarak yetiyor
Diyelim ki, Mü’min kişi, diğer Mü’min kardeşine duyduğu hasedden dolayı cemâat anlayışına zarâr verdi de birlik dağıldı veyâ keyfiyyetin ağırlığını düşürdü; görünüşte kendisi bir derece zarâr görmemiş gibi zannedilebilir Lâkin, “kadere i’tirâz” ma’nâsı taşımasından dolayı inancı zedelendiği gibi, içinde yanan “hased ateşi” dahi başlı başına bir ince hastalık olarak o kişiye yetecektir
İslâm Âlemine şöyle bir kuşbakışı, bir de çok yakın plandan baktığımızda; Müslüman topluluklara en çok zarâr veren ma’nevî mikropların başında gerçekten de bu “hased” dediğimiz kıskançlık virüsünü görüyoruz Müslüman cemâatlar bazından devletlere doğru çıtayı yükselttikçe, karşımıza hep bu mikrop çıkıyor “Niye bende yok da onda var? Neden ben değil de o?” zihniyeti, piramidin alt tabanından zirvesine kadar her yerde kendisini hissettiriyor O yüzden de bir türlü ne cemâatlar arasında ciddî “ittifâk”, ne de devletler arasında ciddî “ittifâk” kurulabiliyor
En âmî kişi de artık biliyor ki; Müslümanlar omuz omuza vermediği, bir tarağın dişleri gibi aynı gáye etrâfında dizilmediği, bir binânın taşları gibi sımsıkı kenetlenmediği müddetçe ne ferden, ne cemâaten, ne de ümmeten kurtuluş ümidi yoktur, olamaz! Ne zamân bir buçuk milyar inanan insan etten duvar olmayı becerir; işte o zamân İslâm Âlemini çepe çevre kuşatan demir prangalar kırılır, işte o zamân kendi zenginlik kaynaklarımız kendi insanımızın refâhı için kullanılır hâle gelir Yoksa, on binlerce kilometre öteden demirden zırhlarla ve çelikten kuşlarla gelen Haçlı sürüleri hem topraklarımızı işgál eder, hem hürriyyetlerimizi kendi arzusuna göre şekillendirir, hem nâmusumuzu pâyimâl eder, hem de bizim yiyemediklerimizi âfiyetle yer, kazûrâtını da angarya olarak bize bırakır!
Hani, “hased” dediğimiz ateş, kendisini yakan kişiyi yakardı ya; hasedin çapı ferd planından devlet planına doğru yükseldikçe, hem ateşin mikdârı ve hem de çapı gittikçe büyüyor Bu sefer koca koca devletlerin -bir avuç mutlu azınlık dışındaki- tebaaları o ateşin içine düşüyor, yangının şekli, cinsi ve büyüklüğüne göre herkes hissesini o ateşten alıyor Ferd planında kalan ateş, “Külüm yok, dumanım yok” türünden görünmez bir ateş olarak yakarken; devlet bazına çıktığı vakit, artık kitleler Pavarotti oluyorlar Irak, Filistin, Bosna, Keşmir, Doğu Türkistan, Çeçenistan, Afganistan ve koca bir İslâm coğrafyası bize bir ibret levhası olarak yetmez mi?
Hastalığın temelinde ise çok basit, gözle bile görülmeyen virüslerin yattığını ehli görmüş, bize haber de vermiş Pek çoğu hevâ-i nefsin zırvalarından ibâret olan günlük hayhuylarımızdan başımızı azıcık kaldırma zahmetine katlanır da, Allâh (cc)’nün Kitâbındaki “İnneme’l-mü’minûne ihvetün” kelâmına, Rasûlü (asm)’ın teblîğindeki “Ey Allâh’ın kulları kardeş olunuz” fermânına, asrında vâris-i Nebevî olan Bedîüzzamân (ra)’ın “Uhuvvet Risâlesi” isimli eserine bakma fırsatı bulursak; derdimizin dermânını da bulmakta gecikmiş olmayız inşâallah
Bu yolun ortası yoktur, iki görünüyor Ya Mü’min kardeşlerimize karşı içimizden doğan hased ve kıskançlık hissine yol vermekte devâm ederek hem kendi rûhumuzu ateşler içinde bırakacağız, hem de “Ve lâ teferrakú” (Ayrılmayın!) âyetine muhâlefet etmek sûretiyle Müslümanların birliğine bir dinamit de biz koymuş olacağız; ya da Kur’ân eczâhânesinden alınıp bize takdîm edilen “îmân” reçetesine sarılarak içimizdeki hased ve kıskançlık ateşinin itfâiyecisi olacağız Birinci yol ne kadar kolay görünüyorsa, ikincisi de o kadar zor gözüküyor Velâkin, imtihân da bu değil midir zâten?
Yakın plana dönecek olursak; aynı inancı paylaşan bir mü’minler topluluğu içinde zâten her bir ferd diğerinin aynısı hükmüne geçtiğine göre, her ferdin ma’nevî kazancı da -nûrâniyyet sırrıyla- hiç kendisinden eksilmeden diğer kardeşlerinin de defterlerine geçtiğine göre, bu “hased” denilen kıskançlık mikrobunun canlanmasında aklen ve mantıkan bir sebeb zâten yok ki! Olmayan şeyin kavgasını mı vereceğiz?
“Tarafgirlik, inâd ve hased” denen üçlünün bir an önce İslâm topraklarını terk etmesi gerekmektedir Bu üç ahlâksızı bizzât Rabbimize şikâyet ediyoruz, başımıza açtıklarından muztaribiz Onlar gitsin ki, yerlerine “İslâm kardeşliği” gelebilsin Ancak o zamân dertlerimize dermân gelecek, ağlayan yüzlerimiz gülebilecektir Eğer biz kendi irâdemizle “İttihâd-ı İslâm” hedefine giden yolu açma gayretinde bulunmazsak; semâvî âlemin buldozerleri yolu açmaya geldiklerinde, bizi de kaya niyetine sürükleyip götürecektir
İrâdemizi istediğimiz tarafa kullanmakta serbestiz…
Mustafa KAPLAN

 

mumsema is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 01-06-2008   #2
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Sâhibini Yiyen Ateş: Hased!

Haset nedir, zararları nelerdir?

Fudayl bin İyaz’ın, “Mü’min gıpta eder, münafık haset eder” buyurur Bu söz bizim için hem güzel bir ölçü, hem de büyük bir tehdit içerir Bir insan, bir başkasının nâil olduğu maddî veya manevî bir ihsana kendisinin de erişmesini arzu edebilir Bu haset değil gıptadır Hasette ise, haset edilen şahıstan o ihsanın mutlaka geri alınması arzu edilir Yani, zengin komşusuna haset eden adamın temel hedefi, kendisinin zengin olması değil, komşusunun fakir olmasıdır Bu ise, ancak münafıklara yakışacak kadar aşağı ve bayağı bir düşüncedir

Bununla beraber, bu güzel sözü yanlış yorumlayarak, haset edenlere hemen münafık damgası vurmak elbette doğru değil

Çünkü münafığın tarifi açık: Münafık, gerçekte iman etmediği halde iman etmiş gözüken kimsedir Haset eden bir mü’mine, bu mânâda, münafık demek mümkün değildir O halde bu sözü, “Sakın haset etmeyiniz, zira bu ancak münafıklara yakışan alçak bir sıfattır” şeklinde anlamamız gerekir

Haset hastalığına tutularak, kendi kaybına değil de, başkalarının kazancına üzülen bir insan ticaret bilmezliğin en ileri örneğini sergiler

Hasetten kurtuluş için Bediüzzaman Hazretleri’nin bir tavsiyesi var: “Hasit adam haset ettiği şeylerin âkıbetini düşünsün Tâ anlasın ki, rakibinde olan dünyevî hüsün ve kuvvet ve mertebe ve servet; fânidir, muvakkattir”( Mektûbat)

Haset hastalığının temelinde, haset edilen kimseyi ve onun elindeki dünya nimetlerini ebedî zannetme gafleti yatar Akıl planında, gerçeğin böyle olmadığını herkes bilir; ama, hissiyat hükmünü icra etti mi, zavallı akla kıvranmaktan öte bir şey kalmaz

Bir asır sonra bütün haset edenler ve edilenler gibi, hasede konu olan mevki ve makamlar, servet ve devletler de başka insanların eline geçecekler; bir süre de onları oyalayacak ve hiçbirine gerçek yâr olmadan, bir başka gruba intikal edecekler

Hasedin bir de kadere itiraz yönü var

“Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeyler için, insanlara haset mi ediyorlar?” (Nisa Sûresi, 54)

Âyet-i kerimede, “Allah’ın lütfundan verdiği” şeklinde çok hikmetli bir kayıt var Bu kayıttan hareketle müfessirlerimiz, meşru olmayan kazançlara haset edilebileceğini belirtmişler ve “Vurguncunun elindeki malın gitmesini temenni etmek haset değil, gayrettir, adalettir” demişler

Buna göre bir adam hırsızlık ederek zengin olsa, o malın ondan alınmasını arzu etmek haset değildir Haset; “Allah’ın lütfüyle verdiği” meşru servet, makam yahut fazileti çekememektir Bunların, bir müminden alınmasını arzu etmek ise, kaderi tenkit ve rahmete itiraz mânâsı taşır

Bir insan düşünelim: Belli bir nimete ulaşmak için elinden gelen gayreti göstermiş, meşru dairede çalışmış, fiilî ve kavlî duasını yaptıktan sonra Rabbinin rahmetini, inayetini gözlemeye başlamıştır Bu insana yapılan İlâhî lütuf karşısında mü’mine düşen vazife, o nimete kendisi nâil olmuş gibi sevinmektir Kadere iman da, İslâm kardeşliği de bunu gerektirir



 

Gülehasret is online now  
Alt 02-06-2008   #3
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Sâhibini Yiyen Ateş: Hased!

Allah (cc) cümlemizden uzak tutsun hasedi

 

fecr is offline  
Cevapla



Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap son Mesaj
ateş-yüksek ateş-yeni doğan bebekte ateş gamzeeyldz Çocuk Sağlığı ve Bakımı 0 21-07-2008 15:40
köpeğine bak sahibini al gamzeeyldz Komik Resimler 2 30-05-2008 22:29
Kediler sahibini yedi suleyman75 Yurt İçi Haberler 0 23-04-2008 00:12
Altın Ayı Sahibini Buldu Gönülce Kültür Sanat Haberleri 0 17-02-2008 12:43
İşte sahibini yiyen köpek P®ens Haber Arşivi 0 27-02-2007 06:56

Saat 00:02.
Arşiv Sayfaları Netfrm Frmalev Mumsema Frmacil Etiket Dantel Derya Modeller Powered by  MyPagerank.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512