Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Dini Sohbet

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et
Alt 28-08-2007   #1
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart Kâbe ve Ravza



Kâbe ve Ravza
Sızıntı
Kâbe
Kâbe, mü’minlerin kalbinin müşterek attığı bir mihrap ve “İnsanlar için vaz’edilen ilk ev” takdir ve tebciliyle yüceltilmiş ilk mâbeddir Temeli, yeryüzünde henüz harcın, taşın, tuğlanın bilinmediği bir dönemde gökler ötesi âlemlerde plânlandı ve durulardan duru bir Nebi’nin eliyle gerçekleştirildi Oturduğu zeminin o işe tahsisi, Âdem Nebi’nin yeryüzüne teşrifinden yıllar ve yıllar önce kararlaştırılmıştı Öyle ki, bir gün melekler Hazreti Âdem’le karşılaştıklarında “Sen var edilmeden evvel bizler defaatle Kâbe’yi tavaf ettik” diyeceklerdir Tufandan sonra “Hatırla o zamanı ki, İbrahim ve İsmail (as) Kâbe’nin temellerini yükseltti ve şöyle dediler: Ey Rabbimiz, bizden bu hayırlı işi kabul buyur!” ilâhî beyanıyla, peygamberler babası Hazreti İbrahim ve onun oğlu İsmail (as) dümdüz olmuş Kâbe arsası üzerinde onu yeniden inşa ettiler
Arzın merkezinden “Sidretü’l-Müntehâ”ya kadar ins, cin ve meleğin her zaman çevresinde dönüp durduğu bir amûd-i nuranînin (nurdan sütun) yeryüzünde mücessem bir kesiti sayılan Kâbe, her lâhza görünür görünmez milyarlarca temiz ruhun, harîmine can atıp vuslat aradığı öyle eşi-menendi olmayan bir binadır ki, kıymeti semalara eşittir dense sezâdır zaten o, gökte ve yerde Allah’ın evi mânâsına “Beytullah” olarak yâd edilmektedir
Her yıl ehli iman, dünyanın dört bir yanından, uçak, vapur ve otomobillerle onun yumuşak, yemyeşil ve ötelere açık sıcak iklimine koşar ve daha yolun başında bütün günlük endişe ve telaşlardan sıyrılarak, sırtındaki sade, temiz ve beyaz urbalarıyla tarifi imkânsız bir imrendiriciliğe ulaşır ve âdeta meleklerle atbaşı hâle gelir
Bu kutlu yolculukta az çok hemen herkes, bambaşka bir âlemin sahillerinde farklı bir dünyaya doğru yol aldığını duyar gibi olur ve bütün seyahat esnasında hep hayret kuşaklarında dolaşır durur kâh ulu bir çınarın duruşu gibi vakarlı, kâh bir korunun sükûtunu andırır mahiyette heybetli ve kâh bir denizin ürperticiliğini hatırlatır şekilde azametli ama mutlaka samimî ve ihlâslı
Kâbe yolları oldukça uzun, mesafeler de insafsızdır Tasavvuf yolunun seyr u sülûku, tasfiyenin çilesi, Cennet çevresinin tepeleri, Cehennem civarının çukurları gibi, bu mübarek seferin de bir kısım sıkıntıları vardır; ama bunlar, ruhî gerilimin daha da artması ve iç hazırlığın tamamlanması için şarttır Bu uzun yolculukta herkes derecesine göre kendini hazırlar dolabildiğince dolar gerilir ve büyük bir birikimle gider oraya ulaşır
Bu mübarek yolculuk, eski zamanlarda, atlarla, develerle yapılırdı O devirde hacılar, Kâbe’ye varıncaya kadar yüzlerce makam, yüzlerce merkade uğrar enbiyâ-i izâmın yaşadığı yerleri ziyaret eder; hayalen onlarla buluşur-görüşür evliyâ ve asfiyânın meclislerine koşar, onların aydınlık ikliminden ışık alır ve bu masmavi, mânâ dolu yollarda yüzüyor gibi yolculuk yapar bir güzellik, bir şiir, bir romantizm banyosu almışçasına ruhunun gücüyle silâhlanır, mânâ âlemlerinden gelecek vâridâtı duymaya hazır hâle gelir ve sonra da gidip Hak kapısının tokmağına dokunurlardı
Evet, bütün bir yol boyu görüp duydukları şeylerden, kalblerinde, ruhlarında hâsıl olan en derin seziş ve duyuş kabiliyetleriyle gidip Kâbe’ye ulaştıklarında, onu, başı gökler ötesi âlemlere uzanmış; oradan ziyaretçilerine bakıyor ve için için bir iştiyakla onları bekliyor bulur ve şiddetli bir vuslat arzusuyla kendilerini onun kucağına atarlardı Evet, onun vakarlı bir yüze benzeyen cephesini ve bu nurlu çehrenin çevresinde mermerlere akseden gölgesini göklere doğru uzayıp giden mânâsını, etrafa ışık yağdıran atmosferini gören her gönül, kendince bir şeyler duymaya, bu derin simanın arkasındaki mânâları sezmeye ve bu mübarek yolculuğa sebep teşkil eden gayedeki hazzı, en derin bir ibadet neşvesi içinde tanımaya başlar ve zevklerin en erişilmezine ererdi/erer
Kâbe; bulunduğu noktaya o kadar uygundur ki, ona dikkatlice bakan herkes, bulunduğu yerle onun ruh ve mânâsı arasındaki sımsıkı râbıtayı hemen sezebilir Sanki o, hariçten getirilmiş rastgele malzeme ile yapılmamış da, yerden fışkırıp çıkmış veya gökte melekler tarafından inşa edilip bilâhare yeryüzüne indirilmiş gibidir O, yanı başındaki, yanmış kavrulmuş, büyük-küçük, dağ-tepe ve taş yığınları arasında, bir zikir halkasındaki serzâkire benzer Çevresindeki her şey onun iniltileriyle inler, onunla yukarılara el kaldırır ve sonra da sessiz onu dinlemeye koyulur
Kâbe, dost mahremiyetine açık bir haremlik, çevresi ise ağyâra da açık bir selâmlık; Safâ-Merve, hakikat semasını temâşâ için hazırlanmış birer kameriye; Makam-ı İbrahim, ötelere yükselten nurlu bir merdiven; Zemzem kuyusu da bu aşk meclisinde bir sâkî gibidir Bunların bütünü aşk yolcusunu birden selâmlayınca, insan âdeta uhrevîleşir, ruhuna açılan pencerelerle “melekût âlemi”ni temâşâya başlar ve bütün bütün insan muhayyilesi öyle geniş ufuklara yelken açar ki, bir adım daha atsa kendini ötelerin hülyalı mavilikleri içine girecekmiş gibi sanır
Kâbe, yeryüzü binalarındandır ve gerekli materyal de kendi çevresinden tedarik edilerek inşa edilmiştir; ama sanki o, amâ’nın1 bağrında kök salıp gelişmiş ve bütün varlığın esrarını ruhunda taşıyan bir nilüfer gibidir; hem arzla hem de semasıyla doğrudan doğruya olmasa bile dolaylı bir alâkasının var olduğu sezilir O, geçmiş bütün devirlerden değişik çizgilerle en asil, en soylu, en eski bir tarihî pırlanta ve aynı zamanda değerini kat kat artırarak hep yeni kalabilmiş atik ve antik bir binadır; Hazreti Âdem, sulbünden gelen bütün nesillerin ruh, karakter ve mizaçlarında en önemli bir kaynak olduğu gibi; Kâbe de yeryüzünde bina ve inşaat vak’asının ruh, mânâ ve muhtevasını taşıyan sırlı bir evdir
Onun hariminde her zaman, Cennetlerden esip gelen ve hakikate açık gönüllere dolan bayıltıcı, Firdevsî kokular duyulur Her an dünyanın dört bir yanından koşup ona gelenler, onu gördükleri andan itibaren kendilerinden geçer ve bu umumî mihrabın etrafında, ışığın çevresinde raks eden kelebekler gibi pervaz eder durur ve bütün ışıkların hakikî kaynağıyla daha yakından temas yollarını araştırırlar Kendinden geçmiş gönül erlerinin tavafı, zahiren Kâbe’nin çevresinde olmaktadır; hakikatte ise, bu deveran, kalbe dayalı nurdan bir helezon içinde mekânsızlıkta cereyan etmektedir
Onun iklimine ulaşan ve onunla buluşan âşık ruhlar, zaten özlerinde mevcut olan o yüksek düşünce ve tasavvurlarda daha da derinleşerek onun büyüsünü daha da bir başka duymaya başlarlar
Böylelerinin nazarında Kâbe, Hak katındaki yeri, insanlar nazarındaki mânâsı, ruhu, özü ve değerleriyle onlara şiir söyleyen, nasihat eden, ders veren bir üstad hâlini alır ve onların ruhlarına sürekli bir şeyler fısıldar
Kâbe çevresinde, her vazife ve mükellefiyetin kendine göre bir büyüsü vardır Ve imanlı sinelerin, büyünün tesirinde kalmamaları da düşünülemez Her lâhza onun çevresinde dönen, zaman zaman büyüyen ve büyüdükçe bir sel hâlini alıp o mübarek mekânın her yanını dolduran tavaftaki ruhlar; o çağlayan içinde duydukları heyecan ve cezbe ile kendilerini bütün bütün unutur, ledünnî ve ruhanî bir başka âleme uyanırlar Orada, her söz, her dua ve her yakarışta kendi aşk ve iştiyaklarının dile getirildiğini hisseder, kalblerdeki en mahrem duyguların, duyulmadık en mahrem kelimelerle seslendirildiğine şahit olur ve bütün ömür boyu, buradaki ses, ışık ve mûsıkîyle bütünleşen hislerle, en erişilmez hazları, en ölümsüz hatıralar içinde elde ederler

Ravza
Ravza, bize dünyada bulunmanın ruhunu duyuran biricik binadır Bu mübarek bina ile münasebet ve kalbî alâkalarımız bizde öyle kudsî heyecanlar hâsıl eder ki, onu düşünüp, onun hakkında bir şeyler söylerken, sanki iffetiyle tanıdığımız bir namus âbidesini anlatıyor gibi yanlışın en küçüğüne dahi düşmeyelim diye korkar ve tir tir titreriz Onun aydınlık semtine dehalet eden her ruh, vicdanının derinliklerinde, Nâbi’nin:
“Sakın terk-i edepten, kûy-i Mahbûb-u Hudâ’dır bu
Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu
na’tının yankılandığını duyar ve irkilir
Mekke, beşer tarihi boyunca bir kısım kısa aralıkların istisnasıyla, hep insanlığın mihrabı olmuştur Mekke’nin bu hususiyeti Kâbe’den ötürüdür Ve bu yönüyle de Kâbe, mihraplar mihrabıdır Bu muhteşem mihrabın bir de minberi vardır ki –Sahibine vücudumuzun zerrâtı adedince salât ü selâm olsun– o da Cennet bahçelerinden daha temiz olan Ravza-i Tâhire’dir
Bahçe mânâsına gelen Ravza, inanmış insanların mukaddes şeylere karşı duydukları alâka, bu alâkadan kaynaklanan duygu, düşünce ve tasavvurların sürekli değişen telakkilerle, sanat-mâbed-metâf-ı kudsiyân2 mülâhazaları içinde öteden beri, bir çeper ve bir surla sınırlandırılmaya çalışılmış bir “Hazîrat’ül-kuds”tür3
Bu mübarek mekân, hürmet hissi ve sanat telakkisiyle defaatle zarf değiştirmiş dış nakışlarıyla tekrar ber tekrar oynanmış; ama kat’iyen gönüller âlemiyle alâkalı ruh ve mânâsına ilişilmemiş ve ilişilememiştir
Sahibinin ruhuna doğru parçalanmış sineler gibi aralanan kapılar veya onun ruhundan insanlığa açılan menfezlerin çokluğu gibi, Ravza-i Tâhire’nin de pek çok kapısı vardır Bu kapılar arasında en namlısı da şâir Nâbî merhûmun:
“Felekde mâh-ı nev Bâbüsselâm’ın sîne-çâkidir
sözüyle anlattığı “Bâbüsselâm” (Selâm Kapısı)’dır Selâm verip bu kutlu kapıdan içeriye girenler, iki adım ötede Gönüllerin Efendisi’yle karşılaşacakmış gibi bir ruh hâleti hissederler Hisseder ve âdeta kendilerini bir kısım farklı esintilere salmış gibi olurlar
Peygamber huzurunda bulunmanın vakar, ciddiyet ve temkiniyle, namaz kılan, dua eden, salât ü selâm okuyan Hak âşığı gönül erlerinin safları arasında, tıpkı nurlu bir koridorda yürüyor gibi, ışık alarak, aşk u şevkle dolarak Muvâcehe’ye4 doğru ilerleyen uyanık bir insan, her adım başı, akla-hayale gelmedik sürprizlerle karşılaşacağı hissiyle ilerler Hele Muvâcehe, hele Muvâcehe Oraya ulaşan nezih ruhlar, artık gözleri hiçbir şey görmüyor gibi, sadece O’nu anar ve inler, sadece O’nun hayal ve misaliyle teselli olurlar Hele bir de, daha önceden hazırlanmış ve hayalinde birkaç defa o eşiğe baş koyup vicdanının derinliği ve gönlünün sınırsızlığıyla oraya varmışsa doğrusu öyle bir tabloyu tasvir için sözün nutku tutulur ve beyan, aczini ifadeden başka kelime bulamaz
İnsan, daha çok hüzünle gülümseyen bir yüze benzeteceği, mübarek Merkad’in kıble cihetindeki sütrenin önüne varınca, ümit ve emel heyecanıyla çırpınıp duran yüzlerce âşık ruhla karşılaşır Bu alabildiğine yeşil ve sihirli nur iklimi, derecesine göre hemen herkese, bir başka âlemin kapısının önünde bulunma hissini verir Öyle ki, Muvâcehe’ye ulaşan her âşık ruh, bir iki kadem ötede sevgilisiyle buluşacakmış gibi his ve heyecanla köpürür ve vicdanında aşk u şevkin kalem ve mürekkep görmemiş besteleri duyulmaya başlar derken, o altın iklimin sesleri, sözleri, görüntüleri bin bir tedaî5 ile onun bütün benliğini sarar ve onu zaman üstü sırlı bir kuşağa çeker götürür Bu kuşağa ulaşan herkes, bugünü dünle, dünü de Dost’un ışık çağıyla bir arada idrak eder ve onun meclisinden sızıp gelen en mahrem fısıltıları duyar ve kendinden geçer
Ravza-i Tâhire karşısında hayat, hep bir hülya ve rüya gibi yaşanır Bütün bütün ona sırtını dönmeyen hemen her ruh, onun elinden aşk şarabı içmiş, mest olup kendinden geçmiş gibi, bir türlü bu sihirli âlemden ayrılmak istemez Burada fikirler durur, ruhlar duyguların tesirine girer ve bütün gönülleri bir vuslat arzusu sarar Burada, insanın içinde birer çiçek gibi açan mahrem hülyalar, âdeta insana Cennet bahçelerinin hazlarını ve cennetliklerin neş’e ve huzurunu tattırır gibi olur Burası, hassas ruhların hülyalarına matkap salmak için Kudret eliyle ta ezelden plânlanıp kurulmuş ve hisleri, istekleri, sevgileri tutuşturan, besteleyip mırıldanan, dünyada, gökler ötesinin bir uzantısı gibidir Burada, kendini inanç buudlu tasavvurların rengîn ve zengîn iklimine salabilenler, uçsuz bucaksız hülyalara dalar; yaşadıkları hayatın içinde bir sır, bir hafî, bir ahfâ6 yolcusu gibi çok defa bizim için gizli kalan ve insanoğlunun asıl benliğini teşkil eden bir başka “ben”in var olduğunu duyarlar Âdeta, şehadet âleminin ince tenteneli perdesi delinip de her şeyin hakikatiyle beraber insanın özü de meydana çıkmış dolayısıyla herkes kendini uhrevîleşmiş gibi hisseder ve öbür âlemin âhengine uyar ve kendini firdevsî hazlar içinde bulur
Bizler, her zaman kendimizi Kâbe’de ibadet, Ravza’da da aşk u hasret kuşağında hisseder; birincisinde kulluk sırrını idrakle cevap vermeye çalışır, ikincisini de samimiyet ve vefa ile kucaklarız Buralarda duyduğumuz şeylerin aslını tam tefrik edemesek bile, en duygulandırıcı şeylerden daha duygulandırıcı, en vecd verici şeylerden daha coşturucu, hülyasıyla mest olduğumuz bir âlemi, kendine has ahengi, şiirî büyüsüyle duyar ve ifadesi imkânsız hislerle yerlere kapanacak hâle geliriz
Her zaman, aşk u şevkin gelgitleri arasında yaşanan buradaki hayat, bir vuslat demi, bir “şeb-i arûs”7 neşvesi içinde yaşanır Her çığlık, her inilti, dosta açılan kapıların gıcırtıları gibi yüreklere ürperti salar Ruh “vuslat” der inler ara sıra dost yüzü kendi çağıyla kapısının önünde el pençe divan duranların, gözlerini yummuş, saygıyla bir menfez kollayanların hayallerine kâh açılır, kâh kapanır Ama sürekli imrendirir, sürekli ümitlendirir ve daima rikkatli geçer
Burada duvarlar, sütunlar ve aşk matkaplarıyla oyulmuş gibi görünen kubbeler, hatta döşemeler, sergiler hemen her şey, mavi, yeşil, sarı her rengin nazlı çiçeklerini andırır mahiyette, güzelliklerin en derinlerine açılmış yaşıyor gibidir
Zaten her zaman nezih bir ruha benzetebileceğimiz Merkad ve Yeşil Kubbe, âşıkların duygu ve düşünce dünyalarındaki derinliklerle yan yana gelince öyle muammalaşır ki, insan bulunduğu yeri Cennet’ten kopup gelmiş bir parça sanır
Bugüne kadar mânevî havası ve ledünnî zevkleriyle pek çok feyizli makam gördüm bir hayli mübarek mahalleri müşâhede fırsatını buldum Ama bunlar arasında, ruhumda en derin izler bırakan, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) köyü –o köyün izleri ebedlere kadar gönüllerimizde yaşasın– olmuştur Ruhum o beldeyi her zaman bir “dâüssıla” hasretiyle kucaklamıştır Kucaklarken de “İşte bir avuç toprağını cihanlara değiştirmeyeceğim beldeler beldesi!” demiş içimi çekmişimdir
Bunlar, bir ham ruhun duyup hissettiği şeyler İrfanla kanatlanıp aşkla şahlanmış büyük sinelerin duyup hissettiklerini onlardan dinlemek ve onlardan öğrenmek icap eder Bu mevzuda benim söylemeye çalıştıklarım ise, beceriksizliğin ve istidatsızlığımın çehresinde hamiyet ehlini gayrete getirme arzusundan başka bir şey değildir Bu kadarcık olsun bir şey yapabilmişsem, onu Ruh-u Seyyidü’l-Enâm’ın teveccühüne vesile sayar, kapısının tokmağına dokunur “Beni de Yâ Resûlallah!” derim
Dipnotlar
1 Amâ: Varlığın eter ötesi safhası veya semâların bir bulutsu görünümünde olduğu ilk ân Tasavvufta, Vâhidiyet tecellîsi
2 Metâf-ı Kudsiyân: Kudsîlerin çevresinde dönüp durduğu yer ma’nâsına Şâir Nâbî’ye ait bir söz
3 Hazîrat’ül Kuds: Tasavvurlar üstü bir cennet bahçesi
4 Muvâcehe: Kıble tarafından Efendimiz’in nur-efşan kabrini çevreleyen mübarek parmaklıklar
5 Tedâi: Çağrışım
6 Hafî-Ahfâ: İnsandaki mahiyeti pek fazla keşfedilemeyen duygular
7 Şeb-i Arûs: Kutlu kavuşma, âşıkın maşukuna kavuşması anı
Yeni Ümit dergisinin Nisan-Mayıs-Haziran ve
Temmuz-Ağustos-Eylül 1990 tarihli sayılarından alınmıştır

 

mustafaefendi is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 30-08-2007   #2
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Kâbe ve Ravza

keşke bende oralara gidebilsem bu arada sana rep yolladım +rep

 

bursalomer is offline  
Alt 31-08-2007   #3
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Kâbe ve Ravza

ben oralara zaten giittiydim paylaştığın için teşekkürler

 

P.Alemdar is offline  
Cevapla



Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap son Mesaj
Kabe Resimleri tatlı melek Hac 5 31-10-2008 20:15
Ravza-i Mutahhara (kristal) mumsema Dini Resimler 1 18-09-2008 20:24
Ahmet Özhan - Ravza İştiyakı gökçe34 Türkçe Şarkı Sözleri 0 18-07-2008 22:14
Kâbe Hakan Hac 0 07-07-2008 01:17
KaBE suleymanemre Dini Resimler 0 16-06-2007 16:54

Saat 16:12.
Arşiv Sayfaları Netfrm Frmalev Mumsema Frmacil Etiket Dantel Derya Modeller Powered by  MyPagerank.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512