Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > İman

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et
Alt 03-09-2008   #1
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart Allah Teâlâ’ya Ve Sıfatlarına Iman



ALLAH TEÂLÂ’YA VE SIFATLARINA İMAN


Yazıldığı gibi imanın başlıca altı şartı, altı temeli vardır. Birincisi, ALLAH Teâlâ’ya iman etmektir. Şöyle ki: “ALLAH Teâlâ” diye mukaddes ismini zikrettiğimiz bir Halik-ı Azimüşşan (şânı büyük bir yaratıcı) vardır. O'nun bir tek olan zatı, bütün kemal sıfatlarıyla vasıflanmıştır. Bütün noksan sıfatlardan beridir, tertemizdir. Bütün alemleri yoktan var eden odur, onun büyüklüğüne, kudret ve azametine son yoktur. Bizleri ve bizim gördüğümüz, görmediğimiz, göremeyeceğimiz nice binlerce alemleri yaratıp, yaşatan besleyen ancak odur.



ALLAH Teâlâ'nın “Rahman, Rahim, Halik, Rezzak, Hakim, Rabb, Mübdi, Aziz, Gaffar, Cebbar, Tevvab, Hak" gibi daha bir çok mukaddes isimleri ve pek muazzam sıfatları vardır. Bilhassa Vücud sıfatıyla muttasıftır, bundan başka mübarek sıfatları iki kısma ayrılır. Bir kısmı “Sıfat-ı selbiye”[1]dir ki: Kıdem, Bekâ, Havâdise Muhalefet,[2] Kıyam bizzat[3], Vahdâniyet’ten ibaret olmak üzere beştir.



Diğer kısmı da Sıfat-ı zatiyye[4] ve Sıfat-ı Sübûtiye[5]dir ki Hayat, İlim, İrade, Kudret, Semi, Basar, Kelam, Tekvin’den ibaret olarak sekizdir. Bu kutsi sıfatların hepsine birden “Sıfat-ı Kemaliye” de denir.



İşte biz böyle kemal sıfatlarıyla vasıflanmış olan bir ALLAH'ü Azimüşşan'ın varlığına ve bütün bu yüce sıfatlarına iman ederiz. Bu mu-kaddes sıfatlara dair, sırasıyla biraz malumat vereceğiz.



VÜCÛD: ALLAH Teâlâ'nın varlığı demektir. Gerçekten ALLAH Teâlâ vardır ve en büyük varlık ona mahsustur. Onun varlığı her şeyden daha fazla apaçık ortadadır. Çünkü ALLAH Teâlâ olmasaydı, hiçbir şey var olmazdı. Gerek bizim ve gerek herhangi bir şeyin varlığı, Hak Teâlâ'nın varlığına bir delildir.



Biz biliyoruz ki, bu alemdeki şeylerden hiçbiri kendi kendine var olacak bir mahiyette değildir. Bunlardan hiçbiri ne kendi kendine var olabilir, ne de kendi kendine yok olabilir. Başka bir deyişle; yaratılmış hiçbir şey, kendi kendine yokluktan varlığa gelemez, varlıktan yokluğa gidemez. Ve yaratılmış hiçbir şey, ne bir zerreyi var edebilir, ne de bir zerreyi yok edebilir. Halbuki içinde yaşadığımız bu dünya ile beraber sonsuz alemler meydana gelmiş, birbiri ardınca meydana gelmekte bu-lunmuştur. Nice şeyler de var iken yok olmuştur.



Bu sebeple bütün bunları var eden, yok eden kuvvet ve hikmet sahibi yüce bir yaratıcının varlığından asla şüphe edilemez.



ALLAH Teâlâ'nın varlığını isbat için, kelam ilminde ve felsefe kitaplarında pek çok deliller yazılmıştır. Biz bunların bir kısmını “Muvazzah İlmi Kelam Dersleri” adındaki eserimizde yazmış bulunu-yoruz. Şimdi burada bizim için yalnız: “إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ...” âyet-i celilesini[6] okuyup yüksek meâlini düşünmek kafidir.



Bu âyet-i kerime güzelce düşünülürse ALLAH Teâlâ'nın varlığına, büyüklüğüne dâir yüz binlerce delil göz önünde belirmeye başlar. Bizim bu eserimiz şüphe yok ki bunları açıklamaya yetişmez. Ancak Astro-nomi (Gök bilimi), Jeoloji (Yer bilimi), Zooloji (Hayvanlar ilmi), Botanik (Bitki ilmi), Madenler, Psikoloji (Ruh bilimi), Anatomi (Vücut yapısını inceleyen bilim) gibi ilimlerin verdiği malumatı göz önüne geti-renler, bu âyet-i celilenin işaret ettiği delillere pek güzel akıl erdirebilir-ler. Biz burada şunu söyleyelim ki, her selim akıl sahibi güzelce düşündükçe ALLAH Teâlâ'nın varlığını tasdik etmeye mecbur olur. İşte:

إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَاْلأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ َلآيَاتٍ ِلأُولِي اْلأَ
لْ
بَابِ


"Şüphe yok ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, uzayıp kısalmasında selim akıllara sahip olanlar için –Hak Teâlâ'nın varlığına ve onun kudret ve hikmetinin kemaline âit– deliller, alâmetler vardır."[7] meâlinde olan yukarıdaki âyet-i kerime bunu haber veriyor. Bunu takip eden: “اَلَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللهَ...” ayet-i kerimesi de temiz, selim akıl sahiplerinin, Hak Teâlâ'yı her halukârda zikreden ve gökler ile yerin yaratılışında tefekküre dalan, "Ya Rabbi! Bunları boş yere yaratmadın." diyen mütefekkir kimselerden ibaret olduğunu bildiriyor.



Bütün bu âyetler İslam dininde aklın, tefekkürün ne kadar kıymetli olduğunu da göstermiş oluyor. Hatta bir hadis-i şerifte de:



“لاَ عِبَادَةَ كَالتَّفَكُّرِ = Tefekkür gibi ibadet yoktur." buyrulmuştur.[8]



Gerçekten müslümanlıkta aklın, düşüncenin büyük bir yeri vardır. İslam dini tamamen akla, hikmete uygundur, hiçbir fikir yürütmekten, tenkitten çekinmesi, korkusu yoktur. İslamiyet mütefekkir insanların dinidir.



İşte bu mütefekkir insanlar, gökleri, yerleri, geceleri, gündüzleri düşünürler, fezada parıldayan ve her biri güneşten binlerce kere daha bü-yük olan bir çok nurani yıldızların ihtişamını tefekkür ederler. Yer yü-zündeki yüz binlerce canlı-cansız emsalsiz şaheserleri göz önüne alırlar. Latif gündüzlerin, ruhani gecelerin ne kadar düzgün, muntazam bir yaratılış kanununa tâbi olarak, biri birini takip edip durduğunu dikkatle bakıp-durup düşünürler. Bütün bu düşünceler, tefekkürler neticesinde bunlara bu varlığı, bu intizamı vermiş olan ALLAH Teâlâ'yı büyük bir heyecan, coşku ve şevk ile tasdik etmeye mecbur olurlar.




Hattâ böyle büyük varlıkları değil, bir zerreden bile küçük olduğu halde büyük bir duygu ile, hayatını müdafaâ endişesiyle hareket eden bir mikrobu, yine bir zerreden küçük olduğu halde sinesi bir kuvvet hazinesi bulunan bir atomcağızı düşünmek bile, aklı başında olan bir insan için bu kâinatın âlim, hakîm, olan yaratıcısını tasdik etmeye yeterlidir.




Bütün bu garip, emsalsiz şaheser, muntazam varlıklar, birer tesa-düf eseri midir? Bütün bunlar bilgiden, hikmetten mahrum, belki de ha-yalî bir tabiatın mahsulü müdür? Hâşâ! Böyle bir şeye hiçbir akıllı, hiçbir mütefekkir kanaât sahibi olamaz.




Tekrar ederiz ki Hâk Teâlâ'nın varlığını büyüklüğünü anlayıp itiraf etmek için: “اِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ...” âyeti celîlesini[9] güzelce tefek-kür yeterlidir. Bunun içindir ki, Resul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz:



“وَيْلٌ لِمَنْ قَرَأَهَا وَلَمْ يَتَفَكَّرْ فِيهَا” buyurmuştur.[10] Yani, “yazık o kimseye ki bu âyetleri okur da, bunlarda tefekküre dalmaz.”


Etmekte şu levha-i tabiat Bir hâlika pek açık şehadet


(Şu görünen ibretli tabiat manzarası, bir yaratıcıya apaçık delalet ediyorken)


Bilmem nasıl eylemekte inkâr Hallak-ı Hakîm'i ehli gaflet?


(Herşeyi yerli yerinde yaratan ALLAH Teâlâ'yı, gaflet ehli nasıl in-kâr edebilmektedir? Bilmem…)


Her sahada parlayan bedayi Eyler bizi intibaha dâvet,


(Her sahada parlayan emsalsiz şâheserler, bizi uyanmaya ibret almaya dâvet ediyor.)


Mağlûp oluyor heva-i nefse Hayfa ki, zavallı âdemiyet


(Ne yazık ki zavallı insanlık nefsin arzu ve isteklerine mağlup oluyor.)


Dünyaya perestiş eyliyenler Nâdim olacaklar en-nihayet


(Dünyaya tapınanlar en sonunda pişman olacaklardır.)


Bir fâide bahşeder mi heyhat! Vaktinde edilmeyen nedamet.


(Fakat boşuna… Çünkü zamanında yapılmayan bir pişmanlık herhan-gi bir fayda sağlar mı?)






KIDEM: Ezeliyet, yani evveli olmamak sıfatıdır. Evveli olma-yana kadîm denir, sonradan olana da hâdis denilir. ALLAH Teâlâ kıdem sıfatıyla da vasıflanmıştır. Çünkü ezelîdir, kadîmdir. Varlığının evveli yoktur. Onun evveline asla yokluk geçmemiştir. Onun varlığı yanında milyarlarca sene, bir saniyelik bir müddet bile sayılmaz. Aynı şekilde: Gördüğümüz âlemler, milyarlarca seneden beri mevcut bulunsa bile, yine Hak Teâlâ'nın ezeliyeti yanında bir saniyelik bir hayata sahip olamaz.



Kısacası ALLAH Teâlâ kadîmdir, sonradan var olan, hâşâ ALLAH olamaz. ALLAH Teâlâ'dan başka her ne var ise onlar da hâdistir. Çünkü ALLAH Teâlâ'nın kudretiyle yaratılmışlardır. Artık şüphe yok ki yaratı-lanlar, yaratana mahsus olan kadîm sıfatına sahip olamazlar.



كَانَ اللهُ وَ لَمْ يَكُنْ مَعَهُ شَيْئٌ

 

Gölge AdaM is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 03-09-2008   #2
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Allah Teâlâ’ya Ve Sıfatlarına Iman

"ALLAH'ü Teâlâ vardı O'nunla beraber hiçbir şey yoktu"





BEKA: Ebediyet, yani sonu bulunmamak sıfatıdır Sonu olana fânî, sonu olmayana da bâkî denir

ALLAH Teâlâ beka sıfatıyla da vasıflanmıştır Çünkü ebedîdir, bâki-dir, varlığının asla sonu yoktur, onun yok olacağı bir zaman düşünülemez


Kâinat dediğimiz bütün varlıklar, ALLAH'ın kudretiyle var olmuş-lardır Bunlar yine ALLAH'ımızın kudretiyle yok olur, tekrar yine var o-labilirler, binlerce değişikliklere uğrayabilirler Fakat ALLAH Teâlâ bâkîdir, yok olmaktan, değişmekten münezzeh (beri)dir Zira O, başka-sının kudretinin eseri değildir ki onun kudretiyle yok olsun veya değişik-liğe uğrasın Bilakis diğer bütün varlıklar, O'nun kudretinin birer eseri-dir Artık Hak Teâlâ'da yokluk ve değişiklik nasıl düşünülebilir?



وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُوالْجَلاَلِ وَاْلاِكْرَامِ



"Azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâkî kalacaktır"[11]

HAVADİSE MUHALEFET:[12] Sonradan var olmuş şeylerden ayrı olmak sıfatıdır ALLAH Teâlâ havadise muhalefet sıfatıyla da vasıf-lanmıştır Çünkü ALLAH Teâlâ yaratılmış şeylerden hiç birine herhangi bir şekilde benzemez Hepsine muhaliftir Hatırlara her ne gelirse gelsin ALLAH Teâlâ onlardan mutlaka başkadır


Yaratılmışlar, kâinat dediğimiz şeyler, hâdistirler, değişirler, baş-kalaşırlar, birbirine benzeyebilirler ve nihayet yok olurlar Bütün bu fanî varlıkların cinslerini, nevilerini, şekillerini göz önüne alınız, bunların arasında insanları, melekleri de düşününüz, bunlardan hiçbiri ALLAH Teâlâ’ya hâşa, benzemez ve hiç birisinde ulûhiyetten, mâbudiyetten hâşâ bir hisse, bir parça bulunamaz Hiç yaratılan, yok olmaya mahkûm bu-lunmuş olan âciz, fâni şeyler; yaratan, yok olmaktan berî bulunan ALLAH’ü Azimüşşan'a benzeyebilir mi? Hiç O kadîm, hakîm yaratı-cıya ortak olabilir mi? Böyle bir kanaata sahip olanlar kendi fâni varlık-larını hâşâ, ALLAH'lığa kadar yükseltmeye ALLAH Teâlâ'yı da kendi-leri gibi naciz bir mahlûk (yaratılmış varlık) derecesine indirmeye cüret küstahlığında bulunmuş olurlar


İnsanların ve diğer yaratılmış varlıkların bir çok ihtiyaçları vardır Bunlar mekâna, zamana, yeyip içmeye, gelip gitmeye, doğup doğurmaya ve başka bir şeye muhtaç bulunurlar ALLAH Teâlâ ise bütün bu ihti-yaçlardan münezzehtir O’nun Arş, Kürsî, yedi tabakaya ayrılmış sema (gökler) vesaire denilen nice âlemleri vardır Fakat O, bunlardan hiç birine muhtaç değildir Bunlar yok iken O yine var idi


Artık şüphe yok ki muhtaç olan, yaratılmış şeylerin fani sıfatlarıyla sıfatlanan bir zat, -hâşâ- ALLAH olamaz Mukaddes dinimiz, bizleri bu gibi yanlış düşüncelerden, inançlardan kesin surette menetmektedir



لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَييْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ



"O'nun benzeri hiçbir şey yoktur O, hakkıyla herşeyi işitici ve her-şeyi görücüdür"[13]


KIYAM BİZATİHİ: Varlığı, durması kendi zatıyla olmak manasında bir sıfattır Bu sıfat da ALLAH Teâlâ'ya mahsustur Şöyle ki, Hak Teâlâ'nın ezeli ve ebedi olan varlığı kendi zatıyla durmaktadır Kendi varlığı; kendi hüviyetinin, kendi mukaddes zatının gereğidir Asla başkasından değildir Bunun içindir ki ALLAH Teâlâ'ya “Vacibü’l- vücud” denir Onun varlığı, başka bir var edene ihtiyaçtan münezzehtir ALLAH Teâlâ'yı -hâşâ- var eden bir var olsa idi, işte ALLAH o var eden olmuş olurdu Bu sebeple: "ALLAH'ı kim var etti?" diye bir suale asla yer yoktur Çünkü ALLAH zatıyla durmaktadır, ezelidir, başkasının var edeceği bir hüviyette değildir Böyle olmasaydı ne kâinat var olurdu, ne de başka bir şey Bu hakikat kabul edilmeyince, içinde yaşadığımız âle-min varlığını izaha da asla imkan bulunamaz Kâinat dediğimiz yara-tılmış şeyler ise hem var, hem de yok olmaya elverişli olduğu içindir ki, bir var ediciye muhtaç bulunmuştur



Kısaca, ALLAH Teâlâ'yı var eden bir var asla düşünülemez Ve O’ndan başka yaratıcı bir zat mevcut bulunamaz



هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللهِ" = ALLAH'tan başka bir yaratıcı var mı? "[14]






VAHDANİYET: Birlik, tek olmak, benzeri olmamak, artmak-tan, ayrılmaktan, eksilmekten beri olmak gibi manaları ifade eden bir sıfattır Bu sıfatla sıfatlanana “vâhid” denir ki, benzeri olmayan, par-çalara ayrılmaktan, çoğalmaktan beri bulunan zat demektir Bu sıfat da ALLAH Teâlâ'ya mahsustur Şöyle ki, ALLAH Teâlâ zatında, ulûhiye-tinde, mabudiyetinde ve diğer bütün sıfatlarında birdir Ortaktan, benzerden münezzeh (berî)dir Kendisinde artmak, eksilmek, parçalara ayrılmak, başka şeyler ile birleşmek gibi haller asla bulunamaz

Evet ALLAH Teâlâ her yönüyle birdir, her nasıl düşünülürse düşü-nülsün, temiz bir akıl, hikmete âşina bir ruh, bir ALLAH'tan başka ilah bulunduğunu düşünemez, başkasının ulûhiyetle, mabudiyetle sıfatlanma-sına imkan veremez


Gerçekten iki veya daha çok ilahın varlığı kat’i deliller ile redde-dilmiş bulunmaktadır Şu gördüğümüz kâinatın varlığı, devamı, intizamı bütünüyle ALLAH Teâlâ'ın birliğine şahittir


ALLAH Teâlâ zatında, ulûhiyetinde, mabudiyetinde bir olduğu gibi yaratıcı olmasında da birdir Yaratılmaya, yok edilmeye kabiliyetli olan; bu sebeple mümkin adını alan herhangi bir şeyi var eden, yok eden ancak ALLAH Teâlâ'dır, O’ndan başka yaratıcı yoktur



Kâinatı böyle bizzat yaratmaya, yaşatmaya, yok etmeye kâdir ol-mayan bir zat ise ALLAH olamaz Bunun içindir ki, ikinci bir ALLAH'-ın varlığına asla imkan yoktur Çünkü faraza iki ALLAH'tan biri kâinâtı tek başına yaratmaya kâdir ise, diğeri lüzumsuz olmuş olmaz mı? Bila-kis tek başına yaratmaya kâdir değilse aciz bulunmuş olmaz mı? Lüzum-suz veya aciz bulunan bir zat ise nasıl ALLAH olabilir



Bu sebeple ALLAH Teâlâ'nın her yönüyle birliğinde hiçbir selim akıl sahibi tereddüt edemez Birden fazla yaratıcıların, mabudların varlı-ğına inanan milletler ise akla, hikmete aykırı bir inancın esiri olmuş ve hakikat bakımından büyük bir cehalet içinde kalmışlardır



لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ِللهِ الْوَاحِدِ القَهَّارِ



"Bugün mülk, hükümranlık kimindir? (Soruyu soran ALLAH'tır, cevabını veren de O'dur) Kahhâr olan bir tek ALLAH'ındır"[15]

HAYAT: Dirilik demektir ALLAH Teâlâ bir tek olan, kendi zatına mahsus bir hayat sıfatı ile sıfatlanmıştır Bu, Hak Teâlâ'nın ilim ile, irade ile, kudret ile sıfatlanmasına mahsus bir sıfattır Hayatı olma-yan bir şey; bilmekten, dilemekten, bir şey yapabilmekten mahrum bulu-nur, bu mahrumiyet ise büyük bir noksanlıktır



Evet… Bu sıfatlardan mahrum olan bir şey, kendi kendine hiçbir eser meydana getiremez Hele bilgi, düşünce, dileme, güç sahibi olan varlıkları yaratmaya asla kabiliyetli bulunamaz Çünkü hiçbir eser, eser sahibinde bulunmayan bu gibi vasıflara sahip bulunamaz Bunun içindir ki, tabiat denilip ilim ile, irade ile, kudretle sıfatlanmayan ve varlığı eşya ile durduğu düşünülüp bu eşya haricinde bir varlığı bulunmayan şuursuz bir varlık, bir yaratıcı sıfatına asla sahip görülemez Özellikle böyle bir varlık akla, iradeye, kudrete sahip milyarlarca yaratılmış varlıkların ya-ratıcısı hiçbir şekilde olamaz



Bu sebeple kâinatın yaratıcısı olan ALLAH Teâlâ'nın hayat ile sı-fatlanmış bir Hayy-u Kayyûm olduğunda asla şüphe yoktur



“هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ = O Hay (ezeli ve ebedi bir hayat sahibi)dir, Kayyûm (bütün yaratılmışların idaresini bizzat yürüten)dir”[16]

 

Gölge AdaM is offline  
Alt 03-09-2008   #3
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Allah Teâlâ’ya Ve Sıfatlarına Iman

İLİM: Bilmek, idrak etmek sıfatıdır ALLAH Teâlâ ilim sıfatı ile de sıfatlanmıştır Ve onun ilmi, yaratılmışların ilmi gibi basit, sınırlı olmayıp bütün kâinatı kuşatıcıdır Evet… Şüphe yok ki ALLAH Teâlâ herşeyi bilir, onun bilmesinden bir zerre bile kurtulamaz Ve hiçbir fert kendi hareketini, kendi düşüncesini ALLAH Teâlâ'dan saklayamaz Çünkü böyle herşeyi bilmeyen, her hareketten, her düşünceden haberi bulunmayan bir zat ALLAH olamaz, bu kadar emsalsiz şaheserleri mey-dana getiremez, bu kadar yaratılmış varlıkları idare edemez



ALLAH Teâlâ'nın böyle herşeyi bildiğini güzelce düşünüp tasdik eden bir insan, şüphe yok ki daima uyanık bulunur, her işini, her hareketini bir edep dairesinde tanzim eder, fena sözler söylemez, fena şeyler düşünmez, hiçbir kimsenin hakkına sarkıntılık etmez, hiçbir kim-senin görüp bilmeyeceği bir yerde bile ALLAH'ın buyruklarına aykırı bir iş yapmaz Çünkü kendisinin bütün yaptıklarını, yapacaklarını ALLAH Teâlâ'nın bildiğine imanı vardır



أَلاَ يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ



"Hiç yaratan bilmez mi? O en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden hakkıyla haberdardır"[17]






İRADE: Dileyebilmek, tercih edebilmek sıfatıdır ALLAH Teâlâ irade sıfatı ile sıfatlanmıştır ve onun iradesi ezelidir ALLAH Teâlâ yaratacağı şeyleri bu irade sıfatı ile kendi hikmetine göre birer şekle tahsis buyurur ve onun irade buyurduğu şey mutlaka olur, irade buyurmadıkça da hiçbir şey meydana gelemez, getirilemez



ALLAH Teâlâ bütün bu kâinatı ezeli olan iradesi ile yaratmıştır Yaratılmış şeylerin binlerce, milyonlarca cinslere, nevilere, sınıflara ay-rılmış olması, muhtelif özelliklere, sıfatlara sahip bulunması, mesela bir topraktan, bir sudan, bir havadan istifade eden sayısız ağaçların, ekin-lerin, çiçeklerin, meyvelerin, başka başka şekillerde, renklerde, tatlarda meydana gelmesi, bütün ezeli bir iradenin neticesinden başka değildir



İşte bütün bunlar, ALLAH'ımızın irade sıfatı ile sıfatlanmış oldu-ğuna birer delildir ALLAH Teâlâ hakkında mecburiyet düşünülemez, hiçbir şeyi var etmeye veya yok etmeye -haşa- mecbur değildir Mecbu-riyet bir acizlik halidir ALLAH Teâlâ'nın şanına, azametine asla yakışmaz



“فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ = Dilediği şeyleri mutlaka yapandır"[18]





KUDRET: Zenginlik, zor, hayat sahiplerine mahsus kuvvet manasında bir sıfattır Ezeli, ebedi tam bir kudret ALLAH Teâlâ'ya mahsustur ALLAH Teâlâ, her yaratılmışta dilediği tasarrufa kâdir, her mümkün şeyi yaratmaya, yok etmeye muktedirdir Onun kudretine son yoktur Bu muazzam kâinât onun kudretine pek parlak, pek kuvvetli bir delildir



ALLAH Teâlâ dilerse bir saniye içinde binlerce alemi yoktan var eder ve dilerse binlerce alemi bir anda büsbütün yok eder Çünkü her-hangi mümkün bir şeyde böyle dilediği şekilde tasarrufa kâdir olmayan bir zat, kâinâtın ALLAH'ı olamaz



ALLAH'ü Azimüşşan'ın bu büyük kudretini güzelce düşünen bir mümin onun azametinin önünde eğilir, onun kudretinden titrer, onun mukaddes emirlerini, yasaklarını yerine getirmeye çalışır durur



“وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْئٍ قَدِيرٌ = O her şeye hakkıyla gücü yetendir”[19]

SEMİ': İşitmek kuvvetidir ALLAH Teâlâ semi' = işitme sıfatı ile de sıfatlanmıştır Onun işitip bilmesi, başkalarının işitip bilmeleri gibi noksan, sınırlı değildir Hak Teâlâ hazretleri, herşeyi işitir, en gizli ses-ler, hareketler O'nun işitmesinden kurtulamaz Özellikle kullarının dua-larını, zikirlerini, gizli aşikar yalvarma ve yakarmalarını işitir, kabul eder, mükafatlandırır



ALLAH Teâlâ'nın böyle herşeyi bilip işitir olduğuna iman eden uyanık bir insan, şüphe yok ki daima güzel konuşur, daima Hak Teâlâ'yı zikre, tevhid ve yüceltmeye çalışır Her işini, her sözünü güzelce yoluna kor



“ اِنَّ اللهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ= Muhakkak ki ALLAH Teâlâ herşeyi hakkıyla işitici, herşeyi hakkıyla görücüdür”[20]






BASAR: Göz ve görme kuvveti demektir ALLAH Teâlâ kendi şanına layık bir şekilde basar = görmek sıfatı ile de sıfatlanmıştır Şöyle ki:


Hak Teâlâ Hazretleri herşeyi görür ve bazı şeyleri görmesi diğer şeyleri görmesine asla mani olamaz ve onun görmesinden hiçbir zerre gizli kalamaz Mesela en karanlık gecelerde, en ufak karıncaların ve daha küçük yaratılmışların kımıltılarını, yürümelerini, bütün vaziyet-lerini görür, bilir


Şüphe yok ki, görüp bilmekten mahrumiyet, büyük bir noksan-lıktır Böyle noksanlıklar içinde bulunan kör kuvvetler, duymaz-bilmez varlıklar, asla tanrılık, yaratıcılık vasfına sahip olamazlar ALLAH'ü Azimüşşan ise bütün noksanlıklardan münezzehtir, bütün kemal sıfat-larla sıfatlanmıştır


Kalbi iman dolu bir insan, ALLAH Teâlâ'nın daima kendisini görüp gözetmekte olduğunu bilir, düşünür, durumunu düzeltir, edebe ay-kırı hiçbir harekette bulunmaz, melekler gibi temiz bir hayata sahip olmaya çalışır durur: وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ


"İyi bilin ki ALLAH Teâlâ yapmakta olduklarınızı hakkıyla görü-cüdür"[21]





KELAM: Bir manayı ifade eden, bir maksadı anlatan söz demektir ALLAH Teâlâ, kelam sıfatına da sahiptir Onun kelamı, harf-ten, sesten münezzehtir, ezelîdir


Hak Teâlâ, kendi ezelî kelamını dilediği zaman kendi şanına layık bir şekilde meleklerine bildirir, işittirir, anlatır




ALLAH Teâlâ'nın Peygamberlerine dilediği şeyleri vahy ve ilham etmiş olması da bu kelam sıfatının bir tecellisi (açıkça ortaya çıkması) demektir Bu kelam sıfatı iledir ki, semavi (ilahi) kitaplar meydana gelmiş ve özellikle "Kelam-ı Kadîm" denilen Kur'an-ı Mübîn Peygam-berimize inmiş olup, insanlık için asırlardan beri bir hidayet rehberi bulunmuştur: مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ


"O (Peygamberler)den bir kısmı vardır ki, ALLAH Teâlâ onlarla konuşmuş ve bazılarını da derece derece yükseltmiştir"[22]





TEKVİN: Var etmek, icat etmek manasınadır Bu da ALLAH Teâlâ'ya mahsus bir sıfattır Hak Teâlâ Tekvin sıfatı ile dilediği herhan-gi bir şeyi yok iken var eder veya var iken yok eder


ALLAH Teâlâ'nın bu alemleri yaratıp yok etmesi ve bilhassa kul-larını yaratması, yaşatması, beslemesi sonra da öldürüp başka bir âleme götürmesi bütün bu Tekvin sıfatının birer tecellisi demektir



اِنَّمَا اَمْرُهُ اِذَا اَرَادَ شَيْأً اَنْ يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ



“ALLAH'ü Teâlâ bir şeyi (yaratmak) istediği zaman onun yaptığı sadece ol demekten ibarettir, o da hemen oluverir”[23]



ALLAH'ımızın mukaddes sıfatlarına dair verdiğimiz malumata bir hülasa olmak üzere şunu da tekrar arz edelim ki, Hak Teâlâ'nın var-lığı, birliği, kudret ve azameti, ezeliyet ve ebediyeti ve diğer yüce sıfat-ları her şeyden daha açıkçadır, bunları inkâra, düşünüp tasdik etmemeye asla imkan yoktur



Bir kere düşünelim, bu kâinatta hiçbir zerrenin kendiliğinden var, kendiliğinden yok olamayacağını ve yine hiçbir zerrenin kendiliğinden kımıldanıp duramayacağını ilim ve fen haber vermiyor mu? Halbuki biz milyonlarca âlemin, milyonlarca parlak gök cisimlerinin, yıldızların var-lığını, hareket ve sükûnunu görüp biliyoruz Artık bunları var eden ezeli, ebedi bir ALLAH'ın varlığında nasıl şüphe edilebilir

Biz yine biliyoruz ki; bilgisi olmayan, iradesi, kudreti bulunmayan bir şeyin; bir gayeye, bir hikmete yönelik ve emsalsiz, latif bir takım eserleri var etmesi aklen imkansızdır Halbuki biz bu âlemde her neye bakacak olsak, onun bir gâyeye, bir hikmet ve maslahata yüz tutmuş olduğunu görürüz

Evet… Herhangi bir küreden en küçük bir zerreye kadar bakılınca onların öyle gelişi güzel, tesadüf eseri olmadığı görülüyor, onların boş yere yaratılmamış olduğu anlaşılıyor, her birinde fevkalade bir güzellik ve incelik, bir sanat eseri, bir irade ve seçilmişlik nişanesi görülmüş oluyor

Artık bu kadar faydalı, emsalsiz şaheserlerin ilim, kudret, hikmet sahibi olan ezeli bir yaratıcıya muhtaç olmadığını kim söyleyebilir

Biz bütün bu dışımızdaki varlıklardan dikkatlerimizi alalım da kendi nefsimize, kendi vicdanımıza müracaat edelim, vücudumuzun bü-tün zerreleri, hücreleri, vicdanımızın bütün duyguları, aklımıza fikrimize doğan bütün düşünceler şanı pek büyük bir ALLAH'ın bizleri yaratan, yaşatan, rızıklandıran bir yaratıcının varlığına daima şahitlik edip dur-muyor mu?

O halde hiç şüphe yok ki, kimse kendi insanlığını kaybetmedikçe uluhiyyet fikrinden, ALLAH'a iman akidesinden asla mahrum bulunamaz:


هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَاْلاَرْضِ


"Hiç ALLAH'ü Teâlâ'dan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mıdır"[24]







[1] Allah'ın şanına yakışmayan ve onu noksanlıklardan tenzih eden ve sadece Cenab-ı Hak'ta bulunup yaratıklarda mecâzi de olsa bulunmayan sıfatlardır (Kıdem, Bekâ gibi)

[2] “Muhâlefetün lil havâdis” ifadesi daha yaygındır

[3] “Kıyam binefsihi, Kıyam bizatihi” ifadeleri daha yaygındır

[4] Allah'ın yüce zatına sabit olan sıfat

[5] Allah'ın yüce zatına sabit olan kemal sıfatları Hayat, İlim, Kudret gibi ki bunlar diğer yaratıklarda da mecazen noksan olarak bulunabilir

[6] Âl-i İmran sûresi: 190

[7] Âl-i İmran sûresi: 190

[8] Taberani el-Mu'cemü’l-Kebir; No:2688; 3/68

[9] Bak, madde: 14

[10] İbn-i Hibban; Rakaik:2; No;620; 2/386

[11] Rahman Suresi: 27

[12] “Muhalefetün lilhavadis” ifadesi daha yaygındır

[13] Şura sûresi: 11

[14] Fatır sûresi: 3

[15] Gafir ( Mümin sûresi): 16

[16] Bakara suresi: 255

[17] Mülk suresi: 14

[18] Burûc suresi: 16

[19] Maide suresi: 120

[20] Hacc suresi: 75

[21] Bakara sûresi: 233

[22] Bakara sûresi: 253

[23] Yâsin sûresi: 82

[24] Fâtır suresi: 3

 

Gölge AdaM is offline  
Cevapla
Tags: , , ,




Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap son Mesaj
Allahu Teala’nin Varliginin ıspati mum İman 5 3 Hafta önce 11:09
Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu memnuniyet Gölge AdaM Sünnet & Hadis 0 13-10-2008 01:46
Allah Teâlâ gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için ... Gölge AdaM Sünnet & Hadis 1 13-10-2008 01:45
"Üç kişi vardır, Kıyamet günü Allah Teâla Onlarla Konuşmaz... Gölge AdaM Sünnet & Hadis 2 07-10-2008 20:23
Allah Teala Her Gece En Alt Semaya iner ve şöyle buyurur... Gölge AdaM Dini Sohbet 0 18-09-2008 02:27

Saat 02:38.

Web Site Ekle Pagerank Toplist Netfrm Frmalev Mumsema Frmacil Dantel Derya Modeller Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.