| |||||||
| Forum Kuralları | İletiler | Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
| | #1 |
| İstanbul’da Unkapanı’nda Azablar Camii yakınında bir Nalıncı Memi Dede Türbesi vardır ![]() Bu zat Bergamalı olup Sultan III Murad zamanında İstanbul’da türbesinin olduğu yerde bir küçük dükkanda nalın yapar, kendisi de yaz ve kış nalın giyerek dolaştığı için Nalıncı Dede diye bilinirmiş Rivayete göre meczuplardan olan bu Dede vefat ettiği gün Sultan Murad’ın rüyasına girip ona, “Murat, cenazemi Ebü’l-Feth’te (Fatih Camii’nde İ P ) kılmağa hazır olup yine beni hânemizde defn idüp üzerime bir kubbe ve bir tekye ve bir çeşme inşa et kim dünyada elli bir sene su içmedüm ” dediği için Sultan Murad ertesi sabah Fatih Camii’nde cenazesini kaldırmış, tabutunu üç kez taşımış ve vasiyeti üzere dükkanının bitişiğine bir türbe, yanına bir tekye ve bir de sebil çeşme yaptırmıştır Nalıncı Dede Tekkesi diye bilinen bu tekkede onun ahfadından olan kimseler halifelik edip tekke bitişiğinde de nalın dükkanını işletirler, türbeyi de halkın ziyaretine açık tutarlarmış![]() IV Murad zamanındaki meşhur İstanbul yangını bu türbenin yakınındaki Sülün Muslu konağından çıkmış ve bütün Haliç sırtlarını Fatih’e kadar ateş denizine çevirmiştir Evliya Çelebi’nin anlattığına göre (Seyahatnâme, TS Kütüphanesi, Bağdat Köşkü, nr 304, c I, v 110 b-111a) bu yangın esnasında Nalıncı Memi Dede’nin torunu Nalıncı Hüseyin Çelebi “Benim Dedem dükkanıdır, ben bunda yanarım, içinden çıkmam!” diye inat etmiş ve o Nemrud ateşi içinde nalın işlemeye devam ile arada sırada kapıdan dışarı nalın yongalarını atar, başını dışarı uzattıkça da sakalı ve elbisesi yanar ama o yine içeri girip ahşap dükkanında oturur nalın işlermiş Sanki hiç yangından haberi yokmuş gibi soranlara da “Dedemin postunun döşendiği dükkandır” diye tebessüm eder ve kılını bile kıpırdatmazmış Saatlerce süren bu yangın her tarafı kavurmuş ama hikmet-i Huda, Nalıncı Dede’nin ahşap dükkanına bir tek zarar gelmemiş, bir tek kirişi, bir tek tahtası tutuşmamış Yangın sönüp de ortalık durulunca İstanbullular akın akın bu dükkanı görmeye gelmişler ve yangın yerinin külleri arasında Hüseyin Çelebi çalışıp dururmuş Yangından sonra İstanbul’da dükkan fiyatları artınca Hüseyin Çelebi’nin dükkanı da diğerlerine nazaran birkaç kat değer kazanmış, dükkan mütevellisi de burayı Küpeli adında bir Yahudi sarrafa yüksek fiyata kiralamış (1) ama Hüseyin Çelebi bu alışverişe gönül koymuştur Küpeli Efendi dükkana gelip anahtarı çevirip kepengi kaldırmaya çalıştığı sırada kepenk ağır gelmiş ve adamın üzerine boşanıp başını parçalamış ve böylece dükkan yeniden Hüseyin Çelebi’ye verilmiş![]() (1) O zamanlarda toprak devletin olup mülk yaptıranlar yalnızca mülke sahip olur, bilhassa çarşılar ve dükkanlar da vakıf malı halinde devletin kontrolünde mütevellilerce alınır-satılır, kiralanıp kullanılırdı ![]() Yaratıcı’yı idrak Şeyh Galib’in bir beyti vardır; şöyle buyurur: Fikr-i zülfünle perîşânlıktır ey meh pîşemiz Gayrı sevdaya dolaşmaz rîşe-i endîşemiz Görünürdeki anlamı, “Ey dolunay sevgili! İşimiz ve adetimiz senin zülfünü düşünerek perişan olmaktır Bu yüzden endişe saçağımız asla başka sevdaya dolaşmaz ”Endişe kelimesi “merak, tasa, kaygı, keder” gibi anlamlar yanında “düşünce, kılı kırk yaran ince fikirlerin çatışması” anlamını da ihtiva eder Hele de Galib bunu “saçak” ile bağlantılı gösteriyor ki bu onun endişeyi, girift düşünceler ve felsefî sorularla yoğrulmuş bir açmazlar yumağı olarak düşündüğünü gösterir![]() Zülf, tasavvufta hiç kimsenin ulaşamadığı gaybî hüviyyettir ki Hakk’ın zatını ve künhünü temsil eder Bu durumda fikr-i zülf, Allah’ın zatı üzerinde düşünmek olup belli bir mertebeye erişmedikten sonra tehlikeli bir haldir Zaten Galib Dede de zihninin darmadağın oluşu veya düşünceleri toparlayamama, net bir mahiyet sınırı çizememe, Allah’ın zatını kestirememe gibi haller yüzünden perişan olduğunu dile getirmekte, bu yüzden kılı kırk yaran düşünceleri bile saçaklanmış, flasalanmış fikirlere benzetip içinden çıkılamayacak bir sorunla karşı karşıya kaldığını ifade etmektedir![]() İkinci dizede söz konusu ettiği sevda içinde, gerçek Sevgili’ye karşı fart-ı aşk yüzünden artık dayanamayıp Sevgili’nin Zat’ını düşünmeye ve anlamaya kalkışıyor ki bu tam da Hz Musa’nın Tur Dağı’nda Allah’a “Bana kendini göster!” diye yalvarması ve sonra da “Sen beni göremezsin!” hitabıyla dağa tecelli vaki olması gibidir Nitekim orada da Hz Musa tecelli neticesinde düşüp bayılmış, perişan olmuştu![]() İmdi, Allah’ın Zat’ını düşünmenin sonu Galib Dede gibi bir mürşid için bile perişanlığa varıyorsa, bizim ham ruhlarımız için ne büyük bir handikap, belki uçurumun kenarında bir cambazlıktır Nitekim eskiler buyurmuş; Allah’ın zatında düşünmek yasak, ama kudret ve nimetlerinde düşünmek görevdir![]() BERCESTE Varlıkta gerçi yoksa da yoklukta var huzur Fâniyyeti ademse vücûdun fenâ değil İsmail Safa
| |
| |
| Dantel | Mumsema | Frmacil |
![]() |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | son Mesaj |
| Reyes’i ‘DEDE’ istedi | HARBİKIZ | Fenerbahçe | 1 | 08-08-2008 19:13 |
| Abdullah Dede | потеря нет06 | Komik Resimler | 4 | 06-05-2008 23:42 |
| Mercan Dede | MaviAdam | Sanatçı Tanıtımları | 2 | 14-10-2007 23:11 |
| Ahmed Dede | ZeuS | Sahabeler ve Alimler | 0 | 04-07-2007 16:13 |
| Mércân Dédé | YapRock | Sanatçı Tanıtımları | 2 | 19-04-2007 19:38 |