| |||||||
| Forum Kuralları | İletiler | Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
| | #1 |
| Hazret-i Fatıma (r a) Rasulullah'ın Neslini Devam Ettiren Nur Yumağı Hazreti Fâtıma radıyallahu anhâ Nebîler Efendisinin son çiçeği ![]() ![]() Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin dünyada neslini devam ettiren nur yumağı![]() ![]() Kızlarının en küçüğü![]() ![]() Cennet gençlerinin efendileri Hz Hasan ve Hüseyin'in anneleri![]() ![]() Hz Ali kerremallahu veche efendimizin zevcesi![]() ![]() Eli değirmen döndüren "Fâtıma ana" diye anılan bir sultane anne![]() ![]() Beyi ve çocuklarıyla ehl-i beyt'i teşkil eden ümmetin hanımlarının seyyidesi![]() ![]() Cennet hurilerinin hanımefendisi![]() ![]() O, Bi'setten yaklaşık bir yıl önce Mekke'de doğdu Resûl-i Ekrem (s a ) efendimiz ona Fâtıma adını verdi Deylemî'nin Ebû Hureyre (r a )'den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte: "Onu sevenleri, Allah'ın Cehennem'den uzaklaştıracağı için kızıma Fâtıma adını verdim " buyurdu Fâtıma, "sütten kesilmiş" anlamına gelmektedir![]() O, Zehra ve Betül lakablarıyla meşhurdu Zehra; "Ak yüzlü, nur yumağı, beyaz, parlak, ve aydınlık yüzlü kadın" manasına, Betül ise; "Dünyevi heveslerden uzak, ibadet için kendisini Allah'a yönelten, iffetli ve namuslu kadın" anlamına gelmekteydi![]() O, yaşının küçük olması sebebiyle ve bilhassa anneciği Hz Hatice (r anhâ)'nın vefatından sonra babacığının yanından hiç ayrılmadı Bazan babasının elini tutup Mekke sokaklarında gezdi Bazan da babasının peşini takip etti Müşriklerin işkencelerine maruz kalan babacığına yardımcı olmağa çalıştı Bir gün babasıyla Kâbe'ye gitmişlerdi Kureyş Müşrikleri onları görünce toplandılar ve fısıltı halinde birbiriyle konuşmaya başladılar Babacığı Kâbe'nin yanında namaza durdu Secdeye vardığında Ukbe İbni Ebî Muayt adındaki azgın müşrik, bir deve işkembesi getirerek babasının sırtına koydu Geriye çekilip uzaktan birbirleriyle gülüşmeye ve dalga geçmeye başladılar Buna çok öfkelenen küçük Fâtıma babacığının sırtından o ağırlığı kaldırıp elbisesini temizlemedi Fahr-i Kâinat (s a ) efendimiz secdeden başını kaldırdı ve o azgın kişilere ellerini açarak: "Allah'ım bu azgınları sana havale ediyorum Ya Rabbî! Kureyşi sana bırakıyorum" buyurdu Abdullah İbni Mesûd (r a ) Kâbe hareminde Resûlullah (s a ) Efendimize bu tür eziyet edenlerin sonlarının çok fecî olduğunu şöyle anlatır: "Allah Hakkı için o azgın müşrikleri Bedir günü gördüm Hepsini katlettiler Bir kısmını sürüyerek Bedir kuyusuna attılar" Hazreti Fâtıma Mekke'de babacığının yanından ayrılmadığı için bu tür ezâ ve cefâları çok gördü Yine bir gün Kâbe'ye varmışlardı Müşrikler baabacığının etrafını sararak: "Şunu şunu söyleyen sen değil misin?" diye hakaret ettiler Hatta azgın bir müşrik İki Cihan Güneşi Efendimiz'in yakasından tutup sıkıştırdı Küçük Fâtıma çok korktu ve titreyerek yere yıkıldı Efendimiz ise hiçbir telâşa gerek duymadan hak olarak söylediği sözleri tekrar ederek: "Evet bunları söyleyen benim"buyurdu Bu esnada Hz Ebû Bekir (r a ) yetişti ve: "Rabbim Allah'tır dediği için bir adamı öldürecek misiniz?" diyerek müdahale etti ve azgın müşrikleri oradan uzaklaştırdı Resûl-i Ekrem (s a ) Efendimiz'in Mekke dönemi böylesine çetin geçti İslâm'ın yayılması için bütün bu ezâ ve cefâlara sabretti Zira zafer, sabırdan sonra idi Bu sebebten o kendine yapılanlara aldırmaz, kin tutmaz ve kişileri Allah'a havâle ederdi Bir gün yine yolda giderken azgın bir müşrik, Efendimizin üzerine toz toprak ve pislik attı Üstü başı toz-toprak olan ve elbiseleri kirlenen Efendimiz eve döndü Nur topu yavrucuğu Fâtıma, kapıyı açınca babacığını tanıyamadı ve ağlamağa başladı Ablaları da ağlıyordu Peygamber babacığı ise kendilerine gülümsüyordu: "Zararı yok, su ile temizlenir" diyordu Böylece nur parçası yavrularını sukûnete kavuşturmağa çalışıyordu Fakat küçük Fâtıma ise hıçkırıklarını tutamıyordu Onu susturabilmek için: "Ağlama kızım Yüce Allah, babanı koruyacaktır " buyurdu ve ona Allah'ın hıfz u emânında olduğunu duyurdu Bu şekilde onun korku ve endişelerini gidermeğe gayret etti Hz Fâtıma (r anhâ), Peygamber babasının engin sevgisi ve bol şefkati altında büyüdü Babacığındaki merhameti ve güzel ahlâkı, anneciğindeki asâleti, cömertliği, babacığına karşı hizmet, hürmet ve muhabbeti gördü İslâm uğruna çektiği sıkıntılara nasıl katlandığını ve o yolda fedakârlığın en güzel örneklerini bizzat yaşarak öğrendi Tam bir iffet ve izzet-i nefs nûmûnesi olarak bütün güzellikleri hayatına nakşederek kendisini yetiştirdi O şanslı bir genç hanımefendiydi Peygamber babası ve anneler sultanı Hz Hatice'nin yanında onların gözetiminde eğitimini tamamladı Rahmet ve şefkat pınarından doyasıya içti Fakat küçük yaşta çok çileler çekti Çocukluğu Kureyş'in zulum, baskı ve ambargoları altında geçti Daha henüz ömrünün baharını yaşarken anneciğini kaybetti Mekke'de Müslümanlara ezâ ve cefalar arttı İşkenceler dayanılmaz hal aldı Bunun üzerine babacığına hicret izni verildi Daha sonra da aile efradı ile birlikte kendisi de Medine-i Münevvere'ye hicret etti Hz Fâtıma (r anhâ) bu göç ile çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Mekke-i Mükerreme'ye vedâ etti Medine-i Münevvere'de huzurla yaşamağa başladılar![]() ![]() Babacığı Hz Âişe (r anhâ) annemizle, ablaları da Hz Osman (r a ) ile evlendi Kendisi de evlilik çağına ulaşmış 16-17 yaşlarına girmişti Nebiler sultanı Efendimizin son çiçeği olarak ona tâlib olanlar çoğalmıştı O, hassas ruhlu, zayıf yapılı idi Yaşından beklenmeyecek derecede yüce bir ahlâka sahibti Üstün bir zekâsı, halîm ve selîm bir yapısı vardı Son derece mütevaziydi Söz ve davranışlarında vakurdu Çok az konuşurdu Ağzından çıkan sözler inci danesi gibi hikmetler saçardı Cömertti, zâhidâne yaşamayı severdi Ev işlerinde maharetli ve becerikliydi İki Cihan Güneşi Efendimizin bir parçası ve kalbinin meyvesiydi Bu sebebten ona Peygamber'e hısım, akraba ve damat olabilme şerefine erebilmek için ashâb-ı kiramın büyüklerinden dahi talepler gelmişti Önce Hz Ebû Bekir (r a ) sonra Hz Ömer (r a ) dünür olmuştu İki Cihan Güneşi Efendimiz bu yakın dostlarına: "Fâtıma hakkında Allah Teâlâ'nın emrini bekleyelim " buyurmuştu Bu haberler Medine'de yayılınca Ebû Tâlib ailesi Hz Ali'yi bu konuda acele davranması için uyardı Onun da gidip tâlib olmasını istediler Fakat o: "Ebû Bekir ve Ömer'den sonra bana verirler mi?" diye çekindiğini söyledi İkna ederek onu istemeğe râzı ettiler Evliliği ile ilgili olarak Hz Ali (r a ) kendisi şöyle anlatır: "Halk arasında konuşulanları duyan azadlı kölem bir gün bana: "Ey Ali! Fâtıma'nın Rasûlullah (s a )'den istendiğini biliyor musun?" dedi Ben de: "Bilmiyorum " dedim Tekrar bana: "Ey Ali! Rasûlullah'a gidip Fâtıma'yı sana nikâhlamasını istemekten seni alıkoyan nedir?" dedi Ben de: "Yanımda birikimim yok " dedim O da: "Rasûlullah'a gidersen, muhakkak sana Fâtıma'yı nikâhlar! " diyerek bana gitmemi ısrar etti Ben ise bu konu için Rasûlullah (s a )'in huzuruna çıkmaktan çekiniyordum Fakat akrabalarımın hepsi bana: "Fâtıma'yı Rasûlullah'tan bir de sen iste " diye teşvik ediyordu Sa'd ibni Mu'az (r a ), bu hususta beni ikna eyledi Nihayet çekinerek, sıkılarak da olsa Rasûlullah (s a )'e bu teklifi götürmek üzere evden çıktım Resûl-i Ekrem (s a ) Efendimiz'i, Ümmü Seleme (r anhâ) annemizin evinde buldum Kapıyı çaldım ve selâm verdim İçeri buyur ettiler Efendimiz bana yanında yer gösterdi Ben de edebli, mahcub ve heyecanlı bir vaziyette başımı öne eğip oturdum Halimi anlayan Efendimiz "Ya Ali! Öyle zannederim ki bir murâdın var " buyurdu Ben de: "Ya Rasûlallah! Anam-babam sana fedâ olsun Senin bereketinle sırat-ı müstakimi bulduk Hayatımın sermayesi sensin Nice zamandır ona cüret edip söyleyemedim " diye söze başlayınca bana tebessüm etti ve: "Herhalde Fâtıma'yı istemeye geldin " buyurdu Ben de: "Evet" dedim Bunun üzerine: "Fâtıma'ya mehir olarak verebileceğin neyin var?" diye sordu Ben de: "Bir kılıcım, bir devem bir de küçük zırhım var " dedim Efendimiz: "Kılıcın sana lazımdır Deven bineğindir Zırhını sat Ya Ali!" buyurdu ve sözüne devamla: "Hak Teâlâ kendi katında Fâtıma'yı sana nikâhladı Senden önce melek gelip, bana bu hâli haber verdi " dedi Hz Ali (r a ), Rasûlullah (s a )'in huzurundan gayet neşeli bir şekilde çıkıp mescide vardı Peşinden Efendimiz teşrif etti ve Bilâl'e yönelerek; Muhâcir ve Ensar'ı toplamasını söyledi Ashâb-ı kiram mescidde toplanınca Fahr-i Kâinat (s a ) minbere çıktı ve: "Hamd olsun Allah'a ki, verdiği nimetlerle övülen O'dur! Kuvvet ve kudretinden dolayı kendisine ibadet edilen O'dur! Mülk ve saltanatından dolayı kendisine boyun eğilen O'dur! Azabından korkulan, yanındaki nimetleri umulan O'dur! Yerde ve göklerde hükmünü yürüten O'dur! Kudretiyle halkı yaratan, hikmetiyle mümtaz kılan ve izzetiyle sağlamlaştıran O'dur! Gönderdiği dini ve Peygamberi Muhammed'le halkı şereflendiren O'dur! Yüce Allah, karşılıklı hısımlıklarla nesebleri birbirine katmayı emir buyurmuş ve bununla günahları ortadan kaldırmıştır Ey müslümanlar!Yüce Allah Fâtıma'yı Ali'ye nikâhlamamı bana emir buyurdu Sizler şâhit olunuz; Fatıma'yı 400 miskal gümüş mehirle Ali'ye nikâhladım " buyurarak kısa ve öz bir hitabede bulundu Sonra Hz Ali (r a ) kalktı ve: "Söze Hak Teâlâ'ya hamd ederek başladı Peşinden Rasûlullah kızı Fâtıma'yı bana nikahladı Onun mehri benim küçük zırh gömleğimdir Ben buna râzı oldum Sizler de bu akde şahid olun" dedi Ashâb-ı Kiram bu hayırlı işe çok sevindi Cümlesi ayrı ayrı Hz Ali'yi tebrik etti Sonra Resûl-i Ekrem (s a), Ali'nin evine geldi ve: "Ya Ali! Var git küçük zırh gömleğini sat, parasını bana getir " buyurdu Hz Ali (r a ) zırhını alıp çarşıya çıktı Yolda Hz Osman (r a ) ile karşılaştı Zırhını satacağını söyleyince Hz Osman istediği bedeli 480 dirhemi verdi ve satın aldı Sonra ona: "Ya Ali! Bu zırha sen benden daha lâyıksın Lütfen hediyem olarak kabul eyle " diyerek geri verdi Hz Ali (r a ), bu muhabbet ve hediyeye çok sevindi Zırh gömleğini ve parayı alarak İki Cihan Güneşi Efendimize getirdi İki seçkin ashâbının karşılıklı muhabbetinden ve yardımlaşmasından pek memnun kalan Efendimiz Hz Osman'a dua etti Onun nazik davranışını takdir etti Rasûl-i Ekrem (s a ) Efendimiz, o paradan bir miktarını alıp Bilâl'e verdi Bununla çarşıdan koku almasını tenbih etti Düğün için gerekli zarûrî ihtiyaçları çeyizleri almak üzere bir miktar daha aldı ve Hz Ebû Bekir (r a )'e uzattı Paranın kalan kısmını da müminlerin annesi Ümmü Seleme (r anhâ)'ya emanet olarak gönderdi Hz Ebu Bekir (r a ), Selman ve Bilâl yardımcıları birlikte çarşıya çıkıp çeyizlik eşyaları ve diğer ihtiyaçları temin ettiler Çeyiz olarak alınan eşyalar şunlardı: 1 adet kadife yorgan, 1 adet yüzü deri içi lif dolu yastık, 3 adet minder 2 döşek, 1 koç postu, 1 adet topraktan yapılmış su testisi, 1 su tulumu, 1 elek, 1 kilim, 2 adet Yemen işi, üzerleri gümüşle işlenmiş elbise, 2 adet el değirmeni, 1 meşin su bardağı, 2 adet çanak çömlek, 1 adet hurma yaprağından örülmüş sedir Ne güzel çeyiz! ![]() Ne mütevâzi eşyalar!![]() ![]() Ne sâde hayat!![]() ![]() Ne mutluluk!![]() Ne kolay evlilik!![]() Günümüz insanına ne ibretli ders!![]() Gençlerimize ne eşsiz örnek!![]() ![]() Allah'ım cümlemize hisse almayı nasib et!![]() ![]() Amin O Benden Bir Parçadır Zaman su gibi akıp gidiyor, günler bir bir geçiyordu Hz Fâtıma (r anhâ)'nın çeyizleri alınmıştı Düğün hazırlıkları tamamlanmış fakat günü belirlenmemişti Hz Ali ile kardeşi Akil düğün mevzuunda görüşmek üzere birlikte Resûl-i Ekrem (s a ) Efendimizin hanesine geldiler Kapıda Ümmü Eymen'e rastladılar ve durumu ona açtılar O da: "Bu iş için bana biraz müsade edin Ben size yardımcı olayım Meseleyi önce Resûlullah zevcelerine açar ve bir cevap almaya çalışırım " diyerek onları geri döndürdü Rasûlullah (s a )'in hizmetinde bulunan dadısı Ümmü Eymen bu meseleyi Ümmü Selleme annemize söyledi O da Hz Âişe (r anha)'nın evinde toplandıkları bir sıra da Efendimize durumu arzetti ve: "Yâ Rasûlallah! Haticetü'l-Kübrâ hayatta olsaydı bize söz düşmezdi O bu işi tamamlardı " diyerek söze başladı Vefâkar Efendimiz, Hz Hatice annemizin ismini duyunca; "Onun gibi hatun nerde bulunur? Herkes beni yalanlarken o tasdik etti Bütün malını İslâm yoluna sarfetti " buyurdu Onun hizmetini ve büyüklüğünü bu vesileyle tekrar duyurdu Ümmü Seleme annemiz söze devamla: "Ya Rasûlallah! Hakîkaten Hatice dediğiniz gibiydi Cenâb-ı Hak onu ve bizleri Cennette cemeylesin Şimdi onun kızı Fâtıma'yı düşünsek Amca oğlun Ali düğünlerinin yapılmasını istiyor Siz ne buyurursunuz?" dedi Efendimiz: Ali bana böyle bir şey söylemedi " buyurdu Ümmü Seleme annemiz de: "Ya Rasûlallah! Ali mahcûbiyetinden, edebinden size söyleyemez " dedi Fahr-i Kâinat (s a ) Efendimiz: "Öyleyse Ali'yi çağırın " buyurdular Ümmü Eymen koşup Hz Ali'yi çağırdı Mahcubiyetinden sıkılarak huzura giren Ali (r a ) bir kenara oturdu Fahr-i Kâinat (s a ) Efendimiz: "Yâ Ali düğününüzün olmasını arzu ediyor musun?" buyurdu Ali de: "Evet" dedi Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s a ) Efendimiz: "Fâtıma'nın çeyizi tamamdır İnşallah bu vazifede yerine gelecektir " buyurdu Ümmü Seleme annemize haber gönderip 10 dirhem istedi Gelen parayı Hz Ali'ye uzattı ve: "Ya Ali! Bir miktar hurma, biraz tereyağı biraz da yoğurt al gel" buyurdu Hz Ali siparişleri alıp huzura getirdi İki Cihan Güneşi Efendimiz hurmaları bir kaba boşaltıp mübarek elbisesiyle ezdi Biraz un, yoğurt ve tereyağı ile karıştırarak tatlı bir düğün yemeği yaptı Arapların meşhur "Hays" adını verdikleri bu yemeği tabaklara koydu Bu velîme hazırlığından haberdâr olan Sa'd İbn Ubâde (r a ) katkı olmak üzere derhal bir koyun kesti getirdi Bir başka sahâbî yağ, un v s getirdi Hazırlıklar tamam olunca Resûl-i Ekrem (s a ) efendimiz: "Yâ Ali! Ashab-ı Kiramı davet et! Dostlarını davet et!" buyurdu O da dışarı çıkıp ashâbı davet etti Gelenler onar onar içeri alınıp sıra ile sofraya oturtuldu Bu şekilde sofralar dolup taştı Gönülleri bereket, rahmet kuşattı Hz Ali (r a ) o gün velîme yemeğinden yediyüz kişinin yediğini nakletmiştir İki Cihan Güneşi Efendimiz Ümmü Seleme annemizle Ümmü Eymen'den Fâtıma'yı giydirip kuşatmalarını istedi Bir deve getirilip süslendi Hz Fâtıma bindirildi Yuları Selman-ı Fârisî (r a )'ın eline verildi Huzur ve neşe içerisinde Hz Ali'nin evine getirildi Böylece kadınlık âleminin hanımefendisi Hz Fâtıma (r anhâ) şânına yakışan bir sadelik içinde gelin oldu Bu mesut düğün hicretin 2 yılının Zilhicce ayında yapıldı Ümmü Eymen'in anlattığına göre Resûl-i Ekrem (s a ) Efendimiz kendisi gelinceye kadar Hz Ali'nin Fâtıma'nın yanına gerdeğe girmemesini emir buyurmuştu Efendimiz gelip kapıyı çaldı Dadısı Ümmü Eymen karşıladı Selam verdi İçeri girmek için izin istedi İzin verilince girdi ve: "Kardeşim burada mı?" diye sordu Ümmü Eymen: "Ya Rasûlallah! Kardeşin kim?" dedi Efendimiz de: "Ali ibni Ebî Tâlib" buyurdu Dadısı: "Sen kızını onunla nikâhladığına göre o nasıl kardeşin olur?" dedi Efendimiz: "Evet! o öyledir " buyurdu Yani o benim dinde kardeşim olur Fâtıma ile evlenmesinde bir sakınca yoktur dedi Sonra bir kapla su getirtti Abdest aldı ve Hz Ali'yi çağırdı Abdest suyundan göğsüne iki omuzunun arasına serpti Sonra Hz Fâtıma'ya da aynı şekilde davrandı ve: "Allahümme bârik fîmâ ve bârik lehüma fi neslihimâ= Allah'ım bu evliliği mübarek kıl! Onlara ve nesillerine mübarek kıl " buyurdu ve: "Ey Allah'ım ! Fâtıma ve zürriyeti hakkında kovulmuş şeytandan sana sığınırım " diye duâ etti Hz Ali için de aynı duâyı tekrar ederek: "Allah'ın ismi ve bereketiyle gir zevcenin yanına " buyurdu Fahr-i Kâinat (s a ) Efendimiz evlenecek bir kimseyi tebrik edeceği zaman "Allah bunu senin için mübarek kılsın! Allah'ın bereketi senin üzerine Olsun! Allah ikinizi hayırda birleştirsin!" diye duâ ederdi Yeni gelin ve damata bu duâları yaptıktan sonra onların arasındaki muhabbeti kuvvetlendirmek için kızına: "Vallahi Ey Fâtıma! Ben seni, ailemin en hayırlısına nikâhladım! Allah hakkı için erin iyi erdir Sahâbenin evvelidir İslâm'da büyüğüdür İlim de en derinidir İmamların kadısı, İslâm'ın kahramanıdır Zinhar ona isyan eyleme ve emrine muhalefet etme!" diye nasihatta bulundu Damadına da: "Ey Ali, Fâtıma'nın hakkına riâyet eyle! Onu hoş tut O benden bir parçadır Eğer onu üzersen, beni üzmüş olursun " buyurdu Her ikisini de Allah'a emanet ederek oradan ayrıldı Yeni bir hayat başladı Nurlu bir ocak kuruldu İki Cihan Güneşi Efendimizin neslini devam ettirecek bir nur yumağı oluştu Bu mesut evlilikten "seyyid" "şerif" ünvanlarıyla anılan bahtiyar insanlar dünyaya geldi Cennet gençlerinin efendileri ve cennet hurîlerinin hanımefendileriyle nurlu nesil devam etti Seyyidler neslinin kaynağı olan bu aile muhabbet dolu sıcacık bir yuva oldu Orada sevgi, saygı şefkat, merhamet, hizmet, firaset, nezâket ve nezâhet gibi üstün ahlâkî meziyyetler yeşerdi Acısıyla tatlısıyla hayatı olduğu gibi kabul eden aile ferdleri, dünyanın sıkıntılarını da birlikte sabır ve rıza ile göğüslediler Evin içindeki hizmetler Hz Fâtıma'ya dışardaki işler de Hz Ali'ye bırakıldı İç ve dış hizmetleri paylaşma yönüyle onlar bir bütünün iki parçası haline gelmişlerdi Hz Fâtıma (r anhâ) yerine göre el değirmeninde arpa öğütüp ekmek yaptı Yemeğini pişirip, temizliğini yaptı Ev işleriyle uğraştı Değirmeni çevirmekten avuçlarının içi kabardı Ama yokluktan, yoksulluktan hiç şikâyet etmedi Zâhidâne bir hayat yaşayıp kimseye dert yanmadı Fahr-i Kâinat (s a ) Efendimiz damadını ve kızını evliliklerinin ilk altı ayında devamlı sabah namazına çıkarken kapılarının önünde durup: "Ey Muhammed'in ev halkı! Haydi Namaza!" diye çağırmış ve peşinden; "Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden günah kirini gidermek, sizi tertemiz yapmak ister " meâlindeki Ahzâb sûresi 33 âyetini okumuştur Bir defasında da sabah namazı dönüşünde damadının evine uğramış ve kızını uykuda bulunca, namazını kılmadı zannederek şöyle seslenmişti: "Kızım Fâtıma! Muhammed Mustafa'nın kızıyım diye sakın namazı terk edeyim deme Beni hak peygamber olarak gönderen Allah'a andolsun ki, beş vakit namazı vakti içinde kılmadıkça cennete giremezsin" buyurdu Resûl-i Ekrem (s a ) Efendimiz bir gün kızının hastalandığını duydu ve ziyaretine gitti İmran İbni Husayn (r a ) da yanında idi Kapıya varınca tıklattı ve selâm verdi Hz Fâtıma (r anhâ) derhal kapıyı açtı ve : "Buyurun babacığım" diyerek içeriye aldı Sevincinden hastalığını unutmuş gibiydi Efendimiz: "Kızım yanımda İmrân İbni Husayn var başını ört!" buyurdu Hz Fâtıma (r anhâ): "Babacığım bundan başka örtüm yok Onunla başımı örtsem vücudum açıkta kalıyor " dedi Fahr-i Kâinat (s a ) Efendimiz: "Örtüyü düz olarak değil, değirmi köşeli olarak ört ki her tarafını kapasın" buyurdu Sonra İmran İbni Husayn da içeri alındı O da "geçmiş olsun" dileğinde bulundu dua ederek izin istedi Hz Fâtıma (r anhâ) böylesine yoksul ve fakirlik içerisinde bir hayat sürdü Birgün arpa öğütmek için el değirmenini çevirmekten avuçlarının içi kabardı Bunu Hz Ali'ye göstererek bir çare aramasını arzu etti Hz Ali (r a ) da dilersen babacığına durumu açabilirsin dedi Medine'ye esirlerin getirildiğini duyan Hz Fâtıma (s a ) babacığından bir hizmetçi vermesini istedi Rahmet Peygamberi (s a ) Efendimiz kızına: "İstediğinden daha hayırlısını size haber vereyim mi?" Cebrâil'in bana öğrettiği şu kelimeleri her namazın sonunda okursan, hizmetçiden daha iyidir Bunlar: Otuz üç defa: "Subhânallah" otuz üç defa: "Elhamdülillâh" otuz üç defa da: "Allahü Ekber" demenizdir Hz Ali (r a ) ile Hz Fâtıma (r anhâ) arasında kurulan evlilik ümmete ibretler dolu örnek bir yuva oldu Karı ile koca arasındaki sevgi saygı, samimiyet, hizmet ve güzel geçime en iyi örnek bir yuva Bu yuvanın fertlerinden birisi üzgün olsa diğeri onun üzüntüsünü gidermek için gayret eder ve evdeki eksikleri görmezden gelerek musâmaha ile karşılardı Müşterek hizmet ve sohbet zeminleri oluşturularak birbirlerini dinler ve dertleşirlerdi Fakat beşer olarak küçük kırgınlıklar da olmaz değildi Birgün Resûl-i Ekrem (s a ) Efendimiz kızını ziyarete gitmişti Damadını evde göremeyince kızına: "Amcanın oğlu nerede?" diye sordu Hz Fatıma da: "Aramızda ufak bir şey geçti O sebeple çıkıp gitti " cevabını verdi Bunun üzerine İki Cihan Güneşi Efendimiz dışarı çıktı ve Sehl İbni Sa'd (r a )'a: "Ya Sehl git Ali'ye bak Nerede ise bana haber ver " buyurdu Sehl doğru mescide koştu Hz Ali'nin orada uyumakta olduğunu gördü Dönüp geldi ve mescidde yattığı haberini verince Efendimiz kalktı mescide gitti Hz Ali toprak üzerine uzanmış uyuyakalmıştı Rahmet Peygamberi Efendimiz damadını bu vaziyette görünce mübarek elleriyle yüzündeki tozları sildi Üstü başı toprak olduğu için "Ey Ebû Tûrâb kalk!" diye seslendi İki Cihan Güneşi Efendimizin sesini duyan Hz Ali derhal ayağa kalktı Üstü başı toz toprak içinde olmuştu Fahr-i Kâinat (s a ) Efendimiz elbisesini temizlemeğe yardım etti ve elinden tutarak evine götürdü Ne engin merhamet! ![]() Ne derin şefkat!![]() Ne yüce muhabbet!![]() Allah'ım bizlere de bu üstün ahlâktan hisseler nasib et!![]() Amin Hazreti Fatıma ile Hazreti Ali Sohbet Ediyordu: Hazret-i Fâtıma radıyallahu anhâ annemizin hayatı, kıyamete kadar gelecek İslâm hanımefendilerinin örnek alacağı ibretlerle, ahlâkî meziyyetlerle doludur O'nun evliliği, çeyizi, ev işlerindeki becerisi, mahareti, beyine karşı samimi, sevgi dolu hizmetleri, komşuluk münasebetleri, ilmi, irfanı ve infakı günümüze ışık tutmaktadır O, eşyanın kölesi, hizmetçisi olmadı Allah ve Rasûlünün sevdiği yolda samîmî kul olabilmek için gayret etti Hayatını bu hedef ve gaye içerisinde geçirdi Fahr-i Kâinat (s a ) Efendimiz kızını ve torunlarını çok severdi Onları görmek için sık sık damadının evine giderdi Bir defasında kapıya vardı ve içeri girmeden geri döndü Hz Fâtıma buna çok üzüldü Hz Ali eve geldiğinde hanımını üzüntülü gördü Sebebini sordu O da: "Ya Ali: Rasûlullah geldi kapıdan içeri girmeden geri döndü, gitti" dedi Buna Hz Ali (r a ) da çok üzüldü Derhal sebebini öğrenmek üzere Rasûlullah'akoştu, Fâtıma'nın üzüntüsünü arzetti Eve niçin girmediğini sordu İki Cihan Güneşi Efendimiz birazcık sitemle: "Benim dünya ile ne işim var? Benim işlemeli perde ile ne işim var?" buyurdu Hz Ali (r a ) meseleyi anladı ve hemen ailesine döndü ve Efendimizin hoşnutsuzluğunu haber verdi Bunun üzerine Hz Fâtıma (r anha): "O perdeyi ne yapmamı emrediyor" dedi Yine Rasûlullah'ın huzuruna varan Hz Ali'ye: "Fâtıma'ya söyle; O perdeyi filan oğullarına göndersin" buyurdu Bunun üzerine o perde yerinden indirilip ihtiyaç sahiplerine gönderildi Rasûlullah'ın istemediği bir şeyi onlar hiç istemezlerdi Allah Rasûlü babacığını memnun etmek onların en büyük arzusuydu Bunun için sevgide kusur etmemeğe son derece dikkat ederlerdi Efendimiz de damadı ve kızını çok severdi, fırsat buldukça onları ziyaret ederdi![]()
| |
| |
| Dantel | Mumsema | Frmacil |
| | #2 |
| | Hazret-i Rukiyye (r a) Hazreti Rukıyye radıyallahu anhâ, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin ikinci kızı ![]() ![]() Zâtü'l-Hicreteyn = İki hicret sahibi lakabına mazhar çilekeş bir iman eri![]() ![]() Aile olarak kocasıyla ilk hicret eden muhâcirlerden![]() ![]() İslâm davâsı uğruna akla hayale gelmedik eziyetlere ve çeşitli ibtilâlara maruz kalan ve o belâları sabırla geçiştirmesini bilen örnek neslin örnek insanları![]() ![]() Peygamberimizin ilk vefat eden kızı![]() ![]() O, Peygamberlikten yedi sene önce Mekke'de dünyaya geldi Hazreti Hatice (r anhâ) gibi adamış olgun, zeki ve davâ şuûruna sahib bir annenin yanında büyüdü Eğitimini, edebini, görgüsünü, ahlâkını aile yuvasında tamamladı Sevgiyi, saygıyı ve insanlara şefkati, merhameti rahmet pınarı baba ocağında öğrendi O, ablası Zeyneb'in evliliğinden sonra ev hizmetlerinde öne geçti İşindeki becerisi, titizliği, tertib ve düzenliliğiyle akrabalarının dikkatini çekti Anneciğinin hizmetlerine kardeşi Ümmü Gülsüm ile beraber yardımcı oldu Onlar sanki ikiz gibiydiler Birbirlerine son derece nezaket ve muhabbetle bağlı idiler Kader onları birbirine öylesine yakın eylemişti ki, hayatları sanki birbirini takip etmekteydi Birgün büyük amcaları Ebû Talib ile birlikte bir heyet evlerine geldi Amcazâdelerinin akrabalığını arzu etmekteydiler Hoşbeş ettikten sonra sadede gelindi ve Ebû Talib söze başladı Şöyle dedi: "Yeğenim Zeyneb'i Ebü'l-Âs İbni Rebî'e verdin O gerçekten şerefli bir hısımdır Rukıyye ile Ümmü Gülsüm'ü de amcanın oğulları Utbe ve Uteybe'ye istemeye geldik Şeref ve soy bakımından onlar da geri değillerdir Vermeyeceğini zannetmem " dedi Muhammedü'l-Emin Efendimiz bu teklife karşı: "Doğru söyledin amcacığım! Akrabaya önem vermek gerekir Ancak ey amcam! bu konuda bana biraz mühlet ver de kızlarımla konuşayım " buyurdu İnsan değerini en iyi bilen o emin, güvenilir insan kızlarına danışmadan bir cevap vermedi Amcalarına sevgiyle, hürmetle davrandı Fakat hemen verdim gitti deyip kestirip atmadı Hane halkıyla istişare etmeyi huzurun mutluluğun kaynağı ve hanımlara verilmesi gereken önemli bir değer olarak kabul etti Konuyu ev halkına açtı Sâdık eş Hz Hatice kızlarına durumu anlattı Anne ve kızlar Ebû Leheb'in karısı Ümmü Cemile'yi çok iyi tanıyorlardı O geçimsiz, katı kalbli, kalb kırıcı söz ve tavırlarıyla meşhurdu Böyle bir kaynanaya gelin olarak gitmeye kimsenin gönlü ısınamadı Edeb gözetip işi kendi haline bırakmayı tercih ettiler Neticede bir takım endişelerle birlikte evlenmelerine karar verildi Şefkatli baba kızları için bereket diledi Onları Allah'ın hıfz u emânına bıraktı Rukıyye ve Ümmü Gülsüm'ün evliliğinin karara bağlandığı günlerden birgün Mekke semâlarında bir nûr göründü Sevgili babalarına Cebrâil aleyhisselâm gelmişti Allah onu kendine resûl olarak seçmişti O güne kadar "Muhammedü'l-Emin" diye herkesin güvendiği, herşeyini rahatlıkla emanet bıraktığı sevgili babaları şimdi "Muhammedün resûlullah=Allah'ın elçisi" olmuştu Yeni gelen Peygamber ve getirdiği dine ilk inanan da sevgili anneleriydi Peşinden aile efradı olarak Zeyneb, Rukıyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma inandı Hz Ebû Bekir (r a ) ile başlayan inananlar halkası hergün genişlemeğe, ve sayıları artmağa başladı Kureyş müşrikleride bu işin önünü almak için toplantılar yaparak şu karara vardılar: "Muhammed'i yeni görevinde kendi başına serbest bıraktınız Onu işinden alıkoymak mı istiyorsunuz? O halde kızlarını geri veriniz de onlarla meşgul olsun Bu meşgale onu ızdıraba sürüklesin![]() ![]() " dediler Kureyş'in azılı müşrikleri bir heyet halinde önce Ebû Leheb'in çocuklarına nişanlarını attırdılar Ebû Leheb çocuklarına: "Eğer Muhammed'in kızlarını boşamazsanız başım başınıza haram olsun Sizinle bir daha yüzyüze gelmeyeyim" diye tehdit etti Utbe Rukıyye'den, Uteybe'de Ümmü Gülsüm'den ayrıldılar Allah Teâlâ merhametiyle Habibi'nin kızlarını odun hamalının tuzağından, cimri ve uğursuz yaşayışından kurtardı Şefkat ve rahmet ocağı anne ve babalarına döndüler Ebû'l-Âs İbni Rebî ise asla Zeyneb'ten ayrılmayacağını söyleyerek Kureyş ileri gelenlerinin tekliflerini reddetti Kureyşlilerin tuzakları boşa çıktı Onların düşündükleri gibi kızlarının geri verilmesi Rasûlullah (s a )'i davetinden alıkoymadı İşi sarpa sarmadı Hatta daha da hayırlı oldu Zira Allah Teâlâ, Rasûlü'nün iki genç yavrusuna eski kocalarından daha hayırlı sâlih, kerîm, asîl bir aileye mensub, zengin, yumuşak huylu, iyi ahlâklı ve İslâm'a ilk giren sekiz kişiden ve Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri olan Osman İbni Affan (r a )'ı nasîb etti İki Cihan Güneşi Efendimiz onunla Rukıyye (r anhâ)'yı evlendirdi Kendilerine dua etti Allah Teâlâ'dan bereket vermesini niyaz eyledi Kureyş müşrikleri bu olup bitenler karşısında daha da hırçınlaştı Müslümanlara bir iyilik dokunmasını istemiyorlardı Bu sebebten yeni müslüman olanlara eziyetler etmeye başladılar Kimsesiz, garib müslümanları işkenceler altında inleterek yeni dinin önünü kesmek istediler Fakat tam tersine hergün İslâm'la buluşanların sayısı artıyordu Buna mukabil müşriklerin de eza ve cefaları akla hayale gelmeyecek şekilde devam ediyordu Sevgili Efendimiz ashâbının çektiklerini gördükçe üzülüyor ve Rabbısına sığınıyordu Bir müddet sonra Habeşistan'a hicret etmelerine izin verildi İlk hicret kafilesinde sevgili damadı Hz Osman ile sevgili kızı Rukıyye'de vardı Vatandan, âileden ve rahmet pınarı Efendimiz'den ayrılmak onlar için ne kadar zordu Fakat müşriklerin zulmüne de dayanılacak gibi değildi Fahr-i Kâinat (s a ) efendimiz vedalaşırken şunları söyledi: "Allah onların yardımcısı olsun Osman Allah yolunda, Lût'tan sonra ailesiyle hicret edenlerin ilkidir " buyurdu Necâşî'nin ülkesine yerleşen muhacirler emniyet ve güven içerisinde ibadetlerini yapmaya, inançlarını rahatlıkla yaşamaya başlamışlardı Tek üzüntüleri geride bıraktıkları aileleri ve din kardeşleriydi Rukıyye (r anhâ)'nın yorgunluktan dolayı sağlık ve sıhhati de bozulmuştu Bu sebepten ilk çocuğu düşük olmuştu Kendisi de çok zayıflamıştı Bu halde iken insan ilgiye muhtaçtı Hz Osman (r a ) da hanımına karşı ilgisini, sevgisini ve hizmetini hiç eksik etmedi Gurbetçi yalnızlığını hissetirmedi Hanımına şefkatli bir eş olarak merhametle davrandı Elemini kederini gidermek için gayret etti Ona daima manen destek oldu Moralini yüksek tutmağa çalıştı Bu arada Mekke'den muhâcirleri sevindirecek haberler gelmeğe başladı Müşriklerden bazısının İslâm'a girdiği şâyiası yayıldı Peygamberle beraber Kâbe'de secde ettikleri söylentileri ortalığı kapladı Bu haberler Habeşistan' a da ulaşınca ashabtan bazıları Mekke'ye geri döndüler Hz Osman ile Rukıyye (r anhâ) da dönenler arasındaydı Halbuki hadisenin aslı yoktu Sadece şöyle bir olay geçmişti: "Sevgili Peygamberimiz Necm Sûresini okurken; "Allah'ı bırakıp taptığınız Lât'ın, Uzza'nın ve üçüncüsü olan diğer Menât'ın zerrece kudretleri var mı? Bize haber verin " âyeti geçmişti Müşrikler okunan ayetlerin manasının anlaşılmaması için yüksek sesle şamata yapıyorlardı Resûl-i Ekrem (s a ) efendimiz sûrenin sonuna gelince secde âyetini okudu ve secdeye kapandı Müşrikler de putlarının adı geçtiği için secdeye vardılar Onların da aynı anda secde edişleri müşriklerin müslüman olduğu şeklinde yorumlar yapılmasına sebep oldu Bu asılsız haberleri duyarak Habeşistan'dan dönen muhacirler vatanlarına geldiklerinde hiç bir şeyin değişmediğini, işkencelerin devam ettiğini gördüler Himaye altında Mekke'ye girdiler Rukıyye (r anhâ) baba evine geldi Kardeşleri Ümmü Gülsüm ve Fâtıma ile hasret ve muhabbetle kucaklaştılar Gözyaşları içerisinde tekrar kavuştuklarına şükrettiler Fakat Rukıyye (r anhâ) annesini göremiyordu Kardeşlerine soruyor bir cevap alamıyordu Sadece hıçkırık ve gözyaşları içerisinde birbirine sarılıyorlardı Akan gözyaşları Rukıyye'ye doğru cevabı vermişti Anneciğinin Refik'i Â'lâ ya uçtuğunu anlayınca hıçkırıktan boğazı düğümlendi Derin bir sûkuta büründü Ne yapabilirdi ki, Allah'ın hükmüydü Kaza ve kadere inanan insan ancak sabrederdi Rukıyye (r anhâ) da sabır ve metanetle anneciğinden ayrılmanın acısını gönlüne gömdü Bundan sonra Mekke'de kalması uzun sürmedi Medine'ye hicret izini verilmişti Müslümanlar ikinci hicret yurduna yönelmişlerdi Onlar da aile olarak tekrar Medine'ye hicret ettiler Böylece Allah yolunda iki hicret sevabı kazandılar Rukıyye (r anhâ) ikinci hicret yurdu Medine'de oğlu Abdullah'ı dünyaya getirdi Bu yavrunun doğumuyla ilk çocuğunu kaybetmenin acısını unutmaya çalıştı Medine'de huzur içerisinde günlerini geçiriyordu Artık İslâm kardeşliği kurulmuş Muhacir ve Ensar birbirine kenetlenmiş adeta yek vücut olmuşlardı Çileli hayat sona ermiş gibiydi Abdullah da gün geçtikçe büyüyor ve etrafa neşe saçmağa devam ediyordu Lâkin dünya imtihan yeriydi Rukiyye (r anhâ)'ın imtihanları çetin geçmekteydi Birgün hiç beklenmedik bir hadise oldu Beşikteki çocuğun yüzünü bir horoz gagaladı Abdullah'ın yüzünü yaraladı Yüz kısmındaki yaralar kısa zamanda yayıldı Etrafı yara-bere içerisinde kaldı< |