Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> Peygamber Efendimiz (S.A.V)

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et
Alt 15-09-2006   #1
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart Ashab-ı Kiram



Ashab-ı kirâmın Resûlüllah sevgisi

Enes b Mâlik (ra) anlatıyor:

Uhud günü “Muhammed (sav) şehid oldu” haberi yayıldığı zaman, Medîne’nin her tarafından çığlıklar koptu Ensâr kadınlarından Sümeyra bint-i Kays (ranhâ) kardeşini, oğlunu, kocasını ve babasını karşılamaya çıkmıştı Cesetlerle karşılaştığı zaman, “Kim bunlar?” diye sordu “Kardeşin, baban, kocan ve oğlundur!” dediler

Sümeyra (ranhâ) ise, “Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem ne yapıyor, nasıldır?” diye sordu “Allâh’a hamdolsun, o istediğin gibi iyidir, ey filanın annesi!” dediler Hz Sümeyra, “Onu bana gösterseniz de, bir görsem” dedi Ona işâret ederek, “önündedir!” dediler Hz Sümeyra, Resûlüllah (sav)’ın yanına kadar gitti Elbisesinin eteğinden tuttu ve “Babam-anam fedâ olsun yâ Resûllelah! Sen sağ olduktan sonra, her felâket hiç gelir bana!” diyerek, ona olan muhabbet, bağlılık, teslimiyet ve itaatinin derecesinin ne olduğunu ifade etti

Bütün Müslümanlar’a örnek olması dileğiyle
***

ASHÂB-I KİRAM, KÂFİRLERE KARŞI ÇOK ŞİDDETLİYDİ

Uhud Harbi’nde Hazret-i Ebû Bekir (ra)’in oğlu Abdurrahman, müşrikler safında yer alıyordu Harp başlamadan önce Abdurrahman, at üstünde meydana çıkarak, Müslümanlar’dan, kendisiyle çarpışacak bir er istedi Tepeden tırnağa kadar zırha bürünmüştü Gözlerinden başka bir yeri görünmüyordu

Babası Hz Ebû Bekir radıyallâhü an zâtihi’l-athar onunla çarpışmak için davranınca, Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem Efendimiz ona hitâben,
“Sok kılıcını kınına, dön yerine! Biz senin vücudundan faydalanmaktayız Sok kılıcını kınına da, kendini tehlikeye atıp bizi acı içinde bırakma!” buyurdu

Hz Ebû bekir (ra)’in oğlu Abdurrahman, Müslüman olduktan sonra, babasına,

— Eğer, Uhud günü seni göreydim, seninle çarpışmaktan yüz çevirirdim! dedi

Hz Ebû Bekir (ra) ise oğluna buyurdu ki:

— Fakat ben, seninle çarpışmaktan aslâ yüz çevirmezdim!”
***

ASHÂB-I KİRÂMIN BİRİBİRLERİNE HÜRMET VE SAYGILARI

Zeyd b Sâbit (ra) ata biniyordu Yanında bulunan Abdullah b Abbas (ranhümâ) hemen koşup atın üzengisine sarıldı ve binmesine yardım edip hizmetinde bulundu Bu manzara karşısında Zeyd hazretleri:

— Ne yapıyorsun ey Resûlüllâh’ın amcasının oğlu? diyerek, itirazvâri bir tarzda söylendi

Abdullah b Abbas (ranhümâ) ise:

— Biz büyüklerimize hizmet ve hürmetle emrolunduk, diye karşılık verdi [Zeyd ibn-i Sâbit hazretleri, Abdullah b Abbas hazretlerinden yaşça büyüktü]

Bunun üzerine Zeyd ibn-i Sâbit (ra):

— Eline bir bakayım ey Abdullah, dedi ve Abdullah b Abbas hazretleri elini uzatınca hemen dudaklarına yapıştırıp tekrar tekrar öpmeye başladı Sonra da şöyle dedi:

— Biz de Resûlüllüh (sav)’ın yakınlarına hürmet ve ta‘zimle emrolunduk ey Abdullah! dedi

Evet, Resûlüllah Efendimiz’in ashâbı yani ilk Müslümanlar böyleydi Bugünün Müslümanlar’ı olan bizler hangi durumdayız? Karşılıklı münasebetlerimizde sevgi-saygı, ülfet-ünsiyet ve muhabbet mi hâkim, yoksa aksi yönde davranışlar mı?

Unutmamalıyız ki;

Sevgi ve saygının yapamayacağı bir kırık gönül, nefret ve saygısızlığın da yıkamayacağı bir kalp yoktur

Atalarımız boşuna söylememiş; "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır!" O bakımdan saygı duyamayacağımız, tasvip etmeyeceğimiz durumlarda bile, en azından karşımızdaki insana saygısızlık etmemeyi öğrenelim, uygulamaya gayret edelim
_________________
Akıllı ameline dayanır, câhil emeline Alim kalbiyle-gönlüyle görür; câhil, gözüyle bakar (Hz Ali kerramallâhü vecheh)

 

keremy is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 15-09-2006   #2
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart Hz Alİ Bİn Ebu Talİp(ra)

Resulullah'in amcasinin oglu, damadi, dördüncü halife Babasi Ebû Talib, annesi Kureys'ten Fâtima binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir Künyesi Ebu'i Hasan ve Ebû Tûrab (topragin babasi), lâkabi Haydar; ünvani Emîru'l-Mü'minin'dir Ayrica 'Allah'in Arslani' ünvaniyla da anilir

Hz Ali küçük yasindan beri Resulullah'in yaninda büyüdü On yasinda islâm'i kabul ettigi bilinmektedir Hz Hatice'den sonra müslümanligi ilk kabul eden odur Hz Peygamber ile Hz Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz Ali'ye Peygamberimiz sirkin kötülügünü, tevhidin manasini anlattiginda Hz Ali hemen müslüman olmustu Mekke döneminde her zaman Resulullah'in yanindaydi Kâbe'deki putlari kirmasini söyle anlatir: "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik Resul-u Ekrem omuzuma çikmak istedi Kalkmak istedigim zaman kalkamayacagimi anladi, omzumdan indi, beni omsuzuna çikardi ve ayaga kalkti Kendimi istesem ufuklari tutacak saniyordum Kâbe'nin üzerinde bir put vardi, onu sagdan soldan ittim Put düstü, parça oldu Resulullah'in omuzlarindan indim ikimiz geri döndük" (Ahmed b Hanbel, Müsned, I, 384)

Resul-u Ekrem, en yakin akrabasini uyarmak ve hakki teblig etmek hususunda Allah'u Teâlâ'dan emir alinca onlari Safa tepesinde toplayip ilâhî emirleri teblig edince, Kureys müsrikleri onunla alay etmisti ikinci toplantiyi yapmasini Hz Ali (ra)'ye birakti, Ali de bir ziyafet hazirlayarak Hasimogullarini davet etti Resulullah yemekten sonra: "Ey Abdülmuttalibogullari, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmis bulunuyorum

Içinizden hanginiz benim kardesim ve dostum olarak bana bey'at edecek" dedi Yalniz Ali (ra) kalkti ve orada Resulullah'a onun istedigi sözlerle bey'at etti Bunun üzerine Resul-u Ekrem, "Kardesimsin ve vezirimsin " diyerek Hz Ali'yi taltif etti

Hz Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali'ye birakti ve o gece Hz Ali, Resulullah'in yatagini da yatarak müsrikleri sasirtti Böylece Hz Ali, Hz Peygamber'i öldürmeye gelen müsrikleri oyalayarak onun yerine hayatini tehlikeye atmis, bu suretle Peygamber'e hicreti sirasinda zaman kazandirmistir Hz Ali, Peygamberimizin kendisine biraktigi emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti Medine'de de Hz Peygamber'in devamli yaninda bulundu, bütün cihat harekâtlarina katildi, Uhud'da gâzî oldu Bedir'de sancaktardi Ayni zamanda kesif kolunun basindaydi; hakim noktalari tespit ederek Hz Peygamber'e bildirdi Bu mevkiler isgal edilerek, Bedir'de önemli bir savas harekâtini basariya ulastirdi Bedir gazasinin baslamasindan önce, Kureysliler'le teke tek dövüsen üç kisiden biriydi Bu dügüste, hasmi Velid b Mugire'yi kilici ile öldürdügü gibi, Hz Ebû Ubeyde zor durumdayken yardimina kostu ve onun hasmini da öldürdü Kendisine "Allah'in Arslani" lâkabi ve Bedir ganimetlerinden bir kiliç, bir kalkan ve bir de deve verildi

Hz Ali, Bedir savasindan sonra Hz Peygamber'in kizi Hz Fâtima ile evlendi Nikâhini Hz Peygamber kiydi O zamana kadar Rasulullah’la oturan Hz Ali nikâhtan sonra ayri bir eve tasindi Hz Ali'nin, Hz Fâtima'dan üç oglu, iki kiki dünyaya geldi Hicret'in üçüncü yilinda Uhud savasinda, Müslüman okçularin hatasi yüzünden müsrikler Müslümanlarin üzerine saldirmislar ve Hz Peygamber de yaralanarak bir hendege düsmüs ve düsman onun öldügünü yaymisti Halbuki o sirada dögüse dögüse gerileyen Hz Ali, Hz Peygamber'in içine düstügü hendege ulasarak, onu korumaya almisti Iki tarafin da kazanamadigi bu savasta Hz Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu

Uhud savasindan sonra Hz Ali "Benu Nadr" Yahudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile yapilan savasi bizzat idare etti Bütün çarpismalarda Hz Ali kahramanca dügüsmüs ve müsriklerin en meshur savasçilarini öldürmüstür Hudeybiye barisinda sulh sartlarinin yazilmasinda o memur edildi Hz Ali, sulh nameyi yazmaya söyle basladi: "Bismillâhirrahmânirrahîm Muhammed Resulullah" Ancak müsrikler bu ifadeye itiraz ettiler Hz Peygamber, "Resulullah" yerine "Muhammed b Abdullah" yazmasini Hz Ali'ye söylemis fakat Hz Ali "Resulullah" ifadesinin yaziminda israr etmistir

Hz Ali Mekke'nin fethi sirasinda yine sancaktardi "Keda" mevkiinden Mekke'ye girdi Mekke kan dökülmeden fethedildi Hz Peygamber ile birlikte Kâbe'deki bütün putlari kirdilar

Mekke'nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b Velid'i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarindan, "müslüman olduk" anlamindaki "eslemna" kelimesi yerine "sabbena" dedigi için Hâlid b Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti Hz Peygamber olayi duyunca çok üzüldü Hz Ali'yi bu hatayi telâfi ile görevlendirdi Hz Ali Benu Huzeyme'ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip magdur olanlarin zararlarini telâfi etmisti

Huneyn gazasinda Müslümanlar bir ara bozulup dagildilar Sayilari binleri buldugu halde içlerinden ancak birkaç kisi sabredip dayanabildi Hz Ali bu savasta yalniz sabirla tahammül etmekle kalmayarak gösterdigi yigitlik ve kumandanlikla Islâm ordusunun kendi safinda toparlanmasini sagladi

Resulu Ekrem hicretin 9 yilinda Tebük seferine çikarken Hz Ali'yi ehl-i beytin muhafazasi için Medine'de birakti, ancak bu sefere katilamadigi için müteessir oldu Bunun üzerine Resulullah: "Musa'ya göre Harun ne ise, sen bana karsi o olmak istemez misin?" dedi Ali, bu iltifattan çok memnun oldu

Resulullah Hz Ali'yi Mekke'ye gönderdi Bu suretle hiçbir müsrikin artik Kâbe-i serîfi bundan sonra haccedemeyecegini bildirdi

Yemen bölgesinin Islâm’a girmesi zordu Görev yine Ali b Ebi Talib'e verildi Hz Ali "Bu çok güç bir is" dedi Resulullah da "Ya Rabb, Ali'nin dili tercümani, kalbi hidayet nurunun memba olsun" diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen'e gitti, kisa süren irsatlari sayesinde Yemen'in bütün Hemedan kabilesi Müslüman oldu

Hz Peygamber'in vefati sirasinda, hücresinde bulunanlarin basinda geliyordu Hz Ebu Bekir halife seçildigi sirada Hz Ali Resulullah'in hücresinde tekfin ile mesgul idi

Hz Ömer devrinde devletin bütün hukuk isleriyle ilgilenip adeta Islâm devletinin bas kadisi olarak görev yapti Hz Ömer'in sahâdeti üzerine yine devlet baskanini seçmekle görevlendirilen alti kisilik sûra heyetinde yer alip, bu alti kisiden en sona kalan iki adaydan biri oldu

Hz Osman’in hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte Islâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen sikayetleri hep Hz Osman'a bildirmis ve ona hâl çareleri teklif etmisti Hz Osman’i muhasara edenleri uzlastirmak için elinden gelen gayreti sarfetti

Hz Osman’in sahâdetinden sonra Islâm’in ileri gelen sahsiyetleri ona bey'at ettiler Ancak onun bu dönemi Allah’in bir takdiri olarak son derece karisik bir dönem oldu Hilâfete geçtigin de hâlledilmesi gereken bir çok problemle karsi karsiya kaldi Bu karisikliklar Cemel ve Siffin gibi iç çatismalari dogurdu Islâm devleti bünyesindeki bu ihtilâflari giderme konusunda büyük fedakârlik ve gayretler gösterdi

Nihayet, Kûfe'de 40/661 yilinda bir Hârici olan Abdurrahman b Mülcem tarafindan sabah namazina giderken yaralandi Bu yaranin etkisiyle sehid oldu

Hz Ali devamli olarak Hz Peygamber (sas)'in yaninda bulundugu için Tefsir, Hadîs ve Fikihta sahabenin ileri gelenlerindendir Hatta Resulullah'in tabiri ile "ilim beldesinin kapisi" olarak ümmetin en bilgini idi Hz Peygamber yolunda insanlari hakka iletmek için büyük gayretler sarf etmis ve hilâfet dönemi iç karisikliklarla dolu olmasina ragmen Islâm’in ögretilmesi ve ögrenilmesi hususunda büyük katkilari olmustu

Medine'de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldiktan sonra ögretim için merkezde bir okul kurdu Arapça gramerin ögretilmesini Ebu Esved ed-Düeli'ye, Kur'an okutma ve ögretme isini Abdurrahman esSülemi'ye, Tabiî ilimler konusunda ögretmenlik görevini Kümeyl b Ziyâd'a verdi Arap edebiyati konusunda çalisma yapmak üzere de Ubade b esSamit, ve Ömer b Seleme'yi görevlendirdi Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, tesrî ve kaza gibi bölümlere ayirarak yürütüyordu Malî isleri, dagitma ve toplama diye iki kisma ayirmazdi

Ümmetin malini ümmete dagitirken de son derece titiz davranirdi Kendisine bir pay ayirima noktasinda gayet dikkatli olup, kimsenin hakkina tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi Kendisini Kûfe'de görenler, kisin sogugunda ince bir elbisenin altinda tir tir titreyerek camiye gittigini aktarirlar Devlet yönetici ve memurlarinin nasil davranmalari gerektigi konusunda su yönetmeligi hazirlamisti

1 Halka karsi daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin Onlara bir canavar gibi davranmayin ve onlari azarlamayin

2 Müslüman olsun olmasin herkese ayni davranin Müslümanlar kardesleriniz, Müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandir

3 Affetmekten utanmayin Cezalandirmada acele etmeyin Emriniz altinda bulunanlarin hatalari karsisinda hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin

4 Taraf tutmayin, bazi insanlari kayirmayin Bu tür davranislar sizi zulme ve despotluga çeker

5 Memurlarinizi seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemis ve devletin suçlarindan ve zulümlerinden sorumlu olmamis bulunmalarina dikkat edin

6 Dogru, dürüst ve nazik kisileri seçin ve çikar ummadan ve korkmadan açi gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin

7 Atamalarda arastirma yapmayi ihmal etmeyin

8 Haksiz kazanç ve ahlâksizliklara düsmemeleri için memurlariniza yeterince maas ödeyin

10 Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin

11 Halkin güvenini kazanin ve onlarin iyiligini istediginize kendilerini inan dirin

12 Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin

13 Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yigmalarina izin vermeyin

14 El islerine yardim edin; çünkü bu yoksullugu azaltir, hayat standardini artirir

15 Tarimla ugrasanlar devletin servet kaynagidir ve bir servet gibi korunmalidir

16 Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak oldugunu hiç aklinizdan çikarmayin Memurlariniz onlari incitmesin, onlara kötü davranmasin Onlara yardim edin, koruyun ve yardiminiza ihtiyaç duyduklari her zaman huzurunuza çikmalarina engel olmayin

17 Kan dökmekten kaçinin, Islâm’in hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin

Hz Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi Bes yillik halifeligi çok önemli olaylarla, savas ve sikintilarla geçmisti Fitnelere karsi sonuna kadar dogru yoldan sabirla mücadele etmek istedi sonunda sehit oldu

Hz Ali Islâm’in bütün güzelliklerine vakifti Çünkü o, Resulullah'in daima yaninda bulunmustu Vahiy kâtibiydi, hâfiz, müfessir ve muhaddisti Hz Peygamber'den bes yüzden fazla hadis rivayet etti Ahkâmin nazariyatindan çok amelî keyfiyetine bakardi: "Halka anladiklari hadisleri söyleyiniz Allah ile Peygamber'in tekzip edilmesini ister misiniz?" (Buhârî, ilim) demistir

Hz Ali'nin, Hz Fâtima’dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adli ogullari ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adli kizlari oldu

Hz Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarisan, takva sahibi ve son derece cömertti Medine'de Müslümanlarin durumu düzeldikten sonra, Hz Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah'a gitti Resulullah kiziyla damadinin arasina girerek: "Ben size hizmetçiden daha hayirlisini haber vereyim Yatarken otuz üç kere Allahü Ekber, otuz üç kere Elhamdülillah, otuz üç kere de Subhanallah deyin" buyurdu Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz Ali ile ailesi sofraya oturduklari sirada kapilarina bir dilenci geldi, onlar da yemegi dilenciye verdiler Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler Bu olay üç gün sürdükten sonra su ayet-i kerime indi: "süphesiz en iyiler mizaci kâfur olan bir tastan içerler Allah’in kullarinin tasira tasira içecegi bir kaynak Adagi yerine getirirler ve serri yaygin olan bir günden korkarlar içleri çektigi hâlde yiyecegi, miskine, yetime ve esire yedirirler 'Biz sizi ancak Allah’in rizasi için doyuruyoruz, sizden bir karsilik ve tesekkür beklemiyoruz”

Hz Ali'nin "Zülfikâr" adi verilen meshur bir kilici vardi Kilicin agzi iki çatalli idi ve Hz Ali'ye Resulullah tarafindan hediye edilmisti Hz Ali'nin cömertligi, insanîligi, Resulullah'a olan yakinligiyla edindigi büyük manevî miras onu yüzyillardir halk inançlarinda destani bir kisilige büründürmüstür Bir gün onun dört dirhemi vardi Birini açiktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkinda su ayet-i kerime indi: "Mallarini gece ve gündüz, gizli ve açik olarak infak edenler Onlar için Rabbleri ketinde karsiliklari vardir ve üzülecek de degillerdir" (el-Bakara, 2/274)

Hz Ali'nin peygamberimizden rivayet ettigi bazi hadis-i serifler: "Günah isleyen biri pisman olur, abdest alir namaz kilar ve günahi için istigfar ederse Allah'u Tealâ Nisâ suresinde 'Biri günah isler veya kendine zulmeder sonra pisman olup Allah’a Telâ’ya istigfar ederse Allah'u Teâlâ'yi çok merhametli ve af ve magfiret edici bulur' buyurmaktadir"

"Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasini kilmadan nafile kilarsa bos yere zahmet çekmis olur Bu kimse, kazasini ödemedikçe Allah'u Teâlâ onun nafile namazlarini kabul etmez "

"Malinizin zekâtini veriniz Biliniz ki, zekâtini vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazi, orucu, hacci ve cihadi ve imani yoktur "

Peygamberimiz (sas) Hz Ali'ye buyurdu: " Ya Ali, altiyüzbin koyun mu istersin, yahut alti yüz bin altin mi veya alti yüz bin nasihat mi istersin ? " Hz Ali dedi: "Alti yüz bin nasihat isterim" Peygamberimiz buyurdu: "su alti nasihate uyarsan alti yüz bin nasihate uymus olursun:

1 Herkes nafilelerle mesgul olurken sen farzlari ifa et Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehaplari ifa et

2 Herkes dünya ile mesgul olurken sen Allah'u Teâlâ'yi hatirla islâm'a uygun yasa; Islâm’a uygun kazan; Islâm’a uygun harca

3 Herkes birbirinin ayibini arastirirken sen kendi ayiplarini ara Kendi ayiplarinla mesgul ol 4 Herkes dünyayi imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir

5 Herkes halka yaklasmak için vasita ararken, halkin rizasini gözetirken sen Hakk'in rizasini gözet; hakka yaklastirici sebep ve vasitalari ara

6 Herkes çok amel islerken sen amelinin çok olmasina degil, ihlasli olmasina dikkat et"

Hz Ali buyurdu:

"Kisi dili altinda saklidir Konusturunuz, kiymetinden neler kaybettigini anlarsiniz"

"Insanin yaslanip Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsiz Cennet'e girmesinden daha hayirlidir "

"Kul ümidini yalniz Rabbi'ne baglamali ve yalniz günahlari kendini korkutmalidir "

"Cahil, bilmedigini sormaktan utanmasin Âlim, içinden çikamayacagi bir meselede en iyisini Allah'u Teâlâ bilir' demekten sakinmasin"

"Sizin için korktugum seylerin en basinda, nefsinin istegine uymak ve uzun emelli olmak gelir Birincisi hak yoldan alikoyar; ikincisi ise ahreti unutturur "

"Amellerin en zoru üçtür Bunlar; nefsin hakkini verebilmek, her halde Allah'u Teâlâ'yi hatirlayabilmek, kardesine bol bol ikramda bulunabilmektir "

"Takva, hataya devami birakmak; aldanmamaktir "

"Kalpler, kaplara benzer Hayirli olani, hayirla dolu olanidir"

"Bana bir harf ögretenin kölesi olurum "

Hz Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak Islâm’in bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #3
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart ÖMER B. HATTAB (r.a) efendimiz:

İkinci Raşid Halife İslâmı yeryüzüne yerleştirip, hakim kılmak için Resulullah (sas)'ın verdiği tevhidî mücadelede ona en yakın olan sahabilerden biri Hz Ömer (ra), Fil Olayından on üç sene sonra Mekke'de doğmuştur Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir (İbnül-Esîr, Üsdül-Ğâbe, Kahire 1970, IV,146) Babası, Hattab b Nüfeyl olup, nesebi Ka'b'da Resulullah (sas) ile birleşmektedir Kureyş'in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil'in kardeşi veya amcasının kızı olan Hanteme'dir (bk age, 145)

Kaynaklar Hz Ömer (ra)'in müslüman olmadan önceki hayatı hakkında fazlaca bir şey söylemezler Ancak küçüklüğünde, babasına ait sürülere çobanlık ettiği, sonra da ticarete başladığı bilinmektedir O, Suriye taraflarına giden ticaret kervanlarına iştirak etmekteydi (H İbrahim Hasan, Tarihul-İslâm, Mısır 1979, I, 210) Cahiliyye döneminde Mekke eşrafı arasında yer almakta olup, Mekke şehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi Bir savaş çıkması durumunda karşı tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüşünde onun verdiği bilgi ve görüşlere göre hareket edilirdi Ayrıca kabileler arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümünde etkin rol alır ve verdiği kararlar bağlayıcılık vasfı taşırdı (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-Ğâbe, IV, 146)

Hz Ömer, sert bir mizaca sahip olup, İslâma karşı aşırı tepki gösterenlerin arasında yer almaktaydı Sonunda o, dedelerinin dinini inkâr eden ve tapındıkları putlara hakaret ederek insanları onlardan yüz çevirmeğe çağıran Muhammed (sas)'ı öldürmeye karar vermişti Kılıcını kuşanarak, Peygamberi öldürmek için harekete geçmiş, ancak olayın gelişim şekli onun müslümanların arasına katılması sonucunu doğurmuştu Tarihçilerin ittifakla naklettikleri rivayete göre, Ömer (ra)'in müslüman oluşu şöyle gerçekleşmişti: Ömer, Resulullah (sas)'ı öldürmek için onun bulunduğu yere doğru giderken, yolda Nuaym b Abdullah ile karşılaştı Nuaym ona, böyle öfkeli nereye gittiğini sorduğunda o, Muhammed (sas)'i öldürmeye gittiğini söylemişti Nuaym, Ömer'in ne yapmak istediğini öğrenince ona, kızkardeşi ve eniştesinin yeni dine girmiş olduğunu söyledi ve önce kendi ailesi ile uğraşması gerektiğini bildirdi Bunu öğrenen Ömer (ra), öfkeyle eniştesinin evine yöneldi Kapıya geldiğinde içerde Kur'an okunmaktaydı Kapıyı çalınca, içerdekiler okumayı kesip, Kur'an sayfalarını sakladılar İçeri giren Ömer (ra), eniştesini dövmeye başlamış, araya giren kızkardeşinin aldığı darbeden dolayı burnu kanamıştı Kızkardeşinin ona, ne yaparsa yapsın dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyerek kararlılığını bildirmesi üzerine, ona karşı merhamet duyguları kabarmaya başlamış ve okudukları şeyleri görmek istediğini söylemişti Kendisine verilen sahifelerden Kur'an ayetlerini okuyan Ömer (ra), hemen orada imân etti ve Resulullah (sas)'ın nerede olduğunu sordu O sıralarda müslümanlar, Safa tepesinin yanında bulunan Erkam (ra)'ın evinde gizlice toplanıp ibadet ediyorlardı Resulullah (sas)'ın Daru'l-Erkam'da olduğunu öğrenen Ömer (ra), doğruca oraya gitti Kapıyı çaldığında gelenin Ömer olduğunu öğrenen sahabiler endişelenmeye başladılar Zira Ömer silahlarını kuşanmış olduğu halde kapının önünde duruyordu Hz Hamza: "Bu Ömer'dir İyi bir niyetle geldiyse mesele yok Eğer kötü bir düşüncesi varsa, onu öldürmek bizim için kolaydır" diyerek kapıyı açtırdı Resulullah (sas), Ömer (ra)'ın iki yakasını tutarak;

"Müslüman ol ya İbn Hattab! Allahım ona hidayet ver!" dediğinde, Ömer (ra), hemen Kelime-i Şehadet getirerek imân ettiğini açıkladı (İbn Sa'd, Tabakatu'l Kübra, II, 268-269; Üsdül-Ğâbe, IV, 148-149; Suyûtî, Tarihu'l-Hulefa, Beyrut 1986, 124 vd)

Rivayetlere göre Ömer (ra)'ın müslüman oluşu, Resulullah (sas)'ın yapmış olduğu; Allahım! İslâmı Ömer b el-Hattab veya Amr b Hişam (Ebû Cehil) ile yücelt" şeklinde bir duanın sonucu olarak gerçekleşmişti (İbnul-Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, Bağdat ty, II, 518; İbn Sa'd, aynı yer; Suyûtî, age, 125)

Ömer (ra), risaletin altıncı yılında müslüman olmuştur O, iman edenlerin arasına katıldığı zaman müslümanların sayısı yetmiş seksen kişi kadardı (İbn Sa'd, aynı yer)

Mekkeli müşriklerin, gösterdiği zorbaca tepkiden dolayı müslümanlar, Beytullah'a gidip namaz kılamıyor ve ancak gizlice bir araya gelebiliyorlardı Ömer (ra) müslüman olunca doğruca Beytullah'ın yanına gitti ve müslüman olduğunu haykırdı Orada bulunanlar şiddetli tepki gösterdi Ancak o, müşriklere karşı savaşını sürdürerek onların, müslümanlara gösterdiği muhalefeti kırdı ve bir avuç müslümanla birlikte herkesin gözü önünde Beytullah'ta namaza durdu Onun bu şekilde saflarına katılması müslümanlara büyük bir moral desteği sağlamıştı Abdullah İbn Mes'ud'un; "Ömer'in müslüman oluşu bir fetihti" (Üsdül-Ğâbe, IV,151; İbn Sa'd, age, III, 270) sözü bunu açıkça ortaya koymaktadır Taberî'nin İbn Abbas'tan tahric ettiği bir hadise göre, müslümanlığını ilk ilân eden kimse Hz Ömer (ra) olmuştur (Suyûtî, age,129) Ömer (ra) benliğini kuşatan imanın verdiği heyecanla, küfre karşı açık ve net bir şekilde, hiç bir tehdide aldırış etmeden mücadele ediyordu Müşrikler, şecaat ve kararlılığını eskiden beri bildikleri için ona sataşmaya cesaret edemiyorlardı

Müslüman olduktan sonra sürekli Resulullah (sas)'ın yanında bulunmuş, onu korumak için elinden gelen gayreti göstermiştir

O, imân ettikten sonra müşriklere karşı çok sert davranmış ve dinini her ortamda, kimseden çekinmeden herkese meydan okuyarak savunmuştur İslâm tebliğinin yeni bir veche kazanması için Medine'ye hicret emrolunduğu zaman müslümanlar Mekke'den gizlice Medine'ye göç etmeye başladıklarında, Hz Ömer, gizlenme ihtiyacı duymamıştı Ömer (ra), beraberinde yirmi arkadaşı olduğu halde Medine'ye doğru yola çıkmıştı Hz Ali (ra) onun hicretini şu şekilde anlatmaktadır: "Ömer'den başka gizlenmeden hicret eden hiç bir kimseyi bilmiyorum O, hicrete hazırlandığında kılıcını kuşandı, yayını omuzuna taktı, eline oklarını aldı ve Kâ'be'ye gitti Kureyş'in ileri gelenleri Kâ'be'nin avlusunda oturmakta idiler O, Kâ'be'yi yedi defa tavaf ettikten sonra, Makâm-ı İbrahim'de iki rek'at namaz kıldı Halka halka oturan müşrikleri tek tek dolaştı ve onlara; "Yüzler pisleşti Kim anasını evladsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa şu vadide beni takip etsin" dedi Onlardan hiç biri onu engellemeye cesaret edemedi (Suyûtî, age, 130) Bunun içindir ki İbn Mes'ud;

"Onun hicreti bir zaferdi" (İbn Sa'd, aynı yer; Üsdül-Ğâbe, IV, 153) demektedir

Ömer (ra), Medine dönemi boyunca İslamın yücelişini etkileyen bütün olaylara aktif olarak iştirak etmiştir Resulullah (sas)'ın önemli kararlar alacağı zaman görüşlerine başvurduğu kimselerin başında Ömer (ra) gelir Onun ileri sürdüğü görüşler o kadar isabetliydi ki; bazı ayetler onun daha önce işaret ettiğine uygun olarak nazil oluyordu Resulullah (sas) onun bu durumunu şu sözüyle ifade etmekteydi: "Allah, hakkı Ömer'in dili ve kalbi üzere kıldı" (Üsdül-Ğâbe, IV, 151)

Ömer (ra), Bedir, Uhud, Hendek, Hayber vb gazvelerin hepsine ve çok sayıda seriyyeye katılmış, bunların bansında komutan olarak görev yapmıştır Bunlardan biri Hicretin yedinci yılında Havazinliler'e karşı gönderilen seriyyedir

Ömer (ra), bütün meselelere karşı net ve tavizsiz tavır koymakla tanınır Onun küfre karşı düşmanlığı; müşriklerin, İslâma karşı olan saldırılarını hazmedememe konusundaki hassasiyeti; bazı kararlara şiddetle karşı çıkmasına sebep olmuştur Hudeybiye'de yapılan anlaşmanın müşrikler lehine görünen maddelerine karşı çıkışı bunlardan biridir Ancak o, Resulün, Allah Teâlâ'nın gösterdiği doğrultuda hareket etmekten başka bir şey yapmadığı uyarısı karşısında, hemen kendini toparlamış ve olayın iç gerçeğini kavramıştı

Resulullah (sas)'ın vefatının hemen peşinden ortaya çıkan karışıklığın Hz Ebû Bekir'in halife seçilmesiyle yok edilmesinde Hz Ömer büyük rol oynamıştır Hz Ebû Bekir'in kısa halifelik döneminde en büyük yardımcısı Ömer (ra) olmuştur

Hz Ebû Bekir (ra) vefat edeceğini anladığında, Hz Ömer'i kendisine halef tayin etmeyi düşünmüş ve bu düşüncesini açıklayarak bazı sahabilerle istişarelerde bulunmuştu Herkes Ömer (ra)'ın fazilet ve üstünlüğünü kabul etmekle beraber, onu bu iş için biraz sert mizaclı buluyorlardı Hatta Talha (ra) ve diğer bazı sahabiler ona; "Rabbin seni Ömer'i hafife tayin ettiğinden dolayı sorgularsa ona ne cevap vereceksin? Bilirsin ki Ömer oldukça sert bir kimsedir" demişlerdi Hz Ebû Bekir onlara; "Derim ki: Allahım! Kullarının en iyisini onlara halife yaptım" karşılığını vermişti Sonra da Hz Osman'ı çağırarak bir kâğıda Hz Ömer'i halife tayin ettiğini yazdırdı Kâğıt katlanıp mühürlendikten sonra, Hz Osman dışarı çıkarak insanlardan kâğıtta yazılı olan kimseye bey'at edilmesini istedi Oradakilerin bey'at etmesiyle Hz Ömer'in II Raşid halife olarak iş başına gelişi gerçekleşmiş oldu (Üsdü'l-Ğâbe, IV,168-199; İbn Sad, age, III, 274 vd; Suyûtî age, 92-94)

Hz Ömer Döneminde İslam Devleti ve Fetihler

Resulullah (sas)'ın sağlığında Arap yarımadası İslâmın hakimiyetine boyun eğdirilmiş ve insanlar bölük bölük ihtida ederek müslümanlarla bütünleşmişlerdi

Bunun peşinden Resulullah (sas), İslam tebliğinin insanlara ulaştırılmasının önünde bir set teşkil eden, müşrik zalim güçlerden biri olan Bizans imparatorluğuna karşı askerî seferleri başlatmıştı Ebû Bekir (ra), Resulullah (sas)'ın vefatından hemen sonra ortaya çıkan Ridde hareketlerini bastırdıktan sonra, Bizans hakimiyetindeki topraklara askerî akınlar başlatmış, öte taraftan çağın despot devletlerinden ikincisi olan İran imparatorluğuna karşı da askerî faaliyetlere girişmişti Hz Ömer (ra)'in üzerine düşen, bu siyaseti devam ettirmekten ibaretti Hz Ömer bir taraftan Suriye'nin fethinin tamamlanması için gayret gösterirken, öte taraftan İran cephesinde netice almak için ordular sevkediyordu Kadisiye savaşıyla İran ordusu hezimete uğratılmış ve Kisrâ, saraylarını İslam ordusuna terk ederek doğuya kaçmak zorunda kalmıştı Peşpeşe gönderilen ordularla İranın bazı bölgeleri savaş ile, bazı bölgeleri de sulh yoluyla İslam'ın hakimiyetine boyun eğdirilmişti Kuzeye yönelen Muğîre b Şu'be, Azerbaycanı sulh yoluyla ele geçirmişti Ermenistan bölgesi fethedilen yerler arasındaydı

Suriye'nin fethi tamamlandıktan sonra bu bölgedeki askerî harekât batıya doğru kaydırıldı Etraftaki şehir ve kasabalar fethedildikten sonra Kudüs kuşatma altına alındı Şehirdeki hristiyanlar bir süre direndilerse de sonunda barış istemek zorunda kaldılar Ancak, komutanlardan çekindikleri için şart olarak şehri bizzat halifeye teslim etmek istediklerini bildirmişlerdi Durum Ebu Ubeyde tarafından bir mektupla Hz Ömer (ra)'a bildirildi Hz Ömer (ra) Ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra, Medine'den komutanlarıyla buluşmayı kararlaştırdığı Cabiye'ye doğru yola çıktı Cabiye'de yapılan bir anlaşmadan sonra Hz Ömer, bizzat Kudüs'e kadar giderek şehri teslim aldı (H16-M 637) Hz Ömer (ra) kısa bir müddet Kudüs'te kaldıktan sonra Medine'ye geri döndü

Bu arada İran cephesinde durumlar karışmaya başlamıştı Hz Ömer, bölgede bulunan orduları takviye ederek İran meselesini kesin bir sonuca bağlamaya karar verdi Hicri 21 yılında başlayan ve sürekli takviye edilen akınlarla Azerbaycan ve Ermenistan da dahil olmak üzere, Horasan'a kadar bütün İran toprakları İslam devletinin sınırları içine alınmış ve Fars cephesinde askerî harekâtlar tamamlanmıştı

Öte taraftan Amr b el-As, hazırlayıp uygulamaya koyduğu harekât planıyla Mısır'ı fethetmeyi başarmış, müslümanları Mısır'dan geri püskürtmek için İskenderiyede hazırlıklara girişen Bizanslıların üzerine yürüyerek burayı ele geçirmişti (H 21) Böylece Suriye'den sonra, Mısır'da da Bizans'ın hakimiyetine son verilmiş oluyordu (Şibli Numanî, Bütün yönleriyle Hz Ömer ve Devlet İdaresi, Terc Talip Yasar Alp, İstanbul ty, I, 285-286)

İslam ordularının fethettiği bölgelerdeki halk, müslümanlardan gördükleri müsamaha ve âdil davranışlardan etkilenerek kitleler halinde İslâma giriyorlardı Asırlarca Bizans ve İran devletlerinin zulmü altında ezilen, horlanan topluluklar İslâmın kuşatıcı merhameti ile yüz yüze geldiklerinde müslüman olmakta tereddüt göstermiyorlardı Kendi dinlerinden dönmek istemeyenler ise hiç bir baskıya maruz kalmadıkları gibi, geniş bir inanç hürriyetine kavuşuyorlardı

Hz Ömer, bir taraftan İslâmın insanlığa tebliğinin önündeki engelleri kaldırmak için ordular sevkederken, öte taraftan da henüz müesseselerine kavuşmamış bulunan devleti teşkilatlandırmaya çalışıyordu

Hz Ömer'den önce, orduya katılan askerler ve bunlara dağıtılan paralar belirli defterlere yazılıp kayıt altına alınmazdı Bu durum normal olarak bazı karışıklıkların çıkmasına sebep olur, gelir ve giderlerin hesabı yapılamazdı İlk zamanlar buna pek ihtiyaç da yoktu Ancak devletin sınırları genişlemiş ve bu geniş coğrafya içerisinde devletin etkinliğini sağlayabilmek için idarî düzenlemeler yapılması zarureti doğmuştu O, ilk olarak askerlerin kayıtlarının tutulduğu ve fey ve ganimet gelirlerinin dağıtımının kaydedildiği "divan" teşkilatını kurdu

Ayrıca, Suriye ve Irak'ta bulunan divanlar varlıklarını korumuşlardır Bunlar vergilerin toplanması ile alakalı çalışmaları yürütmekteydiler Suriye ve Irak'taki divanlar her ne kadar İran ve Bizans malî teşkilatından kalma idiyse de, onun Medine'de tesis ettiği divan hiçbir yabancı tesir söz konusu olmaksızın, ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak için kurulmuştur

Hz Ömer, feyden elde edilen gelirlerden verdiği atıyyeleri bir gruplandırmaya tabi tutmuştur

Hz Ömer, yargı (kaza) işlerini bir düzene koymak için valilerden ayrı ve bağımsız çalışan kadılar tayin eden ilk kimsedir O, Kufe'ye, Şureyh b el-Haris'i, Mısır'a da Kays b Ebil-As es-Sehmî'yi kadı tayin etmiştir Onun Medine'deki kadısı Ebû Derda (ra)'dır Bu dönemin tanınmış kadılarından birisi de Ebu Mûsa el-Eşari'dir Hz Ömer, tayin ettiği kadılara, görevlerini ne şekilde ifa etmeleri gerektiğine dair talimatlar verir ve onların bu çerçeve dışına çıkmamalarını tenbihlerdi (Mustafa Fayda, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1986, II, 176-177)

Hz Ömer (ra)'ın, üzerinde titizlikle durduğu ve asla müsamaha göstermediği en önemli konu adâlet meselesiydi O, mevki, rütbe, soyluluk vb hiçbir ayırım gözetmeden hakların sahiplerine verilmesi için çok şiddetli davranmıştır Bu konuda onun yanında bir köle ile efendisi arasında bir fark yoktur

O, her tarafta adâletin eksiksiz yerine getirilmesi, muhtaç ve yoksul kimselerin gözetilmesi için ülkenin en ücra köşelerindeki durumlardan zamanında haberdar olmak için imkân oluşturmaya çalıştı O, muhtaç kimseler konusunda din ayırımı gözetmemiş, hristiyan ve yahudilerden olan yoksullara da yardımlarda bulunmuştur

Devletin temel görevlerinden birisi ilmin insanlara ulaştırılmasıdır Hz Ömer, fethedilen bölgelerde okullar açmış, buralara müderrisler tayin etmiş ve Kur'an-ı Kerim'i okumak ve onunla amel edebilmek için gerekli olan eğitimin verilmesini sağlama yolunda gayret sarfetmiştir İslâm'ın, müslüman olan insanlara öğretilmesi ve tebliğ çalışmalarının yürütülmesi için sahabîlerden ve diğer âlimlerden istifade etmiş ve onları değişik bölgelerde görevlendirmiştir Kur'an, Hadis ve Fıkıh öğretimi ile uğraşan bu âlimlere büyük meblağlar tutan maaşlar bağlamıştır Hz Ömer, devletin her tarafında camiler inşa ettirmişti Onun zamanında dört bin tane cami yapılmış olduğu rivayet edilmektedir (Ahmed en-Nedvi, Asrı Saadet, Terc Ali Genceli, İstanbul 1985, I, 317)

İlk defa bir takvimin kullanılmasına Hz Ömer zamanında ihtiyaç duyulmuş ve böylece Hicret esas alınarak oluşturulan takvimle devlet işlerinde tarihleme açısından ortaya çıkan problemler ortadan kaldırılmıştır (H 16)

İslâm devleti, bağımsız bir devlet olmasına ve çok geniş bir coğrafî sahayı kaplayan ekonomik faaliyetlerin yürütülmesine rağmen, kullanılan paralar yabancı kaynaklıydı Irak ve İran bölgelerinde Fars dirhemleri; Suriye ve Mısır taraflarında da Bizans dinarları tedavülde bulunmaktaydı Bu durum o devirde henüz hissedilmeye başlanmamış olsa bile, bir ekonomik baskı tehlikesini beraberinde getirmekteydi Hz Ömer'in, devleti müesseselere kavuşturup yapısını sağlamlaştırmaya çalışırken, bu duruma da müdahale etmemesi düşünülmezdi O, Hicri 17 de para bastırarak piyasaya sürdü Ayrıca Halid b Velid'in Taberiye'de Hicrî 15 tarihinde dinar darbettirdiği de bilinmektedir (Hassan Hallâk, Dırâsât fî Tarihil-Hadâretil-İslamiye, Beyrut 1979, 13-15)

Hz Ömer (ra), İslâm devletinin dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı güvenliğini sağlamak ve orduları düşman bölgelerine yakın yerlerde bulundurabilmek için ordugah şehirler tesis etmiştir İran ve Hindistan taraflarından gelebilecek deniz akınlarına karşı Basra ordugah şehri kuruldu Bu şehrin mevkii bizzat Hz Ömer tarafından tesbit edilmiştir O, bu iş için Utbe b Gazvan'ı görevlendirmişti Utbe, sekizyüz adamıyla o zaman boş ve ıssız olan Haribe bölgesine gelip H 14 yılında Basra şehrinin inşasına başladı

Sa'd b Ebi Vakkas, Kadisiye'de kazandığı büyük zaferden sonra İran içlerine akınlara başlamıştı Onun ordusu Medâin'de bulunmaktaydı Ancak buranın ikliminin Arap askerlerin sağlığını olumsuz yönde etkilediği anlaşılınca, Hz Ömer, Sa'd'a iklim bakımından uygun ve merkez ile arasında deniz bulunmayan bir yer bulup burada bir şehir kurması talimatını verdi