Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> Peygamber Efendimiz (S.A.V)

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et
Alt 25-06-2008   #1
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart Peygamber Sevgisi Nükteler



Değerli Saçlar
Bir yurt talebisidir Abdurrahman Çalışkanlığıyla, oturup kalkmasıyla, kılık kıyafetiyle herkese örnek olacak vasıflar taşımaktadır Fakat her nasılsa o günlerde saçları bir öğrenci için dikkat çekecek kadar uzamıştır
Yurttaki belletmen ağabeyleri ile anne-babası nasıl olsa kestirir diye bir şey demezler Fakat saç uzadıkça uzar Bir gün yurttaki müdür muavini çağırır Abdurrahman'ı
-Abdurrahman saçlarını kestir artık, epey uzadı Bir yurt talebesi için bu saçlar epeyce uzun Anlaştık değil mi? sorusuna Abdurrahman kafasını iki yana sallayarak sessizce hayır cevabını verir Müdür yardımcısı, "Zaten yarın izne gidecek, babası kestirir" diye düşünür ve fazla üstelemez Abdurrahman o gün izne gider Babası ile müdür yardımcısı önceden görüşmüştür Babası yemekten sonra:
-Oğlum, canım evladım! Saçlarını yarın kestirelim, deyince babasını hiç kırmayan o munis çocuk:
-Hayır, olmaz babacığım, deyip koşarak odasına kapanır Anne ve baba şaşkın şaşkın birbirlerine bakakalırlar
Ertesi gün saçlarını kestirmeden öylece yurda gider Abdurrahman Müdür Bey onu çağırır ve biraz sert konuşur
-Yarın kestir saçlarını, der ve Abdurrahman, başı önde müdüriyetten çıkar Yatağına yatar ve gözyaşları içinde sabahlar Sabah aynanın karşısına geçer ve:
-Seni benden ayıramazlar, ayrılmam senden diye saçları ile konuşur
Okul çıkışı yurda değil evine gider Annesi, hiç beklemediği oğlunu karşısında görünce meselenin halledilmediğini anlar:
-Canım evladım, seni ne kadar sevdiğimizi biliyorsun Ne olursun beni kırma Kestir saçlarını, kestir yavrum der
Annesinin ağlamaklı konuşması karşısında Abdurrahman: -Cennet ayaklarının altında olan annem, canım kadar sevdiğim babam, bir ağabeyim kadar sevdiğim belletmenim, bizleri evlatları kadar seven yurt idarecilerim, bir anlasanız Ben sizleri kıramam ama beni bir anlasanız
-Evladım, niye kestirmiyorsun saçlarını, niçin kestirmek istemiyorsun?
-Söyleyemem anne, kestirmek istemiyorum
-Oğlum, hadi kestir gel saçlarını da yurda gidelim Sonra yurttan kızarlar Bizleri daha fazla üzme
Abdurrahman, çaresizlik içinde gider berbere, kestirir saçlarını Kesilen saçları da berberde bırakmaz, yanma alır Evden annesi ile beraber yurda giderler Mesele hallolmuştur Yaklaşık bir ay sonrasıdır Müdür yardımcısı, geceleyin talebelerin defter ve kitaplarını kontrol etmektedir Sıra Abdurrahman'ın eşyalarını kontrole gelince, kitaplarının birinin sayfalarını çevirince gördüğü manzara karşısında şaşkına döner
Çünkü kesilen saçlar kitabın arasındadır Bir talebenin saçına bu kadar değer vermesini anlayamaz müdür yardımcısı Ama dikkat edince saçların altında bir yazı görür Okumaya başlar:
"Canım annem ve babamla, çok değerli yurt idarecimin baskısı olmasa bu saçlarımı kestirmezdim Onlar bilmiyorlar, ben de söylemedim Yoksa, rüyamda Peygamber Efendimizin (sav) okşadığı o saçları, ömür boyu kestirmezdim
Affet ya Resulallah! Senin okşadığın o saçları kestirdim Affet beni, affet, affet!"[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
HELVA YİYEN KENDİNİ NİÇİN TAŞLATIRDI!
Ey kupkuru çölleri Cennet'e çeviren Gül; Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül! Vaktidir, ağlayan gözlerimin içine gül! Ey kupkuru çölleri Cennet'e çeviren Gül! (M Fethullah Gülen)
Afyon'da Hüseyin isminde "Helva Yiyen" nâmıyla meşhur olmuş tam manâsıyla meczup biri yaşardı
Sabahtan akşama kadar sokaklarda dolaşır kimse ne konuştuğunu anlamazdı Yalnız halk Helva Yiyen'in bir mânâ tarafının olduğunu bilirdi Onun saçma gibi gelen cümlelerinin dahi üzerinde dururlardı Helva Yiyen gecelerini Afyon'daki nöbetçi eczanelerde geçirirdi Çünkü Afyon çok soğuk olurdu, geceleri de yegâne sıcak yer eczanelerdi
Benim de tanışmam eczane sohbetleriyle başladı Ben gece ilâç almaya gidince bakıyorum Hüseyin orada Dostluğumuz biraz derinden gitti ve pek gönülden sevdik birbirimizi
Öyle olmuştur ki ben hastaya giderken "Telaş etme hastan nasıl olsa kurtulur" derdi Bazen de "Boşuna gidiyorsun doktor kendini hazırla" derdi Bu söylediklerinin hiçbir tanesi de sekmemiştir Bunları dostluğumuz itibarı ile beni yabancı saymadığı için söylerdi Başka birisi bir şey sorduğu zaman mümkün değil söylemezdi
Bir gün çok emek verdiğim bir çocuk hastama gidiyordum Öleceğini de hiç ummuyordum Babası ateşi çıkar çıkmaz koşup gelmişti bana O zaman da penisilin yeni çıkmıştı Ben telaşla eczaneden penisilin alıp giderken "Telaşın boşuna doktor, çocuk gitti" dedi Eve faytonla yaklaştığım zaman feryat figanı duyunca çocuğun gittiğini anladım Çok da üzülmüştüm
Bu Helva Yiyen'in hususiyeti, gündüzleri çocuklar bunu kovalar, taşlarlardı Kızdırmak için de "Helva Yiyen" diye bağırırlardı Helva Yiyen ismi oradan kalmıştır Helva Yiyen kızdıkça söver, çocuklar da büsbütün üzerine varır taşlarlardı
Dostluğumuzun derinleşmesine sığınarak bir gün dedim ki "Hüseyin, bu dervişlikten başka iş yok mu? Sabahtan akşama kadar kendini taşlatıyorsun?" "Eh bunu da artık sen çöz Bu yaptığım, yapılabilecek şeylerin en güzeli, çok güzel bir şey" dedi Emin olun çözemedim
Daha sonra, zaman içerisinde Helva Yiyen dünyasını değiştirdikten çok sonra anladım Helva Yiyen Taif'te çocukların Peygamber Efendimiz1! (sav) taşlaması sünnetini yapıyordu Çocukların attığı taşları kendi vücudunda hissederek Sünnet-i Muhammedî'yi yerine getiriyordu
Böyle müthiş bir mânâ ehliydi Helva Yiyen Efendimiz'e (sav) karşı olan sevgisi, Efendimiz'e (sav) karşı olan aşkı "Madem o taşlanmıştır, ben de taşlanacağım" diye böyle maceralı bir dervişliği seçmişti (Onkolog Doktor Haluk Nurbaki)
"Allah'tan Peygamber aşkının bir zerresine sahip olmayı dile Zira, milletleri yaşatan O'nun aşkıdır Kâinat, O'nun aşkı ile vücut bulmuştur Varlıktaki gizli cevheri, o aşkın aşikâr tecellisi meydana çıkardı Ruha ancak O'nun aşkı sükûn ve huzur verir O'nun aşkı, gecesi olmayan bir gündür" (Muhammet ikbal)[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

 

herbstregen87 is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 25-06-2008   #2
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Peygamber Sevgisi Nükteler

ŞU İKİ ADAMDAN BENİ KURTAR!
Suriye atabeklerinden Nureddin Zengi, 12'nci asrın sonlarına doğru Ortadoğu'ya akın etmiş Haçlı askerlerini küçücük ordusuyla püskürtüp, o günkü İslâm dünyasını Haçlı tasallutundan uzun müddet koruyan büyük bir devlet adamıdır Haçlılarla mücadele bayrağını kendinden sonra, Selâhaddin Eyyubî'ye bırakarak Halep civarında ruhunu teslim etmiştir
Nurettin Zengi, bir gece, Halep'te Hazret-i Resülüllah'ı rüyasında görür
Kendisine tebessüm ederek bakan Resûl-i Ekrem Efendimiz, iki mübarek parmağıyla iki adamı işaret ederek:
- Nureddin, şu iki adamdan beni kurtar! Der
Heyecanla uykudan uyanan Nureddin Zengi, bir müddet düşünceye dalar ve tekrar uyur; fakat aynı rüyayı, aynı gece üç defa görür Her defasında Hazret-i Resûlüllah:
- Nureddin, şu iki adamdan beni kurtar! Diyerek, iki kır saçlı kimseyi göstermektedir
Sabah namazını kıldığı büyük Cami'deki Hoca Efendi'ye, bu rüyasını anlatır Hoca efendi:
- Hazret-i Resûlüllah, bir tehlikeye maruzdur Derhal gitmelisin! Diye rüyayı tabir eder
Hemen bir askeri birlikle yola çıkan Nureddin Zengi, bir çok kıymetli hediyeleri de beraberine alarak, Medine'ye doğru ilerler
Bir haftadan fazla süren bir yolculuktan sonra, nihayet Peygamber şehri Medine-i Münevvere'ye varır
İlk iş olarak, Hazret-i Resûlüllah'ın kabrini ziyaret eder Sonra bütün Medine halkını, getirdiği hediyeleri dağıtmak üzere oraya toplar
- Sizler, Hazret-i Peygamberdin aziz komşularısınız, bu hediyelerimi lütfen kabul edin, diyerek herkese ayrı ayrı yardımda bulunan Nureddin Zengi; rüyasında kendisine gösterilen adamlara, gelenler içinde rastlayamaz Bu defa tekrar sorar:
- Buraya gelmeyen kimse kaldı mı acaba?
- Evet, derler İki sene evvel batıdan gelmiş iki kimse var ki, onlar hiçbir hediye almazlar, sön derece cömert kimseler, gece gündüz evlerine kapanıp ibadetle meşgul olurlar İçimizde en sâlih kimseler olarak görünürler İşte o iki zât burada yoklar Evleri de Resûlüllah'ın kabr-i saadetinin yakınında, şurada
Derhal bu iki şahsın yanma giden Nureddin Zengi, güç belâ kapıyı açtırınca, bir de bakar ki, Hazret-i Resûlüllah'ın rüyada gösterdiği kır saçlı iki adam bunlardır
Evin ortasında büyükçe bir hasır serili, fakat başka hiç bir şey yok Etrafı iyice tetkik eden Zengi'nin aklına bir ara şüphe gelir
- Şu hasın kaldırın bakayım, der
Kır saçlı adamlar hasın kaldınnca, altında büyükçe bir merdivenin yerin altına doğru uzandığı görunur
Bu merdivenden yerin derinliklerine doğru inen adamlar, buradan da Resûlüllah'ın kabrine kadar bir mahzen açmışlardır İşte o günlerde de, tam altına geldikleri Ravza-i Mutahhare'yi delip, Resûlüllah'ın mübarek vücudunu çalmaya hazırlanmışlardır Daha sonra da ilk fırsatta mübarek naaşı Avrupa'ya kaçırmayı düşünmektedirler
Hükümdar Nureddin Zengi'nin sıkıştırması üzerine her şeyi itiraf eden bu iki adam, kendilerinin Avrupa'dan geldiklerini, Resûlüllah'ın mübarek vücudunu kaçırmak için torbalar dolusu altına pazarlık yaptıklarını apaçık söylerler
Medine halkını hayretlere düşüren bu olay üzerine, suçlular gereken cezayı görürler
Daha sonra da Ravza-i Mutahhare'nin etrafını kazdırarak kurşun duvar çektiren Nureddin Zengi, Resûlüllah'ın rüyadaki işaretiyle böyle gizemli bir olayı ortaya çıkaran kimse olur[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
YEDİ BİN ALTIN
Hekimoğlu Ali Paşa zamanında, Peygamber aşığı bir fakir vardır Uzun zamandır çektiği yoksulluk çilesinden ızdıraplı halde, ellerini dergah-ı ilahfye kaldırarak şu şekilde sızlanır:
- Ya Rab! Halimi sen biliyorsun Artık sabrım yetmez oldu Çoluk çocuk perişanız Borçlarımı ödeyemez duruma düştüm Resulün hürmetine artık bana bir çıkış yolu göster
Gönülden bir iltica ile uykuya dalar Bir müddet sonra, sırlarla dolu bir rüya görmeye başlar
Resûlüllah Efendimiz, yoksul Müslümanın karşısında durmakta ve ona şöyle emretmektedir:
- Sen, bunca yıl fakirliliğine sabrederek imtihanı kazandın Allah gönülden ilticanı kabul etti Çilen, artık bitti Sabah namazından sonra ilk işin Hekimoğlu Ali Paşaya gitmek olsun Ona benden selam söyle Sana bin altın versin Rüyana inanmayacak olursa, her cuma gecesi okumayı âdet edindiği salavatları, bu cuma gecesi okumadan yattığını söyle Bu onu sana inandırmaya yeter
Fakir kişinin, sabah ilk işi, Hekimoğlu Ali Paşaya gitmek olur Gördüğü rüyayı ona aynen anlatır Neticeyi bekler
Ancak, Paşada henüz bir hareket yoktur Sadece:
- Efendi, şu rüyanı bir daha anlat, der Fakir adam, bir daha anlatır
Paşa yine tekrar eder:
- Bir kere daha anlat!
Bu anlatma işi, 7 kere tekrarlanır Fakir üzülür, ümidi kesilmiş halde:
- Paşam, eğer rüyama inanmıyor, değer vermiyorsan açıkça söyle Beni tekrar tekrar konuşturup boşuna yorup durma
Paşa, bu karşılıktan irkilir:
- Haşa, haşa! İnanmamak ne demek? Hele değer vermemek söz konusu bile olamaz
Tam tersine, bu anlattığın benim için hayatımın en değerli, en mutlu olayıdır Öylesine değerli ki, bu, olay benim için, bin altınla filan geçiştirilecek bir hâdise değil Resûlüllah'ın selamına nail olduğumu müjdelediğin bu rüyayı her anlatışına, bin altın değer biçiyor; tekrar tekrar anlatmanı, seni daha fazla mükafatlandırmak için istiyorum
Şimdiye kadar 7 defa anlattın Benden 7 bin altın almaya hak kazandın
Paşa, bu sözleri söyledikten sonra, hizmetçisini çağırır, tam 7 bin altını rüya sahibi fakirin kucağına birer birer saydırır
Resûlüüah aşığı yoksul Paşanın yanından evine, almayı beklediği bin altın yerine, 7 bin altınla döner Çoluk çocuğu ile bundan sonra, ömür boyu mutlu ve ferahlı bir hayat sürer[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

 

herbstregen87 is offline  
Alt 25-06-2008   #3
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Peygamber Sevgisi Nükteler

GÜZELLER GÜZELİ DE ÇANAKKALE'YE YARDIMA GELDİ
Yıl, 1928 Alim, arif ve zarif insanlardan biri, Alasonyalı Cemal Öğüt, hacca gider Çanakkale Zaferi'nin üzerinden tam 13 yıl geçmiştir Hocaefendi, Medine'de, birçok değerli zevat ile tanışma fırsatı bulur İşte bu mübarek zatlardan biri de, Efendimiz'in türbedandır Bu Hak dostu, aynı zamanda sadık bir Osmanlı dostudur Osmanlı der, başka bir şey demez Cemal Öğüt sormaktan kendini alamaz:
- Niçin bu derece muhabbet?
Bu pir-i fani olmuş, nurlaşmış adam, hiç duraksamadan şu cevabı verir:
- Osmanlı'yı, İslam namına sevmek için, bir hatıram bile bana yeter
Hocaefendi'nin ısrarı üzerine, o eşsiz hatırayı şöyle açıklar:
- 1915 haccına, Hindistan ulemasından bir zat da gelmişti Bu zat, deruni dünyası zengin bir Allah dostu idi Hacdan sonra, Resûlullah'ı ziyaret için, Medine'ye gelmişti Bir türlü gözünün yaşı geçmeyen o mubarek zata, "niçin bu derece üzüntülü olduğunu" sorduğumda, o, gözyaşlarını daha da çoğaltarak şu cevabı verdi: - Bunca 30! sonra, nasip oldu, O Güzeller Güzeli'ni ziyarete geldim Fakat müşahede ettim ki, Resullah (sav) makamında değil Yoksa, benim kalp gözüm mü körelmiş? Resûlullah'ın varlığım neden hissedemiyorum? İşte, Medine'ye geldim geleli, bu düşüncelerle perişanım
Yaşlı türbedar, o gece rüyasında, Güzeller Güzeli'ni görür Hindistanlı Alim'in anlattıklarını hatırlar Bunu Allah Resulüne sorar Allah'ın Resulü, onu merakta bırakmaz ve şöyle buyurur:
- Evet, hissedilen doğrudur Ben şimdi Medine'mde değilim Çanakkale'deyim Zor durumda olan asker evlatlarımı yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı Şimdi onlara yardım ediyorum[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
ÂSAR-I NEBİYE SAYGI
Ben de onları seviyorum deyemem Fakat köhne bir anlayışa göre yıkık bir gölüne göre bana göre öyle geliyor Ara sıra esinti Ebu Bekir’i, Ömer’i seviyoruz Öyle geliyor Bana Ömer dese ki, ruhunu bana ver Vermeye hazırım gibi geliyor bana Yanılmış olabilirim, yalan söylemiş olabilirim Seyidina Hz Ömer, ruhumu feda edebileceğim Hz Ömer Ya rabbi seviyor gibi görünüyoruz Sevmiyorsak hakiki sevdir Seviyorsak onlarla haşr ve neşr eyle
Halifedir Allah’ın halifesi Ona Allah’ın Resulünun halifesi dediler Yerde esmasıyla, sıfatıyla Allah’ı temsil eden Hz Ömer Allah’a ait düşüncenin meydana gelmesine vesile olan Hz Ömer Halifedir, hutbeleri kendi irad ediyor Nutukları kendi veriyor Efendimize ait mana ruhuna öyle sinmiş ki ağzını açtığı zaman belki hadis billafız yok Fakat Resulü ekreme ait öze tercüman oluyor Ve o kadar tercüman ki, ümmetin allamesi olan ibni Abbas Ömer nerede nutuk irad edecek, koşuyor arkasından Mekke’de bulunsa Medine’de vereceğini duysa Medine’ye kadar koşuyor Rabbime hamd ve sena ederim sizin şurada bulunuşunuzu ben küçük görmeyeceğim Rabbim bunu bir ise bin eylesin Sizi teşrif ve tekrim buyursun
Hutbe irad edecek Onun heyecanıyla, kafasında onu hazırlamakla meşgul Bir duvarın dibinden geçerken omsuzuna damlayan birkaç kan damlası Ömer’i kendine getiriyor Rabbimizi duyma ve duygulanmayla meşgul ve meşbu kendinden geçmiş ancak üzerine akan kan damlaları Ömer’i kendine getiriyor
Bakınca elbisesinin kirlediğine şahit oluyor Tekrar hızla, süratle eve dönüyor Elbisesini değiştiriyor ve gelirken de o kanın damladığı damın üzerinde ki oluğu koparıp atıyor Minbere çıkıyor hutbesini irad ediyor Hutbede halka yine çok şey anlatıyor Ve bir basamak aşağıya inerek belki de halka şu ikazda bulunur Cemaat diyor, müminlere eziyet ediyorsunuz Evden çıkmıştım mescide geliyordum Falan duvarın dibinden geçerken omsuzuma kan damladı Kanın aktığı oluğu ben de tuttuğum gibi kopardım attım O attım kopardım derken birden bire bakışlar ayrı bir tarafa teveccüh ediyor Ömer de sesini ve konuşmasını kesiyor Uzaktan kalkan bir zat vardır Beli kırılmış gibidir Ömer’in çok sevdiği bir insandır Yer yer onunla yağmur duasına çıkar elinden tutar yukarlara kaldırır “ya rabbi bu peygamberin amcasının elidir Bunun hürmetine bize yağmur ver” hakkında dediği insandır
Bu kalkan zat Hz Abbas’dır (ra) Efendimizle aynı memeden süt emen amcası Hz Abbas’dır (ra) Rengi benzi sararmış solmuş, ayağa kalmış adım adım Ömer’e doğru yaklaşıyor Ve yaklaşınca da soruyor “Ya Ömer ne yaptın, ya Ömer ben bu gözlerimle gördüm O dam benim damımdı O oluğu damımın üstüne Resulü ekrem koymuştu” O koymuştu derken bu defa Hz Ömer’in ayaklarının bağı çözülüyor ve yıkılıveriyor minberden Biraz sonra yıkılmış adeta ölüm heyecanları içinde başı yerde Ömer’in dudaklarından şu sözlerin döküldüğünü görüyoruz Ya Abbas sana bir ahdim var ben gidecek başımı o duvarın dibinde yere koyacağım Sen ayağını bu benim başıma koyacaksın O oluğu tutup yerine yerleştireceksin Resulü ekremin koyduğu o oluğu yerine yerleştireceksin

 

herbstregen87 is offline  
Alt 25-06-2008   #4
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Peygamber Sevgisi Nükteler

Halk heyecan içindedir Bu kadar belki birkaç katı cemaat mescidin içinde ve dışında namaz kılmakta Halife dışarıya çıkanca heyecan içinde ne olduğunu bilemeden şaşırmış durumdadır Hz Abbas’ın duvarının dibine gider Koca Ömer, makamın firdevs olsun senin Ömer Bize peygamberine saygıyı öğrettin Bize edebi öğrettin, bize inkıyadı öğrettin, bize saygının gereğini ders verdin Roma imparatorluğunun yakasından tutup sarsıp yerle bir eden o büyük kamet Ömer Sasanileri burçlarıyla beraber sarsıp yıkan yıllardan beri tütüp duran ateşgedeliği söndüren seyidina Hz Ömer İran’ın altın bileziklerini Süraka’nın kollarına takıp sonrada secdeye varan, Rabbime hamd ederim Sasaniden çıkardı ve soydu, Süraka’ya giydirdi, Resulü ekrem beşaret vermişti zaten diyen Hz Ömer
Bütün yıkmışlığı, ihtişamı karşısında bu defa kendisi muhteşem bir kamet olarak duvarın dibine yıkılıverir Hz Abbas çekinir o başa basmaya Nasıl o başa basılır ki, o baş müslümanlığı idare ediyor O baş küfrü yenmekle meşgul Nasıl o başa basılır ki, o baş Allah’a ait duygularla meşbu bulunuyor Bas ya Abbas, bas ya Abbas Bas, basmayı çoktan hakketti o baş Bas çiğne ki ceza olsun ona Peygamberin eliyle yerleştirdiği oluğu kopardı
Bu sahabinin anlayışı Efendimizin arkada bıraktığı izlere saygı gösteren sahabinin anlayışı Kuran neslinin gönlünden sıyrılıp atılırken paslı tenekeden bir damın üstüne konmuş oluk kadar kıymeti yok muydu, sen başını yere koymadın Resulü ekrem sinelerden sökülüp atılırken başını yere koymadın Çiğnediler yurdunu baştan başa sen bir kere gönülden inlemedin Sıkılmadın, ağlamayı bilmiyorsun gülmeden utanmadın Gece karanlıklarına iki damla göz yaşı dökmedin Efendimizin senin neslin içinde yıkılması Maonizmin ve Leninizmin hortlaması fenkeştanynın hortlakları gibi bir cemaatı işgal etmeleri karşısında sen inlemedin Bir teneke oluk kadar Resulü kerem demek senin kabine girememiş Allah beni de afv etsin, seni de afv etsin[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...] İbrahim Refik “Hayatın Renkleri” s:53

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...] İbrahim Refik “Hayatın Renkleri” s:95

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...] Mehmet Dikmen “Esrarengiz Olaylar” s:20

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...] Mehmet Dikmen “Esrarengiz Olaylar” s:17

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...] Mehmet Dikmen “Esrarengiz Olaylar” s:75

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...] Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Bursa Vaazı
_alıntı_

 

herbstregen87 is offline  
Cevapla



Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap son Mesaj
Peygamber sevgisi bu Kadar güzel AnlatıLır DarK~AnqeL Peygamber Efendimiz (S.A.V) 0 06-04-2008 01:25
Peygamber (s.a.v) Sevgisi Ancak Bu Kadar Güzel Anlatılabilir .. GüllereVurgun Peygamber Efendimiz (S.A.V) 1 13-03-2008 23:36
aynin sevgisi FrEeDoM Aşk Hikayeleri 0 31-01-2008 21:47
Peygamber sevgisi Mattet Kıssalar & Hikayeler 2 16-08-2007 17:02
Düşündüren ve Tebessüm ettiren, Nükteler... mumsema Dini Sohbet 3 16-02-2007 09:20

Saat 17:37.

Web Site Ekle Pagerank Toplist Netfrm Frmalev Mumsema Frmacil Dantel Derya Modeller Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.