Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Sahabeler ve Alimler

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et
Alt 06-07-2007   #1
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart Ahmed İbnİ KemÂl



AHMED İBNİ KEMÂL

Osmanlı âlim ve velîlerinin en meşhûrlarından Büyük devlet ve ilim adamı Asıl ismi Ahmed Şemseddîn'dir Dedesi Kemâl Paşaya nisbetle "İbn-i Kemâl" veya "Kemâl Paşazâde" diye tanınmıştır

Ahmed Şemseddîn 1468 (H873) yılında Tokat'ta doğdu Bâzı kaynaklarda ise Edirne'de doğduğu rivâyet edilmektedir Babası Süleymân Çelebi, devrinin tanınmış kumandanlarındandı Amasya ve Tokat sancakbeyliklerinde bulunan Süleymân Çelebi 1530 yılında İstanbul'da vefât etti Annesi ise Fâtih Sultan Mehmed devri âlimlerinden İbn-i Küpeli'nin kızıdır Ayrıca annesi büyük âlim Yûsuf Sinânüddîn Efendi ile de akrabâdır

Baba tarafından asker, anne tarafından ise ilim ile meşgûl olan bir âileye mensup bulunan İbn-i Kemâl, küçük yaştan îtibâren âilesinin nezâretinde iyi bir tahsil ve terbiye gördü Daha sonra baba mesleği olan askerlik yolunu seçti Altı-bölük sipahisi olarak Sultan İkinci Bâyezîd Hanın seferlerine katıldı

Ancak bu sırada karşılaştığı bir hâdise onun hayâtını, geleceğe yönelik plânlarını tamamen değiştirerek baba mesleği olan askerliği bırakmasına ve ilmiye sınıfına geçmesine sebeb oldu Kendisi bu olayı şöyle nakletmektedir:

Sultan İkinci Bâyezîd Han ile bir sefere çıkmıştık O zaman vezîr, Halîl Paşanın oğlu İbrâhim Paşaydı Şanlı, değerli bir vezirdi Ahmed ibni Evrenos adında bir de kumandan vardı Kumandanlardan hiçbiri onun önüne geçemez, bir mecliste ondan ileri oturamazdı Ben ise, vezîrin ve bu kumandanın huzûrunda ayakta, esas vaziyette dururdum Bir defâsında, eski elbiseler giyinmiş biri geldi Bu, kumandanlardan da yüksek yere oturdu ve kimse ona mâni olmadı Buna hayret ettim Arkadaşlarımdan birine, kumandandan da yüksek yere oturan bu zâtın kim olduğunu sordum "Filibe Medresesi müderrisi, âlim bir zattır İsmi MollaLütfi'dir" dedi "Ne kadar maaş alır" dedim "Otuz dirhem" dedi "Makâmı bu kadar yüksek olan bu kumandandan yukarı nasıl oturur?" dedim "Âlimler, ilimlerinden dolayı tâzim ve takdîr olunur, hürmet görürler Geri bırakılırsa, bu kumandan ve vezîr buna râzı olmazlar" dedi Düşündüm, "Ben bu kumandan derecesine çıkamam, ama çalışır gayret edersem, şu âlim gibi olurum" dedim ve ilim tahsîl etmeye niyet ettim

Nitekim İbn-i Kemâl ordu ile Edirne'ye dönünce bu düşüncesini tatbik mevkıine koydu Askerlikten ayrılarak ilim tahsîline başladı Bu sırada Molla Lütfi, Edirne'deki Dârü'l-hadîs'e tâyin edilmişti İbn-i Kemâl bir müddet onun derslerine devâm etti Kendisinden Şerhu'l-Metali' ve haşiyelerini okudu Arkadaşları arasında zekâsı, kavrayış kabiliyeti ve yeteneği ile temâyüz etti Kısa sürede ilimde yüksek makamlara kavuştu Daha sonra Kestelli Muslihiddîn Mustafa Efendi, Hatîbzâde Muhyiddîn Mehmed Efendi ve Muârifzâde Sinânüddîn Yûsuf Efendilerden usûl ve tefsîr dersleri alarak tahsîlini tamamladı

İlim adamlarına fevkalâde hürmet gösteren ve onları teşvik eden İkinci Bâyezîd Han, İbn-i Kemâl'in bilgi ve istidâd yönünden sâhib olduğu değerleri duyunca kendisini Edirne'de Taşlık Medresesine tâyin etti Ayrıca İdris-i Bitlisî'nin Farsça yazdığı Heşt Behişt adlı Osmanlı târihine benzer Türkçe bir Osmanlı Târihi yazmasını istedi ve bu iş için kendisine otuz bin akçe ihsân eyledi

İbn-i Kemâl 1511 yılında günlük kırk akçe ile Üsküp'teki İshak Paşa Medresesine nakl edildi Bir yıl kadar sonra Edirne'deki Halebiye Medresesine tâyin edildi Bu sırada Osmanlı Devleti içerisinde şehzâdeler kavgası kızışmıştı Doğuda Şâh İsmâil, Osmanlı Devletinin bütünlüğünü tehdîd ediyordu Ahmed ibni Kemâl hazretleri bu nâzik devrede devlet idâresi ve siyâset hakkında görüşlerini ortaya koyarak devlet adamlarının dikkatini çekti Onun bu görüşleri şöyle özetlenebilir:

1 Saltanat ve mevkı Allahü teâlânın takdiri ile olur Allah vergisidir

2 Ordunun görevi memleketi korumak ve gerekirse ölümlerin en güzeli ve en şereflisi olan gazâda ölmektir (Nitekim şiirinde de;

"Ölümden kurtuluş yoktur cihânda

O derdi çekmez olmaz ins-ü canda

Kişinin ömri çünkim âhir ola

Yeg olur kim gazâ yolunda öle"

demek sûretiyle Allahü teâlânın dînini yaymak için çarpışırken ölmenin ehemmiyetini çok güzel anlatmaktadır)

3 İdâreci güzel silâh kullanacak ve tedbir sâhibi olacaktır

4 Düşmanı hor ve küçük görmemeli ve plânlı olmalıdır

5 Siyâset yâni idâre çok mukaddes bir vazîfedir Herkes bunu yapamaz Bâzı kâbiliyetler doğuştan veya irsî olarak verilmiştir

6 Bir memlekette bir idâreci bulunmalı o da âdil, ihsânı bol, affedici, büyüğüne hürmetli ve saygılı olmalıdır

7 İdâreci, adamı elde etmeyi bilmeli, tehlikeleri işâret edip, onları ne yolla avlarsa avlayabilmelidir

8 İdâreci kiminle harb ve kiminle sulh yapacağını iyi bilmelidir

Ahmed ibni Kemâl, İslâm dînini yaymak, düşmanın vatana el uzatmasına mâni olmak ve adâleti ayakta tutabilmek için devlet başkanının bu hasletlere sahib olmasını şart koşmaktadır Ayrıca o dâimâ devlet politikasını, devlet-millet bütünlüğünü önde tutmakta ve bunu kimde görüyorsa onu desteklemektedir Nitekim o, Bâyezîd Hanın oğlu Selîm lehine tahttan ferâgatı üzerine diğer kardeşlere karşılık Selîm'i destekledi

Yavuz Sultan Selîm Han 1512'de Osmanlı tahtına oturup iç işlerini yoluna koyduktan sonra, kıvılcımları Irak ve Horasan'a yayılmış olan şiânın fitne ateşini söndürme plânına koyuldu Bunun için de devrin ilim adamlarını yardıma çağırdı İbn-i Kemâl, İdrîs-i Bitlîsî, Zenbilli Ali Cemâlî ve daha nice ilim adamları bu göreve koştular Dîvânda harb için tereddüd edenler vardı Mesele fazla oyalamaya gelmemeliydi Bu durumda İbn-i Kemâl şu fetvâyı verdi:

"Her türlü hamd ve senâ, kudret ve kerem sâhibi yüce Allah'a olsun Selâtü selâm da doğru yolu gösteren hazret-i Muhammed aleyhisselâma ve O'na tâbi olanlara olsun

Haberlerde geldiğine göre, aşırı şiâya bağlı bir grup, Ehl-i sünnet vel-cemâat yolunda olan müslümanların memleketlerinin pekçoğunu işgâl ettiler Oralarda kendi bâtıl yolları ile görüşlerini yaydılar Hazret-i Ebû Bekr, hazret-i Ömer ve hazret-i Osmân hakkında küfr, fenâ sözler söylediler Bunların halîfeliklerini inkâr ettiler İlim erbâbına ve ictihâd yapan müctehidlere hakâretler savurdular Onların başında bulunan Şah İsmâil'in tâkib ettiği aşırı şiâ yolunu tutulacak en kolay ve doğru yol zannettiler Onlara göre Şah dinde sınırsız bir yetkiye sahiptir Onun dinde helâl kıldığı helâl, haram kıldığı haramdır Meselâ Şah içkiyi helâl kılmıştır, öyle ise içki helâldir Netice olarak onların kötülükleri ve küfürleri sayılamayacak kadar çoktur

Buna göre bizim, onların küfür ve irtidâdlarında (İslâmiyetten ayrıldıklarında) aslâ şüphemiz yoktur Ülkeleri Dârü'l-harbdir Erkekleri ve kadınları ile evlenmek câiz değildir Bunlar hakkında verilecek hüküm, dinden dönenler hakkında verilecek hüküm ile aynıdır Erkeklerden bu sapık yolu bırakıp müslüman olanlar serbesttir Kabul etmezlerse hakları kılıçtır, öldürülürler Savaşa gücü, kudreti olan müslümanların bu cihâda katılmaları farzdır"

Böylece bütün müslümânların dikkati çekildi ve gafletten uyanmaları gerektiği belirtildi Ayrıca İbn-i Kemâl, Şah İsmâil'in Ehl-i sünnetten olan Akkoyunlu, Gürganlı ve Dulkadirli devletlerinin ahâlisine yaptığı zulüm ve mezâlimi şiirleri ile yaydıktan sonra; "Ama Allah onun insanlara yaptığını yanına koymadı Bu ejderhayı yutmaya bir asâ ve o firavunu nehre batıran bir Mûsâ yarattı" diyerek Selîm Hanı övdü, onun peşinden yürünmesini tavsiye etti

Haberler ululardan naklolunur

Her Firavun'a bir Mûsâ bulunur

vecizesi bu görüşünü ifâde etmektedir

İbn-i Kemâl Paşanın bu verimli çalışmaları ve ilminin derecesi Yavuz Sultan Selîm'in dikkatini çekti Kendisini çok seven Yavuz, Çaldıran seferinden dönüşte onu Edirne kâdılığına getirdi Çok geçmeden de Anadolu kâdıaskeri oldu

Bu sırada Yavuz, Şah İsmâil'den sonra onların destekçisi olan Mısır Memlûklularına yöneldi Sefere çıkarken çok sevdiği İbn-i Kemâl hazretlerini de yanına aldı 1516'dan 1519'a kadar üç yıl süren seferde onu yanından hiç ayırmadı

Mısır dönüşü yolculuk sırasında bir ara İbn-i Kemâl hazretlerinin atının ayağından sıçrayan çamurlar, Yavuz Sultan Selîm Hanın kaftanını kirletmişti Pâdişâhın kaftanına çamur sıçrayınca, İbn-i Kemâl mahcûb olup, atını geriye çekerek ne yapacağını şaşırdı Ancak Yavuz Sultan Selîm Han ona dönerek:

"Üzülmeyiniz, âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamur, bizim için süstür, şereftir Vasiyet ediyorum, bu çamurlu kaftanım, ben vefât ettikten sonra kabrimin üzerine örtülsün" dedi Bu vasiyet, vefâtından sonra yerine getirildi Bu hâdiseyi hatırlatan o kaftan, şimdi de Yavuz Sultan Selîm Hanın kabri üzerinde, bir câmekân içinde, târihî bir hâtıra olarak durmaktadır

Şam'a geldikleri sırada Yavuz Sultan Selîm'e, büyük evliyâ Muhyiddîn Arabî'ye bir türbe yaptırılması için fetvâ verdi Pâdişâh bu fetvâ üzerine Muhyiddîn Arabî hazretleri adına bir câmi, türbe ve imâret yaptırdı

Mısır seferinden döndükten sonra Yavuz, bu değerli ilim adamının bâzı işlerle uğraşmasını hoş görmeyerek onu Edirne'deki Dârü'l-hadîs medresesine yeniden tâyin etti (1519) Pâdişâhın gâyesi onun ilim adamı yetiştirmesini temin etmekti Nitekim adam yetiştirmek ideâli Osmanlıda çok mühim olup şöyle söylene gelmiştir

Mesacidü meabidi ko âdem yap

Kâbe yapmakcadur âdem yapmak

Taş ağaç kaydı ne lâzım şâhım

Yaraşır şahlara âdem yapmak

(Mescid ve mâbedleri bırak da insan yetiştir Bir insan yetiştirmek Kâbe yapmak gibidir Taş ve ağaç düşüncesi ile oyalanmak şahlara yakışmaz Onlara yakışan adam yetiştirmektir)

Ancak kısa bir müddet sonra dostu ve pâdişâhı Sultan Selîm Hanın vefâtı, devrin yıkılmaz ve eşsiz ilim adamı İbn-i Kemâl hazretlerini çok üzdü

Yavuz Sultan Selîm'in vefâtından sonra İbn-i Kemâl hazretleri bir müddet daha medresede talebe yetiştirmeye devâm etti 1526'da Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendinin vefâtı üzerine Kânûnî Sultan Süleymân Han tarafından bu göreve getirildi Şeyhülislâmlık makâmına gelince işleri daha çok ağırlaştı İlmi ile o kadar büyük bir şöhret kazanmıştı ki, zamânındaki birçok âlim bâzı meselelerde ona başvururlardı Hattâ bir kısım ulemâ, yazmış olduğu eserleri tashîh ve kontrol maksadıyla ona gönderirlerdi On altıncı asrın ilk yarısında, Osmanlı kültürünün en büyük mümessili olarak görülmektedir Ahlâkı güzel, edebi mükemmel, zekâsı ve aklı kuvvetli, ifâdesi açık ve vecîz olan Kemâlpaşazâde, iki dünyâ faydalarını bilen ve bildiren, pek nâdir simâlardan biriydi Cinnîlere de fetvâ verirdi Bunun için "Müfti-yüs-sekaleyn" (İnsan ve cinlerin müftüsü) adı ile meşhûr oldu Büyük bir âlim olduğu gibi, güçlü bir târihçi, değerli bir edîb, kuvvetli bir şâirdi Tasavvufta da ileri derece sâhibiydi Büyük velîlerin teveccühünü kazanmıştı Şeyhülislâmlık makâmında bulunduğu sürede, dâhili ve hârici, din ve mezheb düşmanlarına karşı ilmiyle ve yazdığı kitaplarıyla mücadele etti İbn-i Kemâl hazretleri Yavuz Sultan Selîm'i olduğu gibi Kânûnî SultanSüleymân'ı da Eshâb-ı kirâm düşmanı Safevîlere karşı mücadeleye teşvik etti Pâdişâhın Şâh Tahmasb'a gönderdiği mektupları, bizzât kaleme alan o idi

Bir gün İranlı hıristiyan âlim Molla Kâbız İstanbul'a gelerek Îsâ aleyhisselâmın Muhammed aleyhisselâmdan daha üstün olduğunu yaymaya başladı Bunun üzerine derhal tutuklanan Molla Kâbız Dîvâna (Osmanlılarda önemli devlet meselelerinin görüşüldüğü yer) çıkarıldı Molla Kâbız inandığı fikirleri dîvânda Rumeli kazaskeri Fenârizâde Muhyiddîn Çelebi ile Anadolu kazaskeri Kâdirî Çelebi huzûrunda tekrarladı Kazaskerler de hiddetlenerek onun katlini emrettiler Ancak Molla Kâbız fikirlerini açıklarken Kur'ân ve hadîsten misaller veriyor, belli bir fikir silsilesi içerisinde iddiasını delillendiriyordu Bu durum karşısında vezîriâzam İbrâhim Paşa devreye girerek Molla Kâbız'ın ilmen susturulmasını istedi Kazaskerler ise Kâbız'ı iknâ edip inandığı fikirden döndüremediler Böylece Molla Kâbız'ın karşısında ilmî bir üstünlük sağlanamadı Bu sebeple dîvân tatil edildi ve Molla Kâbız serbest bırakıldı

Öte yandan duruşmayı kafes arkasından tâkib eden Kânûnî Sultan Süleymân sonuçtan hiç memnûn kalmadı Fevkalâde hiddetlenen sultan, vezîriâzam İbrâhim Paşayı çağırarak; "Bir mülhidin dîvâna gelerek hazret-i Îsâ'nın, hazret-i Peygamberden üstün olduğunu beyân ettiğini, neden cevabının verilemeyip hakkından gelinemediğini sordu Vezîriâzam ise kazaskerlerin Kâbız'ın iddialarını ilmen çürütemedikleri için sonucun böyle olduğunu bildirdi Bunun üzerine pâdişâh müftü ile İstanbul kâdısının hazır bulunacağı dîvânda dâvâya yeniden bakılmasını istedi

O zaman müftü, yâni şeyhülislâm mevkıinde bulunan İbn-i Kemâl hazretleri ertesi gün dîvâna dâvet edildi Molla Kâbız iddiâlarını söyleyince, İbn-i Kemâl bunları âyet ve hadîslere dayanarak çürüttü Kâbız hiçbir şey söyleyemedi Bunun üzerine kendisine, iddialarının yanlış olduğu ortaya çıktığına göre bu inancından vazgeçmesi teklif edildi İddiâsında ısrar edince katline hükmedilerek îdâm edildi

İbn-i Kemâl hazretleri durmadan geceli gündüzlü devlet-i ebed müddet için çalıştı Din için, devlet için, halk için gayret etti Eşsiz ve sayısız ilmî eserler verdi Nihâyet 16 Nisan 1534 (H2 Şevval 940)'te kendi deyimi ile son sefer olan âhiret yolculuğuna çıktı

Cümle halk ehl-i sefer âlem müsâfirhânedir

Bir mukîm âdem bulunmaz hayme-i eflâkde

Cenâzesi Fâtih Câmiinde büyük bir kalabalık tarafından kılınıp Edirnekapı dışındaki Mehmed Çelebi zâviyesine defnedildi Mezarına "Hazâ makam-ı Ahmed=İşte bu Ahmed'in makâmıdır!" yazıldığı gibi, kefenine de "Hiye âhirü'l-libâs= İşte bu son elbisedir" ibaresi yazıldı

Vefât edeceği sırada söylediği; "Yâ Ehad, neccinâ mimma nehâf=Ey bir olan Allah'ım! Bizi korktuğumuzdan kurtar!" sözlerinin ebced hesabına göre ölüm târihini gösterdiği sonradan anlaşılmıştır

Ahmed İbn-i Kemal hazretlerinin herkese öğüt ve nasîhat niteliğinde darb-ı mesel hâlini almış kıt'a ve beyitleri vardır

"Kısmetindir gezdiren yer yer seni,

Arş'a çıksan, âkıbet yer yer seni

Her ki gayrın yolunda kazdı kuyu,

Kendi düştü kuyuya yüzü koyu"

"Hemişe çok yanılır söyleyen çok

Ki söyler bulduğun dilde kemik yok"

"Kıl iyilik suya at, bile balık

Balık bilmezse bilir anı Halık"

"Ululuk kişiye Hak'tan atadur,

Küçük görmek uluları hatâdur"

"Sakla kurt enciğin derin oysun,

Besle kargayı gözlerin oysun"

"Kişinün kadri eldeyken bilinmez,

Yerinde gevhere rağbet kılınmaz"

"Kuru yaş ile âdem baş olmaz,

Kişiden iş sorulur yaş sorulmaz"

bunlardan bazılarıdır

Duyup savt-i ilâhîden sehergâh

Sadâ-yı âyet-i tûlû ilâllah

Uyup bilmezleriyle nefs-i şâma

Hatâlar itmişüz estagfirullah

dörtlüğü ise tövbe husûsunda söylenmiştir

BİZ SIRAMIZI SAVDIK

Yavuz Sultan Selîm Han Mısır'ı tamâmiyle Osmanlı mülkü yaptıktan sonra, bir müddet daha idârî teşkilâtı yerleştirmek üzere, burada kaldı Bu sırada devlet adamları ve askerler asıl vatanları Anadolu'ya, diyâr-ı Rum'a hasret kalıp dönmeyi arzu etmişlerdi Fakat bu arzularını Pâdişâha söyleyememişlerdi İleri gelenlerden bâzıları, İbn-i Kemâl Paşaya durumu anlattılar Çünkü Yavuz Sultan Selîm Han onu çok severdi Ona dediler ki: "Ne zamâna kadar bu diyâr-ı gurbette hasret çekeceğiz? Bu durumu Pâdişâh hazretlerine bir arz edip, gitmeye meylettiremez misiniz?"

Bir gün Ahmed ibni Kemâl, Yavuz Sultan Selîm Han ile gezintiye çıktılar Konuşmalar arasında Pâdişâh; "Ortalıkta ne sözler var, durum nasıl?" diye sordu Kemâl Paşazâde bu soruyu fırsat bilip derhal konuyu ele aldı ve dedi ki: "Pâdişâhım! Yolda gelirken askerlerin Nil'de davarlarını suluyorlardı O askerlerden birinin şu türküyü söylediğini duydum

"Nemüz kaldı bizüm mülk-i Arab'da,

Nice bir dururuz Şâm ü Haleb'de,

Cihan halkı kamu ayş ü tarabda,

Gel ahî gidelüm Rûm illerine"

(Nemiz kaldı bizim bu Arab diyarında, Şam'da ve Haleb'de niçin dururuz? Cihan halkı hep şenlik içinde yaşamakta, gel kardeş, Rum diyarına, Anadolu'ya gidelim)

Bu şiir, Yavuz Sultan Selîm Hanın çok hoşuna gidip; "Bundan sonra burada durmamızı gerektiren işler de kalmadı, döneriz" diyerek, İstanbul'a döneceğini bildirdi Bundan bir gün sonra, Yavuz Sultan Selîm Hana Kâbe'nin anahtarı ve diğer mukaddes emânetler teslim edildi ve İstanbul'a dönmek için ordusuyla yola çıktı

Yolculukta bir sohbet sırasında söz Ahmed ibni Kemâl hazretlerinin hocası Molla Lütfi'den ve onun öldürülme sebebinden açılmıştı Yavuz Sultan Selîm Han, ona:

"Tokatlı Molla Lütfi hocanız imiş İlmi, irfânı yüksek, değerli, dört başı mâmur bir ilim adamı iken katline sebeb ne oldu" diye sordu Kemâl Paşazâde:

"Hocam hased-i akrân belâsına uğradı Tam bir âlim, kâmil, müteheccid (gece uyanıp namaz kılan), sâlih, dindâr bir kişi iken, düşmanı çoğalıp hased ettiler ve katline sebeb oldular" dedi Bu habere fevkalâde üzülen Sultan:

"Molla Lütfi ilminin ve vakarının yanında şaka yapmayı çok seven biri imiş Bâzan öyle şakalar yaparmış ki, işitenler şaka değil, gerçek zannederlermiş Siz de üstadınız gibi öyle şakalar yapmaz mısınız ki gerçek zannedilsin?" deyince, İbn-i Kemâl hazretleri hemen şu cevabı verdi:

"Biz geçen gün sıramızı savdık Şimdi sıra Pâdişâhımız hazretlerindedir" Bu söz üzerine bir müddet düşünen Yavuz Sultan Selîm:

"Yoksa o geçenki gün yeniçeriler ağzından söylenen kıt'a da öyle bir şaka mıydı? Yeniçeriler ağzından söylenen o sözler sizin sözünüz müydü?" diye sorunca da İbn-i Kemâl:

"Evet, doğrusu Pâdişâhımızın buyurdukları gibidir" dedi O espiriyi çok beğenen Pâdişâh, İbn-i Kemâl hazretlerine ihsânlarda bulundu

1) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Tercümesi (Mecdî Efendi); s381
2) Meşâhir-ül-İslâm; c4, s1550
3) Hadîkatü'l-Cevâmi'; c1, s180
4) Osmanlı Târih ve Müverrihleri; s19
5) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c13, s219
6) Türk Târihinde ve Kültüründe Tokat Sempozyumu; s500/598

 

ZeuS is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Cevapla



Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap son Mesaj
İBNİ SİNÂ Mattet Biyografi & Otobiyografi 0 11-07-2007 23:25
AHMED NÛBÂNÎ ZeuS Sahabeler ve Alimler 0 06-07-2007 15:17
Ahmed Bİn MesrÛk ZeuS Sahabeler ve Alimler 0 06-07-2007 15:10
Ahmed Bİn EbÛ Bekr ZeuS Sahabeler ve Alimler 0 04-07-2007 16:14
Abdullah İbnİ Vehb ZeuS Sahabeler ve Alimler 0 01-07-2007 00:12

Saat 12:57.

Web Site Ekle Pagerank Toplist Netfrm Frmalev Mumsema Frmacil Dantel Derya Modeller Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.