Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Siyer

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et
Alt 01-06-2008   #1
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart Medine devri..



Öyle bir gün idi ki

Resulullah efendimiz, Eshabına, dinimizin emir ve yasaklarını inceden inceye anlatıyor, öğretiyorlardı Din-i İslâm'ı herkesin anlayacağı şekilde anlatır, önemli gördükleri bir hususu, üç defa tekrar ederlerdi
Hz Ömer anlatır:
"Öyle bir gün idi ki, Eshab-ı kiramdan birkaçımız, Resulullahın huzurunda ve hizmetinde bulunuyorduk Ay doğar gibi bir zat yanımıza geldi Hiç birimiz onu tanımıyorduk Yani, görüp bildiğimiz kimselerden değildi
Resulullah'ın huzurunda oturdu Dizlerini, mübarek dizlerine yanaştırdı O zat-ı şerif, ellerini Resul-i ekrem efendimizin mübarek dizleri üzerine koydu ve; "Ya Resulallah! Bana İslâmiyeti, Müslümanlığı anlat" dedi
Resul-i ekrem buyurdu ki: "İslâm'ın şartlarından birincisi, "Kelime-i şehadet" getirmektir (Kelime-i şehadet getirmek demek, "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh" söylemektir Yani akıl ve baliğ olan ve konuşabilen kimsenin; "Yerde ve gökte, O'ndan başka, ibadet edilmeye layık hiçbir şey ve hiçbir kimse yoktur Hakiki mabud, ancak Allahü teâlâdır O, vacib-ül-vücuddur Her üstünlük O'ndadır O'nda hiçbir kusur yoktur O'nun ismi Allah'tır" demesi ve buna kalb ile kesin olarak inanmasıdır Ve yine; "O, gül renkli, beyaz kırmızı, parlak, sevimli yüzlü, kara kaşlı ve kara gözlü, mübarek alnı açık, güzel huylu, gölgesi yere düşmez ve tatlı sözlü, Arabistan'da Mekke'de doğduğu için Arab denilen, Haşimi evladından Abdullah'ın oğlu Muhammed adındaki zat-ı ali, Allahü teâlânın kulu ve resulü yani peygamberidir" demesidir)
"Vakti gelince namaz kılmaktır Malın zekatını vermektir Ramazan-ı şerifte her gün oruç tutmaktır Gücü yetenin ömründe birkere hac etmesidir"
O zat, Resulullah'dan bu cevapları işitince; "Doğru söyledin ya Resulallah!" dedi Biz dinleyiciler; "Hem soruyor, hem de onu tasdik ediyor!" diye onun bu sözüne şaştık
Bu zat yine; "Ya Resulallah! İmanın ne olduğunu da bana bildir" dedi
Resulullah efendimiz de, imanın belli altı şeye inanmak olduğunu şöyle bildirdi:
"Önce, Allahü teâlâya, meleklerine, kitaplarına, resullerine, ahıret gününe, kadere, hayır ve şerlerin Allahü teâlâdan olduğuna inanmaktır"
O zat, yine; "Doğru söyledin" diyerek tasdik etti Sonra tekrar; "Ya Resulallah! İhsanın ne olduğunu da bana bildir" dedi
Resulullah efendimiz; "Allahü teâlâya; O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir Çünkü her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, O seni muhakkak görür" buyurdu
O zat tekrar; "Ya Resulallah! Bana Kıyametten haber ver!" dedi
Resul aleyhisselam; "Bu mes'elede sorulan sorandan daha alim değildir" buyurdular
O zat tekrar; "O halde onun alametlerini bildir" dedi
Resulullah efendimiz, "Yalın ayak, çıplak, yoksul çobanların (zengin olarak) yüksek bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir" buyurdu Bundan sonra dönüp gitti
Resulullah, bana dönüp;
- Ey Ömer! Soran kişinin kim olduğunu biliyor musun? diye sordular
- Allahü teâlâ ve Resulü daha iyi bilir, dedim Resulullah,
- O, Cibril (Cebrail) idi Sizlere dininizi öğretmek için geldi, buyurdular
Bu hadise hadis-i şerif kitaplarında "Cibril hadisi" olarak geçmektedir

 

FataL is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 01-06-2008   #2
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Medine devri..

El ele, gönül gönüle

Medine'ye hicret eden Muhacirlerden bazıları hastalanmıştı Medine'nin havasına, suyuna alışamamışlardı Mekke'nin özlemini çekiyorlardı
Efendimiz dua buyurdu:
"Ya Rabbi, Mekke'yi sevdirdiğin gibi, bize Medine'yi de sevdir Daha çok sevdir Bereket ver Medine'yi bize sağlık yatağı eyle!"
Resulullahın bu duasından sonra, muhacirlere yeni bir hayat geldi Kısa zamanda Medine'ye ısındılar İslâmiyeti yaymak için her şeye katlandılar, hatta sıkıntılardan zevk alır hale geldiler
Peygamber efendimiz, Medine-i münevverede daha sıkı bir bağlılığın tesisi için, hicret eden Muhacirleri ve onları evlerinde barındıran Ensarı birbirlerine kardeş yaptılar
Hazret-i Ali en sona kalınca;
-Ya Resulallah! Beni unuttunuz mu? diye sormuştu O zaman Alemlerin efendisi;
- Sen, dünyada ve ahırette benim kardeşimsin buyurmuştu
Bu kardeşlik maddi ve manevi yardımlaşma esasına dayanıyordu Böylece yurtlarından, yuvalarından ve akrabalarından ayrı kalmanın mahzunluğu bir mikdar da olsa giderilmiş olacaktı
Zaten Medineli Müslümanlar, Allahü teâlânın dinini yaşayabilmek ve yayabilmek için memleketlerini terk eden muhacir kardeşlerine bağırlarını açmışlar, evlerine buyur etmişler, onlara her türlü yardımı yapmak için canla başla çalışmışlardı
Bu kardeşlik tesisi ile birbirlerine daha candan sarıldılar Resulullah efendimiz, her muhaciri, mizacına uygun olan bir ensar ile kardeş yapmıştı Öyle ki bu kardeşlik, babalarından kalan malı paylaşacak seviyede idi
Her Medineli; arazisini, bağını, bahçesini, evini, mallarını nesi varsa ikiye ayırıyor, böylece yarısını Muhacir kardeşine seve seve veriyordu
Böyle bir fedakarlık, ancak İslâm kardeşliğiyle mümkün oluyordu Âdem aleyhisselamdan bu zamana kadar pek çok göç olmuştu Fakat böylesine manalı ve yüce bir hicret; dışardan gelenler ile yerli halk arasında bu kadar muhabbetli bir kaynaşma ve samimi bir kucaklaşma olmamıştı Nitekim Allahü teâlâ mealen; "Mü'minler ancak kardeştirler" buyurdu (Hucurat suresi: 10)
Bununla, gerçek sevgi ve samimiyetin maddi menfaatle değil, iman ve inançla olabileceğine işaret buyuruluyordu Eshab-ı kiramdaki bu hal, Resulullah efendimizin bir sohbetiyle ele geçiyordu
Sevgili Peygamberimizin, mübarek kalbinden fışkıran deryalar misali feyz ve bereketler, Eshab-ı kiramın kalblerine akıyor, bunun neticesinde, görülmemiş bir fedakarlıkla birbirlerini seviyorlar ve kardeşlerini kendilerine tercih ediyorlardı
Ensar ve Muhacirin, bu yeni İslâm merkezinde el ele, gönül gönüle vererek İslâm dininin kuvvetlenmesi için her fedakarlığa katlanmak ve sonunda şehadet mertebesine kavuşmak üzere söz verdiler
Bu şekilde Resulullahın etrafında toplanıp, İslâm dininin esaslarına uyarak, yeni bir nizam ve mes'ud bir hayat kuruyorlardı Artık İslâmiyet, Hicret hadisesi ile; "Devlet" olma yolunda ilk adımını atmıştı Medine-i münevvere de İslâm dininin beşiği ve merkezi haline geliyordu


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #3
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Medine devri..

Ne derse güzeldir!"

Mekkeli müşrikler, Peygamber efendimizin Medine'de, Eshabını birbirlerine kardeş yapmak suretiyle kaynaştırmasını, kendileri için büyük bir tehlike gördüler
Kısa zamanda bu işin üstesinden gelemezlerse, Müslümanlar güçlenip Mekke'ye saldırabilir, bıraktıkları arazilerini, evlerini, yurtlarını ellerinden alabilirlerdi
Bu düşünceler içinde bulunan Mekkeli müşriklerden Medineli Müslümanlara tehdit mektupları geliyordu Bu mektupların birinde;
"Şüphesiz ki aramızda düşmanlık bulunan hiçbir Arap kabilesinde, bizi, sizler kadar öfkelendiren olmamıştır Çünkü, bizden olan bir adamı bize teslim etmeniz gerekirken, O'na yardımcı olup, kucak açarak korudunuz Bu, sizin için çok büyük bir kusurdur Lütfen, O'nunla bizim aramızdan çıkınız ve O'nu bize bırakınız Eğer O'nun gidişatı iyi olursa, buna en çok sevinecek olan biziz Aksi olursa, O'nu çekip çevirmek de yine bize düşer!" deniliyordu
Bu mektuba; Hazret-i Ka'b bin Malik, Peygamberimizi medh eden çok güzel bir cevap yazdı
Mekkeli müşrikler, Medineli müşriklere de aynı şekilde tehdit mektupları yazdılar Onlara da;
"Eğer bizim düşmanımızı şehrinizden çıkarmaz veya öldürmezseniz, üzerine yürür, sizleri öldürür, kadınlarınızı hizmetimize alırız!" diyerek tehditlerde bulundular
Bunun üzerine Medineli müşrikler, Abdullah bin Übey münafığının etrafında toplanıp, fırsatını buldukları an Resulullah efendimize zarar vermek üzere karar aldılar
Müslümanlar bu durumu öğrenince; sevgili Peygamberimizi korumak için ellerinden gelen bütün gayreti gösterip, O'nun etrafında kenetlendiler Geceleri sokağa çıkamaz, evlerine uyuyamaz hale geldiler
Übey bin Ka'b bu hali şöyle ifade eder:
"Resulullah efendimiz ile Eshabı, Medine-i münevvereye teşrif ettiklerinde Müslümanlar, müşrik Arap kabilelerinin düşmanlıklarına hedef oldular Eshab, silahlı olarak sabahlara kadar nöbet bekledi"
Eshab-ı kiram yekvücut olmuşlar, tehlikeli hallerde bütün güçleri ile Müslüman kardeşlerine yardıma koşuyorlardı
Bunların başında sevgili Peygamberimiz geliyordu Resulullah efendimiz, her güzel haslette önde olduğu gibi, cesarette de Eshabının en önünde yer alırdı
Gecenin hangi saatinde olursa olsun, bir feryad işitilince, Peygamberimiz, hiç kimse varmadan atı ile oraya yıldırım gibi yetişir, korkulacak bir şeyin olmadığını Eshabına bildirir ve onları teskin ederdi


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #4
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Medine devri..

Mescid-i Nebi'nin inşası

Peygamber efendimiz Medine'yi teşrif ettiklerinde ilk iş olarak Eshabını yetiştirecek, cemaatla namaz kılacak bir mescidin yapılmasını arzu ediyorlardı
Bu sırada Cebrail aleyhisselam gelip;
"Ya Resulallah! Allahü teâlâ sana, kendisi için taştan ve kerpiçten bir mescid yapmanı emrediyor" dedi
Habib-i ekrem efendimiz, hemen devesi Kusva'nın Medine'ye geldiklerinde çöktüğü yeri sahiplerinden satın almak istediler
Sahipleri; "Ya Resulallah! Biz, onun bedelini ancak cenab-ı Hak'tan bekleriz Orayı size, Allah rızası için hediye ederiz" diyerek bağışlamayı çok arzu ettiler
Buna rağmen Efendimiz kabul buyurmayıp, fazlasıyla ücretini ödediler Bir taraftan arsanın tesviyesi yapılıp düzeltilirken, diğer yandan kerpiçler kesiliyor ve taşlar çekiliyordu
Nihayet her hazırlık yapıldıktan sonra temel atılmak üzere toplanıldı Temele ilk taşı, Efendimiz, mübarek elleriyle koydular Sonra sıra ile; "Ebu Bekir, taşını, benim taşımın yanına koysun! Ömer, taşını Ebu Bekir'in taşının yanına koysun! Osman, taşını Ömer'in taşının yanına koysun! Ali, taşını Osman'ın taşının yanına koysun" buyurdular
Emirleri yerine geldikten sonra oradaki Eshab-ı kiramına; "Siz de taşlarınızı koyunuz" buyurdular Onlar da koymaya başladılar
Mescidin yapılmasında, başta sevgili Peygamberimiz olmak üzere bütün Eshab-ı kiram durmadan dinlenmeden çalıştılar Mübarek sırtlarında taş ve kerpiç taşıdılar Taş ile temeli bir buçuk metre yükseltip, üzerini kerpiçle ördüler
Resulullah efendimiz bir gün, kerpiç yüklenmiş götürüyordu Eshabından biri huzur-ı şerifine varıp, fevkalade bir edeble;
"Ya Resulallah! Kerpici benim taşımama müsaade eder misiniz?" dedi
Hatem-ül-enbiya efendimiz, ona, daha büyük bir nezaketle, kendisinin sevab kazanmaya daha çok muhtaç olduğunu bildirip kerpici vermediler Onun da gidip taş getirmesini tavsiye buyurdular
Mescid-i Nebi'nin inşasında en çok çalışanlardan biri de Resulullah efendimizdi En ağır kayaları yüklenerek, mübarek göğüsleri darala darala ustaların yanına götürürlerdi Bu taşları ve kerpiçleri taşırken yapılan işin kıymetini, kavuşulacak nimetleri müjdeleyerek Eshabını gayrete getirirdi
Efendimizin bu gayretini gören Müslümanlar, büyük bir aşkla çalışıyorlardı Hatta Ammar bin Yaser, herkes birer kerpiç taşırken, o; birini Peygamber efendimiz, birini de kendisi için olmak üzere iki kerpiç götürürdü
Bu hali Resulullah efendimiz gördüklerinde, yanına vardılar Mübarek elleri ile hazret-i Ammar'ın sırtını sığayıp;
"Ey Sümeyye'nin oğlu! Senin iki, başkalarının bir ecri var" buyurdular
Mescidin duvarları kısa zamanda bitirildi ve üzeri örtüldü Ayrıca mescide bitişik, Resulullah efendimiz için kerpiçten iki oda yapıldı
Bunların üzerleri de hurma kütüğü ve dalları ile örtüldü (Bu odalar zamanla dokuza kadar çoğaltıldı) Mescidin inşası bittikten sonra, Peygamber efendimiz, hazret-i Halid bin Zeyd'in evinden, kendisi için yapılan eve taşındılar


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #5
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Medine devri..

Hurma kütüğünün inlemesi

Peygamber efendimiz, Cuma günleri mesciddeki Hannane isminde bir hurma kütüğüne dayanarak, hutbe irad ederlerdi
Sonradan üç basamaklı bir minber yaptırdılar Resulullah efendimiz ve Eshab-ı kiram bir Cuma günü Mescid-i Nebi'de toplanmışlardı Efendimiz, hutbe için yeni minbere çıktıklarında, eskiden dayandığı kuru hurma kütüğü, herkesin duyacağı kadar, hamile deve ağlayışını andıran bir sesle ağlamaya ve inlemeye başladı
Bütün Eshab-ı kiram, hayret ederek bu sesi dinlediler Fakat, ses bir türlü kesilmiyordu Bunun üzerine Alemlerin efendisi minberden indiler ve mübarek elleri ile kütüğü okşadılar O anda, ağlama ve inleme kesildi Kuru hurma kütüğünün, Peygamberimize olan bu muhabbetini ve aşkını gören Sahabiler, gözyaşlarını tutamadılar
Bu hadise ile ilgili hazret-i Enes bin Malik; "Mescid bile onun sesinden sarsıldı", İbn-i Ebi Veda'a da, "Hurma kütüğü, çatlayıp yerinden oynadı Resulullah efendimiz gelip mübarek elini üzerine koydu da ondan sonra sustu" demişlerdir
Peygamber efendimiz; "Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, eğer onu okşamasaydım, bana karşı hasret ve hüznünden dolayı kıyamete kadar böyle ağlayacaktı" buyurdular
Resul aleyhisselam kuru hurma kütüğüne dönüp; "İstersen seni bulunduğun bahçeye vereyim Tekrar dal budak sal ve eski haline gel İstersen seni Cennet'e dikeyim de Allahü teâlânın dostları meyvenden yesin" buyurdu
Resulullah efendimiz, ona kulak verip şöyle dediğini duydular: "Beni Cennet'e dik ve benden Allahü teâlânın dostları yesin ve eskiyip çürümeyeceğim bir yerde olayım"
Ağacın bu konuşmasını, Peygamber efendimizin yanında bulunanlar da duydu
Bunun üzerine Resulullah efendimiz, ona; "İstediğini yapacağım" diye mukabelede bulundu Sonra Resulullah'ın emri ile hurma kütüğü gömüldü
Server-i alem efendimiz ile hazret-i Ebu Bekir, hicret ettiklerinde çocuklarını Mekke'de bırakmışlardı Efendimiz, hazret-i Hadice validemizin vefatından bir sene sonra hazret-i Aişe ile Mekke'de söz kesilmişti
Medine'yi şereflendirince, Hz Aişe, annesi ve ve Resulullah'ın kerimelerinden hazret-i Zeyneb de Medine'ye getirtildi
Resulullah efendimizin ev halkı, odalarının önünde indi Hazret-i Aişe validemiz, babası hazret-i Ebu Bekir'in evinde bir müddet ikamet etti
Ebu Bekir, bir gün Server-i alem efendimize;
Ya Resulallah! Ehlinle evlenmekten seni alıkoyan nedir? diye sordu Resulullah;
Mehirdir, buyurdu
Hazret-i Ebu Bekir, Resulullah'a mehr parası gönderdi Bunun üzerine hazret-i Aişe validemizin düğünü oldu O zaman Peygamber efendimiz elli beş yaşında idiler
Hazret-i Aişe validemiz, çok zeki ve kabiliyetli olup, hadiseleri anında şiir halinde söyleyebilirlerdi Öğrendiği ve ezberlediği bir şeyi kat'iyyen unutmazdı Çok akıllı, zeki, alime, edibe, afife ve saliha idi Hafızası pek kuvvetli olduğu gibi, Eshab-ı kiram, birçok şeyleri ondan sorup öğrenirdi Ayet-i kerime ile medh edildi


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #6
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Medine devri..

İlk ezan

Mescid-i Nebi inşa edildikten sonra, namaz vakitlerinde, vaktin girdiğini belirtecek ve Müslümanları camiye davet edecek bir usül yoktu
Sadece; "Essalatü Cami'a" denilirdi
Resulullah efendimiz, bir gün Eshabıyla istişare ederek, namaz vakitlerinde, müminlerin camiye nasıl davet edilmesi gerektiğini sordular
Kimisi, namaz vakitlerini bildirmek için, nasara gibi, nakus yani çan çalalım; kimisi, Yahudiler gibi boru çalınsın dediler Kimisi de; "Namaz vakti ateş yakıp yukarı kaldıralım" diye fikirlerini söylediler
Resulullah efendimiz, hiç birini kabul etmedi
Abdullah bin Zeyd bin Sa'lebe ve hazret-i Ömer, rüyada ezan okunmasını gördüler Hazret-i Abdullah, sevgili Peygamberimize gelip rüyasını şöyle anlattı:
"Yeşil bir şal ve peştamal bağlamış, eline çan almış bir kişi gördüm Ona; "Elindeki çanı satar mısın?" diye sordum
Bana; "Ne yapacaksın?" dedi "Namaz vakitlerini bildirmek için çalacağım" deyince, o zat; "Ben sana daha hayırlısını öğreteyim" dedi ve kıbleye dönerek yüksek sesle; "Allahü ekber, Allahü ekber" diye okumaya başladı
Bitirdikten sonra da; "Namaza kalkacağın zaman da" deyip, ezanı tekrar etti ve sonuna doğru, "Kad kamet-is-salatü" cümlesini ilave etti"
Bunun üzerine, Resulullah efendimiz;
"Rüya haktır O kelimeleri Bilal'e öğret, okusun!" buyurdular Buna ezan ismi verildi
Hazret-i Bilal de, Mescid-i şerifin yakınında bulunan yüksek bir dama çıkarak, ilk ezanı, öğretilen kelimelerle okudu
Hazret-i Ömer, ezan sesini işitince, koşa koşa Resulullah efendimizin huzuruna geldi Hazret-i Bilal'in söylediği kelimeleri aynen rüyasında gördüğünü arz etti
O gece, Eshab-ı kiramdan bir kısmı da aynı rüyayı görmüşlerdi İşte bu sırada, Cuma suresi 9 ayet-i kerimesi nazil olup, vahy ile de bildirilmiş oldu
Bilal-i Habeşi, bir gün sabah namazı vaktinde sevgili Peygamberimizin kapısı önünde; "Es-salatü hayrun minennevm" diye iki defa seslenmişti
Bunu Peygamber efendimiz beğendi "Bilal, bu ne güzel söz! Sabah ezanını okurken bunu da söyle!" buyurdular
Böylece sabah ezanında bu söz de söylenmeye başlandı
Peygamberimizin vefatına kadar müezzinlik yapan Bilal-i Habeşi'nin, sesi gür, çok güzel ve pek tesirliydi
O, ezan okumaya başlayınca, herkes büyük bir aşk ve vecd içinde dinleyip, kendinden geçerdi Ezan okurken herkesi ağlatırdı
Eshab-ı kiramın, birbirlerini namaz vakitlerinde camiye ezan-ı şerif ile davet etmeleri, Medineli müşrikler ile Yahudilerin pek tuhafına gitti
Ezan okunurken alay ve eğlenceye alırlardı Onların bu maskaralıklarına karşı, Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde mealen; "Onlar, namaza ezan ile davette bulunduğunuz zaman, onu oyun ve eğlence edinirler Bu da, onların aklı ermez bir kavim olmalarındandır" buyurdu (Maide suresi: 58)


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #7
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Medine devri..

Eshabım gökteki yıldızlar gibidir"

Fahr-i kainat efendimiz, Eshab-ı kiramını yetiştirmek, olgunlaştırmak için, Mescid-i Nebi'de eşi benzeri bulunmayan sohbetler eder, Allahü teâlânın kendisine ihsan ettiği feyz ve bereketleri, onların kalblerine akıtırdı
Peygamber efendimizin sohbetine katılmak şerefine nail olanlar, daha ilk sohbette kalblerinde büyük bir değişiklik hisseder ve pek yüksek ilahi marifetlere kavuşurlardı
Bu sohbetlerin bereketiyle Eshab-ı kiram, başta sevgili Peygamberimiz olmak üzere, bütün sahabe arkadaşlarını canlarından çok sever hale gelirlerdi Allahü teâlâ onları, ayet-i kerimelerle medhetmiştir
Onlar, Resulullah efendimizin huzur-ı şeriflerinde; sanki başlarına kuş konmuş da, hareket edince uçacakmış gibi pek edebli ve çok dikkatli dururlardı Böylece, Eshab-ı kiram peygamberlerden ve büyük meleklerden sonra mahlukatın en efdali ve en üstünü oldular
Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde bunların üstünlüklerini bildirdi:
"Siz ümmetlerin en iyisi, en hayırlısı oldunuz İnsanların iyiliği için yaratıldınız İyilik yapılmasını emreder, kötülükten nehy edersiniz" (Al-i imran suresi: 110)
"Önce Müslüman olanlardan, Muhacirlerin ve Ensarın önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allahü teâlâ razıdır ve bunlar da, Allahü teâlâdan razıdırlar Allahü teâlâ bunlar için, Cennetler hazırladı Bu Cennetlerin altından nehirler akmaktadır Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır" (Tövbe suresi: 100)
"Muhammed "aleyhisselam" Allahü teâlânın peygamberidir ve O'nunla birlikte bulunanların, (yani Eshab-ı kiramın) hepsi kafirlere karşı şiddetlidirler Fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktırlar Bunları çok zaman rükuda ve secdede görürsünüz
İnce bir filiz yerden çıkıp kalınlaştığı, yükseldiği gibi, az ve kuvvetsiz oldukları halde, az zamanda etrafa yayıldılar
Her tarafı iman nuru ile doldurdular Herkes filizin halini görüp, az zamanda nasıl büyüdü diyerek, şaşırdıkları gibi, hal ve şanları dünyaya yayılıp, görenler hayret etti ve kafirler kızdılar" (Feth suresi: 29)
Peygamber efendimiz de hadis-i şeriflerinde, Eshab-ı kiramın büyüklüğünü, derecelerinin yüksekliğini bildirdi:
"Eshabımın hiçbirine dil uzatmayınız Onların şanlarına yakışmayan bir şey söylemeyiniz! Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, sizin biriniz Uhud dağı kadar altın sadaka verse, Eshabımdan birinin bir müd arpası kadar sevab alamaz"
"Eshabım gökteki yıldızlar gibidir Hangisine uyarsanız kurtulursunuz"
"Eshabıma dil uzatmakta, Allahü teâlâdan korkunuz! Benden sonra onları kötü niyyetlerinize hedef tutmayınız! Nefsinize uyup, kin bağlamayınız! Onları sevenler, beni sevdikleri için severler Onları sevmiyenler, beni sevmedikleri için sevmezler Onlara el ile, dil ile eziyyet edenler, onları gücendirenler, Allahü teâlâya eziyyet etmiş olurlar ki, bunun da ibret cezası gecikmez, verilir"


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #8
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Medine devri..

Eshab-ı suffe

Peygamber efendimiz, Mescid-i Nebi'nin kuzey duvarına hurma dallarıyla bir gölgelik yaptırdı Burada Mekke'den hicret eden, malı-mülkü bulunmayan bekar sahabilerin yatıp kalkmalarını emir buyurdu
Hiçbir geliri olmayan, iman ve aşktan başka tek sermayeleri bulunmayan bu sahabilerin sayıları on ila dört yüz arasında değişirdi
Bu sahabiler, Resulullah efendimizin yanlarından ayrılmaz ve sohbetlerinden hiç geri kalmazlardı Gece-gündüz Kur'an-ı kerim okurlar, ilim öğrenirler, hadis-i şerifleri hıfz ederler, günlerinin çoğunu oruç tutarak geçirirler; ibadet ve taatten bir an ayrılmazlardı
Burada yetişenler, yeni Müslüman olan kabilelere gönderilirler, onlara Kur'an-ı kerimi ve sünnet-i şerifleri, yani din-i İslâm'ı öğretirlerdi Pek ziyade faziletlere sahib olan bu mübarek sahabiler, büyük bir irfan ordusu idiler
Peygamber efendimiz, onları çok sever, onlarla oturup sohbet ederler ve beraber yemek yerlerdi Burada kalanlara "Eshab-ı suffe" denirdi
Resulullah efendimiz bir gün Eshab-ı suffeye bakıp, son derece fakir olduklarını düşündüler Böyle oldukları halde gönül rahatlığı ve parlaklığı ile ibadet ediyorlardı Peygamber efendimiz merhamet buyurup, onlara; "Ey Suffe eshabı! Size müjdeler olsun! Eğer ümmetimden, sizin içinde bulunduğunuz bu zor şartlara razı bir kimse kalmış olursa, o, elbette benim arkadaşlarımdandır" buyurdular
Efendimiz, herşeyden önce bu seçkin Eshabının ihtiyaçlarını temin eder, sonra Ehl-i beytininkini gidermeye çalışırlardı
Eshab-ı suffe'den olan Ebu Hüreyre hazretleri şöyle anlatır:
"Kendisinden başka ilah olmayan Allahü teâlâya yemin ederim ki, ben bazan açlıktan karnımı yere dayar, bazan da yerden aldığım bir taşı karnıma bastırırdım Yine böyle bir halde idim O gün Resulullah'ın mescide geçtiği yolun üstünde oturmuştum O sırada alemlere rahmet olarak gönderilen iki cihanın süsü, nur saçarak yanıma geldiler Halimi anlayıp gülümsediler ve, "Ya Eba Hüreyre! buyurdular Benimle gel! "
Hemen peşlerinden yürüdüm Hane-i saadetlerine girdiler Evde bir bardak süt vardı "Haydi, Ehl-i suffeye git Onları bana çağır" buyurdular
Onları çağırdım, saadethaneye geldik, izin isteyip içeri girdik, uygun yerlere oturduktan sonra, Resulullah efendimiz; "Ya Eba Hüreyre! Şu süt bardağını al, onlara ver!" buyurdular Süt çok azdı herkese yetmesi mümkün değildi
Ben de bardağı alıp, sıra ile arkadaşlarıma veriyordum Her biri bardağı alıyor, doyuncaya kadar içiyor, bana iade ediyordu Herkesten aldığımda, bardağın hiç eksilmediğini, öylece sütle dolu olduğunu görüyordum
Bu şekilde, gelen bütün arkadaşlarıma takdim ettim Hepsi içip doydular Sonra Efendimiz bardağı alıp, bana gülümsediler ve; "Ya Eba Hüreyre! Süt içmeyen bir ben kaldım, bir de sen Haydi sen de otur, iç!" buyurdular
Oturup içtim "Yine iç!" buyurdular İçtim Efendimiz, birkaç defa "İç!" buyurdular
Ben de her defasında içtim Nihayet; "Anam-babam sana feda olsun ya Resulallah! Artık içemiyeceğim Seni hak din ile gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, iyice doydum" dedim "Öyleyse bardağı bana ver" buyurdular Verdim Allahü teâlâya hamd ve sena ettikten sonra, Besmele çekerek sütü içtiler"


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #9
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Medine devri..

Kim şu açı misafir eder"

Mescidde resulullah efendimizin hiçbir sohbetini kaçırmadan ilim öğrenen Eshab-ı Suffeye karşı, Medineli sahabiler, benzeri görülmemiş şekilde muhabbet beslerlerdi
Bir akşam, açlıktan dermanı kalmayan Suffe'den bir sahabi, Resulullah efendimizin huzur-ı şeriflerine gelip, halini arz etti
Peygamber efendimiz, hane-i saadetlerine, yiyecek bir şeyin olup olmadığını sordular "Şu anda evde yiyecek olarak sudan başka bir şey yok" cevabını alınca, orada hazır bulunan Eshabına; "Kim şu açı misafir eder?" buyurdular
Eshab-ı kiramdan Medineli biri, herkesten önce davranıp; "Anam-babam sana feda olsun ya Resulallah! Onu ben ağırlarım" dedi Misafiriyle evine gidip hanımına; "Resulullah efendimizin misafirini ağırlayacak bir şeyler hazırla" dedi
Hanımı; "Şu anda evimizde çocukların yiyeceğinden başka bir şey yok" diye cevap verdi "Önce çocukları uyut Sonra o yemeği getir" diyen sahabi, ancak bir kişiye yetecek kadar olan yemeği alıp misafirin odasına girdi
Sofrayı koyup buyur etti Yemeğe beraber başladıktan sonra kalktı, lambayı düzeltiyormuş gibi yapıp söndürdü Tekrar karanlıkta sofranın başına oturdu Yiyormuş gibi hareketler yaparak, misafirin doymasını bekledi
Misafir doyduktan sonra sofrayı kaldırdı O gece, çocukları ile aç olarak sabahladılar Sabahleyin Peygamber efendimizin huzur-ı şeriflerine gittiklerinde; "Allahü teâlâ bu geceki hareketinizden hoşnud oldu" buyurdular
Bunun üzerine Allahü teâlâ, Haşr suresinin 9 ayet-i kerimesini göndererek mealen; "Onlar (Ensar) kendilerinde yoksulluk ve muhtaçlık olsa bile, (Muhacirleri) kendi canlarından üstün tutarlar" buyurdu
Peygamber efendimiz, Eshabına, dindeki derecelerine göre, anlayacakları şekilde anlatırlardı Eshab-ı kiramın en yükseklerinden olan hazret-i Ömer, bir gün, Resulullah efendimizin Ebu Bekir-i Sıddik'a bir şey anlattığını gördü Yanlarına gidip dinledi Bunu başkaları da gördü, fakat, gelip dinlemekten çekindiler Ertesi gün, Ömer'i görünce; "Ya Ömer! Resulullah dün size bir şey anlatıyordu Söyle, biz de öğrenelim" dediler
Çünkü Resulullah efendimiz daima; "Benden duyduklarınızı, din kardeşlerinize de anlatınız! Birbirinize duyurunuz!" buyururdu
Hazret-i Ömer; "Dün hazret-i Ebu Bekir, Kur'an-ı kerimden anlayamadığı bir ayet-i kerimenin manasını sormuş, Resulullah ona anlatıyordu Bir saat dinledim, bir şey anlayamadım" dedi
Çünkü, hazret-i Ebu Bekir'in yüksek derecesine göre anlatıyordu Hazret-i Ömer, o kadar yüksek idi ki, Resulullah efendimiz; "Ben peygamberlerin sonuncusuyum Benden sonra peygamber gelmeyecektir Eğer, benden sonra peygamber gelseydi, Ömer peygamber olurdu" buyurdu
Böyle yüksek olduğu ve ana dili olan Arabiyi çok iyi bildiği halde, Kur'an-ı kerimin hazret-i Ebu Bekir'e anlatılan tefsirini anlayamadı Ebu Bekir'in derecesi, ondan çok daha yüksekti Hazret-i Ebu Bekir, hatta Cebrail aleyhisselam bile, Kur'an-ı kerimin manasını, esrarını, Resulullah'a sorardı Resulullah, Kur'an-ı kerimin hepsinin tefsirini Eshabına bildirmiştir
Sevgili Peygamberimiz, Medine'de bu şekilde Eshabına dini öğrettiği gibi, davalara bakıyor, şahitlerini dinleyip, en güç anlaşmazlıkları neticeye bağlayarak hallediyordu

 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #10
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Medine devri..

Mescid-i Kıbleteyn

Sevgili Peygamberimiz, Medine-i münevvereye hicret edeli on yedi ay olmuştu Şimdiye kadar hep Kudüs-i şerifteki Beyt-i Makdis'e dönerek namazlarını kılarlardı
Medine Yahudilerle dolu Onların da kıblesi Kudüs Bundan Yahudiler kendilerine pay çıkarttılar
"Ne acaib iştir! Dini bizden ayrı, fakat kıblesi bizim gibi!" sözleri Resulullah efendimize kadar geldi Bu söylentilerden, kalb-i şerifleri incindi
Bir gün Cebrail aleyhisselam geldiğinde, ona buyurdular ki: "Ey Cebrail! Allahü teâlânın, yüzümü, Yahudilerin kıblesinden Kabe'ye çevirmesini arzu ediyorum"
Cebrail aleyhisselam da;
"Ben, ancak bir kulum Bunu, Allahü teâlâdan niyaz et!" diye cevap verdi
Bundan sonra Bekara suresinin 144 ayet-i kerimesi nazil oldu Buyuruldu ki:
"(Ey Habibim! Vahyin gelmesi için) yüzünün semaya doğru çevrilip durduğunu muhakkak görüyoruz Bunun için, biz seni, razı olacağın bir kıbleye çevireceğiz Şimdi yüzünü Mescid-i Haram tarafına (Kabe'ye) döndür (Ey mü'minler!) Siz de, her nerede olursanız yüzünüzü namazlarda o tarafa çeviriniz Şüphe yok ki, kendilerine kitap verilenler, bu kıble çevrilişinin, Rableri tarafından hak olduğunu elbette bilirler Allahü teâlâ ise, onların yapacaklarından gafil değildir"
Bir gün Ümmü Bişr'in evinde yemekten sonra öğle namazı kılınıyor Allahın Resulü önde, arkalarında kendilerinden geçmiş vecde dalmış saf saf Sahabiler
Namazın henüz iki rekatı kılınmıştı Bütün insanlığın imamı 3 Rek'at için ayağa kalktılar Fakat, o esnada gelen emirle Resulullah namaz içinde ağır ağır istikamet değiştirip,kabe istikametine durdular
Bu değişiklik her tarafta duyuldu Karalamak için bahane arayan Yahudiler ve onun gerisinde saklı münafıklar hemen ortaya atıldılar:
- Önce bir yöne sonra başka yöne, bu ne demek? Ve devam ettiler:
"Eğer bizim kıblemizde kalsaydı, kitaplarımızda geleceği haber verilen peygamber O'dur derdik"
Bu söze kendileri de aslında inanmıyorlardı Maksatları zihinleri karıştırmaktı Pek ala onlar da biliyordu ki, Resulullah kitaplarında bildirilen Peygamberdi Fakat kabul etmediler Çünkü kendilerinden değildi Bunu hazmedemediler
Namazdan sonra Eshabı kiramdan bazıları sordu:
- Ey Allahın Resulü! Ya bizim bu zamana kadar kıldığımız namazlar ne olacak?
Cevap ayet-i kerimeymle geldi:
"Allah sizin imanınızı zayi etmez!"
Bu namazın kılındığı mescide Mescid-i kıbleteyn, yani "iki kıbleli mescid" ismi verildi Resulullah efendimiz, Kuba'ya da gidip, ilk yapılan mescidin mihrabını mübarek elleriyle yeniden yaptı ve mescidin duvarlarını değiştirdi


 

FataL is offline  
Cevapla



Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap son Mesaj
tarihi medine sayanor Dini Resimler 2 11-02-2008 16:05
Sevgilinin Yurdu Medine dark.water Dini Videolar 1 18-11-2007 16:45
EZAN (Medine) 50curtis50 Dini Videolar 0 14-10-2007 14:30
Medine Resimleri ENGİN Avatar Cenneti 1 01-06-2007 00:55
Medine DÖnemi TUANA İslam Tarihi 0 26-02-2007 22:22

Saat 13:34.

Web Site Ekle Pagerank Toplist Netfrm Frmalev Mumsema Frmacil Dantel Derya Modeller Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.