Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Siyer

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et
Alt 01-06-2008   #1
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart Mekke'nin fethi



Mekke'nin fethi

Hicretin sekizinci senesi idi Hudeybiye antlaşmasının bir maddesi de; "Her iki tarafın dışında kalan Arab kabileleri, istedikleri tarafın himayesine girebilecekler, Müslümanlar veya müşriklerle birleşmekte serbest olacaklar" idi
Buna göre; Peygamber efendimizin müttefiki olan Huzaa kabilesi, Müslümanlar; Beni Bekir kabilesi de müşrikler tarafında yer almışlardı Huzaa kabilesi ile Beni Bekirler eskiden beri düşman olup, fırsat buldukça birbirlerine saldırırlardı Hudeybiye barışına göre, onlar da bir müddet için saldırılarını durdurmuşlardı Fakat, buna Beni Bekir kabilesi iki sene uyabilmişti
Bekiroğullarından biri, sevgili Peygamberimize hakaret eden bir şiir söylemiş, bunu işiten Huzaa kabilesinden bir genç, dayanamamış ve başını yarmıştı
Bekiroğulları, bunu fırsat bilip antlaşma gereği tehlikeden emin olan Huzaa kabilesine saldırmışlardı Bu saldırıya, Kureyşli müşrikler, silah vererek ve gizli adam göndererek yardım etmişler, Harem-i şerifde Huzaa kabilesinden yirmiden fazla kimseyi öldürmüşlerdi
Çarpışma esnasında Huzaa kabilesinden bazı Müslümanlar, Peygamber efendimizden yardım istemişlerdi Huzaa kabilesinden gece yapılan bu baskınlarda, Bekiroğulları arasında, Kureyşli müşriklerin de bulunduğunu görenler olmuştu
O gece, Medine'de, hazret-i Meymune validemizin evinde bulunan sevgili peygamberimiz, namaz kılmak için kalkıp abdest alırken; Allahü teâlânın izni ile bir mucize olarak, Mekke'deki Müslümanların kendisinden yardım taleb ettiklerini işitmişti Onlara cevab olarak; "Lebbeyk! = Davetiniz icabet ediyorum!" buyurdu
Maymune validemiz, Peygamber efendimizin yanında kimse olmadığı halde böyle konuştuğunu görünce; "Ya Resulallah! Yanınızda bir kimse var mı?" diye sordu Sevgili Peygamberimiz ona, Mekke'de meydana gelen hadiseyi ve Kureyşlilerin bu işe ortak olduklarını haber verdi
Kureyş müşrikleri Beni Bekirlere yardım ederek, Huzaa kabilesine baskın yapıp onları öldürmekle, Hudeybiye antlaşmasının maddelerine aykırı hareket etmiş, böylece antlaşmayı bozmuş oluyorlardı
Fakat, bu hadiseden, o sırada Şam'a ticaret için giden Kureyş lideri Ebu Süfyan'ın haberi olmamıştı Şam'dan dönünce hadiseyi ona anlattılar ve; "Bu, mutlaka düzeltilmesi lazım olan bir iştir Gizlenmesi mümkün değildir Eğer düzeltilmezse, Muhammed bizi Mekke'den sürer!" dediler
Ebu Süfyan ise; "Her ne kadar bu hadiseden benim haberim olmadıysa da, yapılan kıtal haberi Medine'ye ulaşmadan, barışı yenileyip uzatmak üzere acele gitmem lazım" dedi
Halbuki, sevgili Peygamberimiz, haberi anında öğrenmişti Ayrıca hadiseden üç gün sonra, Huzaa kabilesinden Amr bin Salim, yanında kırk süvari ile gelip, durumu Resul-i ekrem efendimize anlattı
Habibullah efendimiz de; "Huzaa oğullarına yardım etmezsem, bana da yardım olunmasın!" buyurarak bir mektup yazdırdı
Kureyş müşriklerine gönderilen bu mektupda, sevgili peygamberimiz; " Siz, ya Bekir oğulları ile olan ittifakınızdan vaz geçip geri durursunuz, yahut da Huzaa oğullarından öldürülenlerin diyetlerini ödersiniz! Şayet bu söylediklerimden birini yerine getirmeyecek olursanız, sizinle harb edeceğimi bildiririm!" buyuruyorlardı


İnsanların hayırlısı

Resulullah efendimiz, karşılarında savaşacak düşman ordusu çıkmayınca, eshabıyla istişare ederek Tebük'ten öte gitmediler Bu sırada o bölgelede oturan bazı kabileler ve devletler, İslâm ordusunun geldiğini işitmişlerdi
Korkularından Peygamber efendimize birer hey'et gönderip, cizye vermek üzere eman dilediler Peygamber efendimiz, merhamet buyurup tekliflerini kabul eyledi ve her biriyle ayrı ayrı antlaşma maddeleri yazılarak, emniyette oldukları söylendi
Server-i kainat efendimiz, yirmi güne yakın düşmanı bekledi Tebük'te Eshab-ı kiramıyla nice sohbetler edip, gönüllerini nur deryası ile yıkadı Mübarek kalbinden fışkıran feyz ve bereketleri onların kalblerine akıttı
Yaptığı benzeri bulunmaz sohbetlerinden birinde buyurdu ki: "İnsanların en iyisi ve şereflisini size haber vereyim mi?" Eshab-ı kiram; "Veriniz, ya Resulallah!" dediler
Bunun üzerine; "insanların hayırlısı, atının veya devesinin sırtında, yahud iki ayağı üzerinde, son nefesine kadar Allahü teâlânın yolunda çalışan kimsedir İnsanların kötüsü de, Allahü teâlânın Kitabını okuyup ondan hiç faydalanamayan azgın kimsedir" buyurdu
Şehidlik hakkında soran bir kimseye de; "Varlığım yed-i kudretinde bulunduran Allahü teâlâya yemin ederim ki, şehidler, kıyamet günü, kılıçları boyunlarında asılı olarak gelecekler Nurdan minberlerin üzerine oturacaklardır" buyurdular
Tebük'te bir müddet kalındı Sonra Medineye dönmek için hazırlıklar yapıldığı bir sıra, açlıktan dayanılamayacak hale gelen sahabiler, durumlarını Peygamber efendimize arzettiler
Resulullah efendimiz onların arta kalan yemeklerini bir deri yaygı üzerine toplattı Bunlar küçük bir tencereyi zor doldururdu Server-i alem efendimiz, abdestini tazeleyip iki rekat namaz kıldı
Mübarek ellerini açıp, yiyeceklerin bereketli olması için dua eylediler Sonra Eshabına, kablarını getirmelerini emrettiler Koca orduda hiç bir kab boş bırakılmayacak şekilde dolduruldu Ayrıca, bütün mücahidler doyuncaya kadar yedikleri halde, sofradaki yiyeceklerin hiç eksilmediği görüldü
Mücahidler, Tebük'ten ayrılıp Medine'nin yolunu tutmuşlardı Bir gece ordunun içinde bulunan münafıklar, ilerdeki dar geçitte sevgili peygamberimize tuzak kurup öldürmek üzere aralarında anlaştılar ve pusuda beklemeğe başladılar
Peygamber efendimizin devesinin yularını Ammar bin Yaser hazretleri çekiyor, arkasında da hazret-i Huzeyfe bin Yeman geliyordu Münafıkların anlaşıp, su-i kast tertib ettiklerini Cebrail aleyhisselam haber verdi
Resul-i ekrem efendimiz oraya yaklaşınca, bu münafık grubu yüzlerini maskeleyerek hücuma geçtiler
Hazret-i Huzeyfe; "Ey Allahü teâlânın düşmanları!" diyerek elindeki sopa ile münafıklara ve hayvanlarına vurmağa başladı Bu bağırıp çağırmadan korkan on iki münafık, derhal askerin arasına karıştılar
Resulullah efendimiz, onların isimlerini hazret-i Huzeyfe'ye bildirdi ve başkalarına söylememesini tenbih etti Hadiseyi işiterek huzura gelen Üseyd bin Hudayr hazretleri, Peygamber efendimize; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Onları bana bildir de başlarını size getireyim!" diyerek çok yalvardı Fakat Resulullah müsade etmedi


 

FataL is online now  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 01-06-2008   #2
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mekke'nin fethi

Rumlar karşılarına çıkamadı

Şanlı sahabiler, pek sıcak bir havada ve Peygamberlerinin kumandası altında sefer için harekete geçtiler Başlarında Allahü teâlânın Habibi olduktan sonra, yiyecek ve içeceklerinin olmaması onları yollarından döndüremez; gidecekleri yolun uzaklığı, düşman askerlerinin çokluğu da gözlerini korkutamazdı Bu halde her yere gidilirdi
Sevgili Peygamberimiz ve kahraman sahabiler, her konak yerinde bir müddet istirahattan sonra tekrar yollarına devam ediyorlardı Sekizinci konak yerleri, Salih aleyhisselamın kavminin helak edildiği Hicr'di
Peygamberlerinin emrini dinlemedikleri için Allahü teâlâ, şiddetli bir sayha yani ses ile onları helak etmişti Kainatın sultanı, Eshabına; "Bu gece kuvvetli ve ters istikametten bir fırtına esecektir Kimse, yanında arkadaşı olmadıkça ayağa kalmasın Herkes devesinin dizini bağlasın Burası azab inen yerdir Kimse bu sudan içmesin ve abdest almasın!" buyurdular
Herkes bu emre uydu Gece çıkan kuvvetli bir fırtına her tarafı alt-üst etmeğe başladı Bu sırada devesini bağlamayı ihmal eden biri, aramak için tek başına ayağa kalktığında fırtınaya kapılarak sürüklenip Tayy dağının eteklerine atıldı
Birisi de çok sıkışmıştı Abdest bozmak için gittği yerde, Hunak denilen bir hastalığa yakalandı Peygamber efendimizin dua buyurması ile yeniden sıhhate kavuştu
O sabah su kaplarında hiç su kalmamıştı Susuzluktan herkes ölecek hale gelmişti Durum Alemlerin efendisine arzedildiğinde, mübarek ellerini kaldırdılar ve Allahü teâlâya yağmur ihsan etmesi için yalvardılar Sıcak ve bulutsuz bir havada derhal yağmur bulutları peyda oldu Şiddetli bir yağmur başladı
Herkes kaplarını doldurarak abdest alıp, hayvanlarını suladı Yağmur durup bulutlar dağılınca, yağmurun yalnız ordunun üzerine yağdığı görülmüştü
Sevgili Peygamberimiz ve sahabiler tekbir getirdiler Allahü teâlâya hamd ettiler
Açlık da son haddine gelmişti Öyle ki, bir hurmayı iki kişi bölüşür vaziyete düşmüşlerdi Şiddetli sıcağa, çekilen açlık ve susuzluğa rağmen, Tebük'e yaklaşılmıştı
Habib-i ekrem efendimiz; "Yarın inşaallah kuşluk vaktinde Tebük kaynağına varacaksınız Ben gelinceye kadar o suya el uzatmayınız" buyurdular
Ertesi gün oraya vardılar Kaynağın suyu oldukça azdı Sevgili Peygamberimiz, o sudan, bir kaba koydurdular ve içine mübarek elini sokup dua ettiler Sonra kaynağa döktüler
Sular bir anda kabarıp çoğaldı Otuz bin kişilik İslâm ordusu içtiği halde hiç eksilmedi Sonradan Fahr-i kainat efendimizin bir mucizesi olan bu su ile, her taraf sulandı O bölge yemşeyil bir sahra olup, bereketlerle dolup taştı
Resul-i ekrem efendimiz, şanlı Eshabı ile Tebük'e geldiklerinde, Bizansılarla, Amile, Lahm ve Cüzam gibi hıristiyanlaştırılmış Arab kabilelerinden müteşekkil Rum ordularını karşılarında bulamadılar
Mute'de üç bin mücahide karşı yüz bin kişilik Rum ordusu mağlub olmuştu Şimdi ise, karşılarında otuz bin mücahid vardı ve komutanları Kainatın efendisi idi Rumlar, sevgili Peygamberimizin kahraman Eshabını toplayıp geldiğini duyunca, her biri kaçacak yer aramışlardı



Herkes varını yoğunu verdi

Peygamber efendimizin isteği üzerine, herkes orduya yardım için elinden gelen gayreti gösteriyordu Maddi durumu çok zayıf olan sahabilerden biri de, cihada yardım sevabına kavuşmak için, o gece sabaha kadar bir hurma bahçesinde su çekmiş, kazandığı hurmayı Peygamber efendimize getirmiş ve; "Ya Resulallah! Rabbimin rızasını kazanmak için elimde olanı getirdim Kabul buyrunuz" demişti
Müslüman erkekler, ellerinden geldiği kadar yardıma çalışırken, kadınlar da bu yolda kendilerine düşen vazifeyi hakkıyla yapıyorlardı
Tebük seferine hazırlandıkları zaman, Müslümanlar, çok sıkıntılı bir zamanda idiler Kıtlık öyle şiddetli idi ki, elinde avucunda bir şeyi kalmayan Eshab-ı kiramdan pek çok kimseler, Resulullah efendimizin huzuruna gelip; "Ya Resulallah! Yaya kaldık! Yiyecek bir şeyimiz de yok! Bu gazada sizden ayrılmayıp cihad sevabına kavuşmak isteriz" diyorlardı
Sevgili Peygamberimiz, onlara, kendilerini bindirecek bir şeyin kalmadığını üzülerek bildiriyorlardı Bir defasında Salim bin Umeyr, Abdullah bin Mugaffel, Ebu Leyla Mazini, Ulbe bin Zeyd, Amr bin Hümam, Heremi bin Abdullah, İrbad bin Sariye , Sevgili Peygamberimizin huzuruna gelerek aynı dilekte bulunmuşlardı
Efendimiz de onlara büyük bir üzüntü içinde; "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" buyurunca, onlar, Peygamber efendimizinden ayrı kalma ve cihada katılamamanın verdiği üzüntü ile ağlamaya başladılar
Bunun üzerine Allahü teâlâ, şu ayet-i kerimeyi gönderdi Mealen; "Bir de o kimselere günah yoktur ki, kendilerini, bindirip savaşa sevkedesin diye sana geldikleri zaman onlara; "Sizi bindirecek bir hayvan bulamıyorum" demiştin Bu uğurda sarfedecekleri şeyi bulamadıklarından dolayı kederlerinden, gözleri yaş döke döke döndüler" (Tevbe suresi: 92) buyruluyordu
Sonunda onları da hazret-i Abbas ile hazret-i Osman, gazaya hazırladılar
Hazırlıklar tamamlanınca, Peygamber efendimiz, orduyu Seniyyet-ül-Veda'da topladı Gazaya katılmayan yok denecek kadar azdı
Resul-i ekrem efendimiz, orduyu toplayıp harekete karar verince, Muhammed bin Mesleme'yi Medine'de kendi yerine bıraktı Sefere başlıyacağı sırada, Peygamber eferdimiz; "Yanınıza fazla ayakkabı alınız Yedek ayakkabınız bulunduğu müddetçe sıkıntı çekmezsiniz" buyurdu
Ordu hareket ettiği zaman, münafıkların başı Abdullah bin Übeyy, Müslümanları korkutmak için, olmayacak sözler söyledi Hatta; "Yemin ederim ki, sanki Eshabı ikişer ikişer iplere bağlanmış halde görür gibi oluyorum" diyordu
Fakat bu sözlere, Eshab-ı kiram hiç aldırış etmiyor, cihada katılma aşkı gittikçe artıyordu Bunu gören münafıklar kahroluyorlardı
Resulullah efendimiz, Seniyyet-ül-Veda'dan Tebük'e hareket edeceği zaman, ordunun bayraklarını ve sancaklarını açtırdı En büyük sancağı hazret-i Ebu Bekir'e, en büyük bayrağı da Zübeyr bin Avvam hazretlerine verdi
Evs kabilesinin bayrağını Üseyd bin Hudayr'a, Hazrec kabilesinin sancağını Ebu Dücane'ye verdi Peygamber efendimizin kumandasındaki Eshab-ı kiramın sayısı, on bini süvari olmak üzere, otuz bin kişi idi Sağ kol kumandanlığına hazret-i Talha bin Ubeydullah, sol kola da Abdurrahman bin Avf hazretleri tayin edildi


 

FataL is online now  
Alt 01-06-2008   #3
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mekke'nin fethi

Tebük seferi

Resulullah efendimiz, Medine-i münevvereyi teşrif ettikten sonra, çeşitli devletlere elçiler gönderip onları İslâm'a davet eyledi
Umman, Bahreyn hükümdarları tebeasıyla Müslüman olmakla şereflendiler Ayrıca bir çok kabilelerden hey'etler gelerek, Alemlerin efendisine tabi olduklarını bildirdiler ve saadete kavuştular
Artık İslâmiyet büyük bir hızla yayılıyordu Çevre kabilelere, devletlere dinin esaslarını öğretmek üzere muallimler, onları idare etmek için valiler gönderiliyordu Hicretin dokuzuncu senesinde Medine, Müslüman olan hey'etlerin akınına uğradı
İslâmiyet'in Arab yarımadasında hızla yayıldığı bu dokuzuncu senede "İslâm Devleti"ni kıskanan ve büyümesini engellemek isteyen hıristiyan Arablar Bizans imparatoru Herakliüs'a,; " Müslümanlar şimdi kıtlık ve yokluk içindeler Eğer, onları dinine çevirmek istiyorsan, şimdi tam sırasıdır!" diye mektup yazdılar
Bu mektup üzerine Herakliüs, kırk bin kişilik bir orduyu, Kubad'ın kumandasında Müslümanlarla savaşmak için yola çıkardı
Bu durumu haber alan Fahr-i kainat efendimiz, Eshabını toplayarak habre hazırlanmalarını emir buyurdu
O sene kuraklık olduğundan sahabiler maddi yönden büyük bir darlık içinde bulunuyorlardı Sadece, ticaret yapanların durumu, biraz iyi idi Peygamber efendimiz, Eshabının, harbe katılacak olan askerin techizatı için mali yardımda bulunmalarını da arzu buyurmuşlardı
Efendimizin bu arzuları, sahabileri harekete geçirdi Herkes elinde avucunda ne varsa getiriyor, malı ve canı ile cihada hazırlanmağa çalışıyordu
Peygamber efendimizin mağara arkadaşı hazret-i Ebu Bekir, malının tamamını getirmişti Resul-i ekrem efendimiz; "Aile efradına ne bıraktın, ya Eba Bekir?" buyurunca, o; "Allahü teâlâyı ve Resulünü bıraktım" diye cevap vermeşti
Hazret-i Ömer malının yarısını yardım olarak getirmiş, Peygamber efendimzi ona da; "Ailene ne bıraktın, ya Ömer?" diye sual edince; "Getirdiklerim kadar bıraktım" diye cevap vermiş, Peygamber efendimiz de; "İkinizin arasındaki fark, sözleriniz arasındaki fark gibidir" buyurmuştu
Bunun üzerine hazret-i Ömer; "Anam-babam sana feda olsun ya Eba Bekir! Hayır yolundaki bütün yarışlarda beni geçiyorsun Artık hiçbir şeyde seni geçemeyeceğimi iyice anladım" diye onu takdir etmişti
Eshab-ı kiram, gücü yettiği kadar yardım etmeğe çalışıyordu Fakat münafıklar; "Siz gösteriş için veriyorsunuz" diye Eshab-ı kiram ile alay ediyorlardı Peygamber efendimiz; "Kim bugün, bir sadaka verirse, sadakası kıyamet günü Allahü teâlâ katında, onun lehinde şahidlik yapacaktır" buyurdu
Peygamber efendimizin bu mübarek sözleri üzerine, mü'minler daha fazla yardım etmeye başladılar Hazret-i Osman bin Affan, ordunun üçtebirini techiz etti
Böylece, Müslümanların en fazla yardım edeni oldu Hazret-i Osman ordunun ihtiyaçlarını o şekilde karşılamıştı ki, su tulumlarını tamir ederken kullanacakları çuvaldızı bile koymayı ihmal etmemişti O'nun bu yardımı üzerine, Resul-i ekrem efendimiz; "Bugünden sonra, Osman'a günah yazılmaz" buyurdu





Allah'ım! Bize yardımını indir!"

Huneyn savaşında ani baskın sebebiyle neye uğradığını anlayamayan İslâm ordusunda kargaşa baş göstermişti
Alemlerin efendisi, Allahü teâlânın dininin yok olacağını üzüldüğünden; "Ya Abbas! Sen onlara; "Ey Medineliler! Ey Semüre ağıcının altında bi'at eden sahabiler!" diyerek seslen!" buyurdu
Hazret-i Abbas, iri yapılı ve heybetli idi Bağırdığı zaman sesi çok uzaklardan duyulurdu Bütün gücü ile; "Ey Medineliler! Ey Semüre ağacının altında, Peygamberimize söz veren eshab! Dağılmayınız! Buraya toplanınız!" diyerek bağırdı
Bunu işiten Eshab-ı kiram, geri dönmek istediler Fakat hayvanlarının pek ziyade ürkmesi geri dönmelerine mani oluyordu Nihayet zırhını, kılıcını mızrağını alıp hayvanlarından kendilerini atmak mecburiyetinde kaldılar Sür'atle Resulullah efendimizin yanına yetişip, düşmanla müthiş bir çarpışmaya girdiler
"Allahü ekber! Allahü ekber!" sadaları yeri göğü inletiyor, düşmanı korkutup dehşete düşürüyordu Bedir'de, Uhud'da, Hendek'de ve Hayber'de pek büyük kahramanlıklar gösteren Eshab, bilhassa hazret-i Ali, Ebu Dücane, Zübeyr bin Avvam , döne döne çarpışıyor, düşmanı saf dışı edip geri püskürtüyorlardı
Alemlerin efendisi, Eshabının canla başla yaptığı bu çarpışmayı takib ediyor, mübarek dudaklarından; "Allah'ım! Bize yardımını indir! Şüphesiz sen, onların bize galip gelmesini istemezsin!" duaları işitiliyordu
Sevgili Peygamberimiz, Allahü teâlâya olan yalvarmaları arasında, yerden bir avuç kum aldı "Yüzleri kara olsun!" buyurarak müşriklerin üzerine savurdu
Sevgili Peygamberimizin bir mucizesi olarak, düşman askerlerinden gözlerine kum dolmadık kimse kalmadı Melekler de yardıma gelmişti
Peygamber efendimiz; "Allahü teâlâya and olsun ki, onlar, bozguna uğradılar" buyurdular Müşrikler, bozulmaya, geri dönüp kaçmaya başlamışlardı Geri döndükçe peşlerinde şanlı sahabileri görüyorlar, harp meydanına getirdikleri hanımlarını, çocuklarını ve mallarını bırakarak son sür'atle kaçıyorlardı
Harp meydanında yetmiş ölü, altı bin esir ve hadsiz hesapsız mal bırakmışlardı Kaçanların bir kısmı Taif kalesine sığındı, bir kısmı da Nahle'ye, Evtas'a gittiler Kumandanları Malik bin Avf, Taif'e sığınanlar arasında idi Eshab-ı kiram onları bir müddet takib etti Evtas'da yine şiddetli çarpışmalar oldu Düşman yine bozguna uğradı
Bu gazada Allahü teâlânın izni, Resulullah efendimizin himmeti bereketi ile zafer yine Müslümanların olmuştu Dört şehid verilmiş, bazı sahabiler de yaralanmıştı Halid bin Velid hazretlerinein de yaralı olduğunu işiten sevgili Peygamberimiz, onun yanına varmış, yarasını mübarek elleri ile sıvazlayınca yara anında iyi olmuştu
Kainatın sultanı Taif'e kaçan düşmanın da üzerine yürüyerek kesin neticeyi almak istiyordu Mekke'ye yakın olan bu kale, küfrün son, fakat en muhkem kalelerinden biri idi
Peygamber efendimiz, hicretten önce Taif'e gelip, bir ay onlara nasihat etmişti Fakat Taifliler, Alemlerin efendisine görülmedik işkence ve zulümde bulunmuşlardı
Hatta mübarek ayakalarını kan içinde bırakmışlardı Efendimiz, burada Zeyd bin Harise hazretleri ile hayatının en acıklı ve en ızdıraplı günlerini yaşamıştı


 

FataL is online now  
Alt 01-06-2008   #4
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mekke'nin fethi

Huneyn savaşı

Resulullah efendimiz, Mekke'yi fethetmek niyetiyle Medine'den çıktıkları zaman, Mekke çevresinde oturan Hevazin ve Sakif ismindeki iki büyük kabile, Müslümanlar bizim üzerimize yürüyecek zannı ile savaşmak için hazırlık yapmaya başladılar
Alemlerin efendisinin, Mekke'yi fethetmek için geldiğini öğrendiklerinde biraz rahatlamışlarsa da; "Kureyşlilerden sonra sıra muhakkak bize gelecektir" düşüncesiyle hazırlıklarına hız verdiler
Ayrıca; "Yemin ederiz ki, Müslümanlar iyi çarpışan bir kavimle karşılaşmadılar O, bizim üzerimize yürümeden, biz O'nun üzerine yürüyelim de harbetmek nasıl olurmuş gösterelim!" dediler
Hevazin reisi Malik bin Avf kumandasında, yirmi bin kişilik çok güçlü bir ordu ile harekete geçtiler Askerlerinin cesaretini artırmak ve zoru görünce kaçmamaları için bütün kıymetli mallarını, kadın ve çocuklarını da beraber götürüyorlardı
Bu haber kısa zamanda Mekke'de duyuldu Fahr-i kainat efendimiz, haberin doğruluğunu anlamak için Abdullah bin Ebi Hadred'i Hevazin kabilesine gönderdi Hazret-i Abdullah, kılık kıyafetini değiştirerek düşmanın içine girdi Fikirlerini ve hareket tarzlarını öğrenip durumu hemen sevgili Peygamberimize bildirdi
Resul-i ekrem efendimiz, derhal şanlı Eshabını topladı Mekke'ye yirmi yaşındaki Attab bin Esid hazretlerini vali yaparak sür'atle yola çıktı
On iki bin kişilik ordusu ile müşrik Hevazin ve Sakif kabilelerini karargahlarında bastırmak istiyorlardı Mücahidlerin sancağını hazret-i Ali taşıyor, önce kuvvetlerin kumandanlığını da Halid bin Velid hazretleri yapıyordu
Alemlerin efendisi, miğferini ve üst üste zırhını giymiş, Düldül ismindeki katırına binmişti Şevval ayının onbirinci günü Huneyn vadisine varıldı O gece, Server-i alem efendimiz ordusunu teftiş edip, harp düzenine soktu Sabah namazını kıldırdıktan sonra, harekete geçti
Müşriklerin kumandanı, geceden istifade ederek Huneyn vadisinin iki yamacına ordusunu yerleştirmiş, pusu kurmuştu Önde, birlikleri ile giden Halid bin Velid hazretleri, pusudan habersiz, geçide doğru atını sürmüştü
Sabahın alaca karanlığı, düşmanı görmeyi engelliyordu Bir anda binlerce ok, müchahidlerin üzerine yağmaya başladı Bu beklenmedik ok yağmurundan kurtulmak için, mücahidler geri çekilmek mecburiyetinde kaldı
Bu hızlı geri dönüş, arkadan gelen askerlerin düzenini karıştırdı Onlar da geri çekilmek için dönüş yaptığında, yirmi bin kişilik düşman birliklerinin, sel gibi vadiye akmaya başladığı görüldü
Sevgili Peygamberimiz tek başına, hücuma kalkan müşriklere doğru ileri atıldı Yalnız hazret-i Abbas, hazret-i Ebu Bekir ve yüz kadar kahraman sahabi ölmeği göze alıp Resul-i ekrem efendimize yetiştiler
Vücudlarını, sevgili Peygamberimize kalkan yaptılar Hazret-i Abbas, katırın dizginini, Süfyan bin Haris hazretleri de üzengisini tutarak hızını kesmeye, Resulullah efendimizin düşman birliklerinin arasına dalmasına mani olmaya çalışıyorlardı



"Senden sadece iyilik bekleriz!"

Sevgili Peygamberimiz, korku içinde ne yapacaklarını şaşırmış haldeki müşriklere bir müddet baktı Onlara, "Ey Kureyş cemaati! Şimdi, hakkınızda benim ne yapacağımı zan ediyorsunuz!" buyurdular
Onlar da; "Biz, senden hayır bekliyor, hayır ümid ediyoruz Çünkü sen, kerim kardeşsin Kerem ve iyilik sahibi bir kardeşimizin oğlusun Bize galip geldin! Senden iyilik umuyoruz" dediler
Resul-i ekrem, onlara tebessüm buyurdular ve; "Benim halimle sizin haliniz, Yusuf'un (aleyhisselam) kardeşlerine söylediği gibi olacaktır Onun gibi ben de; "Bu günden sonra günahınızı yüzlerinize vurmak suretiyle benim tarafımdan size, bir kınama ve ayıplama yoktur! Allahü teâlâ, sizi magfiret buyursun"" (Yusuf suresi: 92) diyorum Gidiniz Hürsünüz, serbestsiniz!" buyurdu
Bu muazzam merhamet, katı kalbleri yumuşatmış, nefret halini muhabbete çevirmişti Alemlerin efendisi, onları İslâm'a davet edince, Müslüman olmak için toplandılar
Sevgili Peygamberimiz, peygamberliğini, Kureyşlilere bildirip ilk İslâm'a davet ettiği Safa tepesine çıktı Yine orada, büyük-küçük, kadın-erkek bütün Mekkelilerin bi'atını kabul etti
Böylece Kureyşliler Müslüman olarak, Eshab-ı kiram arasına katılmakla şereflendiler
Efendimiz, erkeklerle sözleştikten sonra, kadınlardan da bazı konularda söz aldı Peygamberimiz efendimizin huzurunda bulunan kadınlar, bunların hepsini kabul etti ve yalnız söz ile ahd ettiler
Resulullah bunlara hayır dua etti ve afflarını diledi Hz Ebu Süfyanın hanımı ve Hz Muaviyenin annesi olan Hz Hind bunların arasında ve hatta başları idi Kadınlar namına o konuşmuştu
Kadınların, Resulullaha söz verdiklerini bildiren Mümtehine suresindeki ayet-i kerime, Mekke şehrinin alındığı gün inmiştir Kadınlarla yalnız söz ile olup, mübarek eli, kadınların ellerine dokunmadı
Kötü huylar, kadınlarda, erkeklerden daha çok olduğundan, kadınlarla sözleşirken, erkeklerden daha fazla şart, araya kondu Allahü teâlânın emirlerini yapmış olmak için, bunlardan kaçınmak lazım geldiği bildirildi
Allahü teâlâya şirk koşmamak, Peygamber efendimize isyan etmemek, hırsızlık yapmamak, iffet ve namusunu korumak, kız çocuklarını öldürmemek bunlardandı
Müslüman olan kadınların içinde öldürülecek kimselerin listesinde ismi bulunan hazret-i Ebu Süfyan'ın hanımı Hind de vardı Fakat alemlere rahmet olan sevgili Peygamberimiz onu da bağışlamıştı
Müslüman olan herkes evlerindeki bütün putları kırdılar Çevre kabilelere askeri birlikler gönderilerek, oralardaki putlar da yerle bir edildi
Böylece hakkın gelmesi ile batılın kökü kazındı Merhamete kavuşanlar arasında, Ebu Cehl'in oğlu İkrime, hazret-i Hamza'yı şehid eden Hz Vahşi gibi kimseler de vardı
(Bunlardan Hz İkrime, Yermük muharebesinde şehid düşmüş; Hz Vahşi de, Yemame savaşında Müseylemet-ül-Kezzab'ı öldürmüştü)


 

FataL is online now  
Alt 01-06-2008   #5
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mekke'nin fethi

"Hak gelince batıl gider"

Server-i alem efendimiz, devesi Kusva'nın üzerinde terkisinde Üsame bin Zeyd olduğu halde büyük bir tevazu içinde, doğduğu belde mukaddes Mekke'ye giriyordu Kendisine bu günleri gösteren Allahü teâlâya hamdediyor, Mekke'nin fethini müjdeleyen, Fetih suresini tilavet buyuruyordu
Fahr-i kainat efendimiz, büyük bir sürur içinde, muzaffer Eshabının arasında Kabe-i muazzamaya doğru yöneldiler Sağında hazret-i Ebu Bekir, solunda Üseyd bin Hudayr hazretleri olduğu halde Kabe-i muazzamaya yaklaştılar
Hacer-ül-esved'i ziyaret ettikten sonra, telbiye ve tekbir getirdiler Bunu sahabiler takib etti ve; "Allahü ekber! Allahü ekber!" sesleri ile Mekke-i mükerreme semaları inlemeye başladı
Sonra Alemlerin efendisi ve şanlı Eshabı tavafa başladılar Tavafın yedinci devresini bitirdikten sonra, devesinden inen sevgili Peygamberimiz, Makam-ı İbrahim'de iki rekat namaz kıldı
Sonra hazret-i Abbas'ın kuyudan çıkardığı zamzemden içti Zemzem ile abdest almayı arzu buyurdular Fahr-i kainat efendimiz abdest alırken, Eshab-ı kiram, sevgili Peygamberimizin mübarek vücuduna değen abdest suyunu yere düşürmeden havada kapışmaya başladılar
Bu durumu gören müşrikler; "Biz, hayatımzda böyle bir hükümdar ne gördük, ne de işittik!" diyerek hayrete düştüler
Server-i alem efendimiz, Kabe'nin çevresine taştan ve tahtadan yapılmış bütün putların yıkılmasını murad ettiler
İsra suresinin mealen; "Hak gelince batıl gider, batıl her zaman gidicidir" 81 Ayet-i kerimesini okuyarak, mübarek elindeki asayı putlara doğru uzattılar Asanın değdiği her put, birer birer yüzü üzere yıkılıverdi Üç yüz altmış put yerle bir edildi
Öğle vakti girdiğinde, Resul-i ekrem efendimiz hazret-i Bilal'e, Kabe'de ezan-ı şerifi okumasını emir buyurdu
O da, derhal bu mukaddes vazifeyi ifa eyledi Ezan okunurken, mü'minlerin kalbinde engin bir sürur meydana geliyor, müşrikler ise ziyadesiyle elem ve üzüntü içinde kahroluyorlardı
Sevgili Peygamberimiz, içerdeki resimleri ve yıkılan bütün putları temizlettikten sonra, yanında hazret-i Üsame bin Zeyd, hazret-i Bilal, hazret-i Osman bin Talha olduğu halde, Kabe'ye girdiler
Peygamber efendimiz, içerde kapıyı arkasına alarak iki rekat namaz kıldı Her köşede tekbir getirip dua eyledi Halid bin Velid hazretleri kapının önünde duruyor, halkın oraya yığılmasına mani olmaya çalışıyordu
Bütün Kureyşliler Mescid-i Haram'a dolmuşlar, korku ile karışık ümitle, sevgili Peygamberimize bakıyorlardı
Zira onlar, Peygamber efendimize ve Eshabına her türlü işkenceyi yapmışlardı Boyunlarına ip bağlayıp, sürümüşlerdi! Ateşe atıp, yakmaya çalışmışlardı! Kızgın kayaları göğüslerine koyup, bayılıncaya kadar işkence yapmışlardı! Ateşte kızartılmış şişleri vücutlarına sokmuşlardı! Üç sene aç susuz bir mahalleye hapsedip, her şeyden mahrum bırakmışlardı! Ayaklarından develere bağlayıp, ayrı yönlere çekmek suretiyle parçalamışlardı Hepsinden öte yurtlarından çıkarmışlardı Bu yetmiyormuş gibi, tamamen ortadan kaldırmak için kaç defa harbetmişlerdi Fakat bütün bunlara rağmen ümitli idiler Çünkü karşılarında, alemlere rahmet olarak gönderilen merhamet deryası vardı



"Hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz!"

Servet-i alem efendimiz ve şanlı sahabiler, Zituva vadisine gelip toplandılar Alemlerin efendisi, mübarek gözleriyle Eshab-ı kiramını şöyle bir süzdükten sonra, hatırına, sekiz sene önce Mekke'den ayrılışı, hicreti geldi
O zaman saadethanelerinin etrafını müşriklerin sardığını, Yasin-i şerifden ayet-i kerimeler okuyarak çıktığını, hazret-i Ebu Bekir ile kimselere görünmeden Sevr mağarasına girdiklerini; Mekke hudutlarından ayrılmadan son bir defa dönüp;
"Ey Mekke! Vallahi, biliyorum ki sen, Allahü teâlânın yarattığı yerlerin içinde en hayırlısısın Rabbim katında da benim yanımda da en sevgili olanısın Senden zorla çıkarılmamış olsaydım; senden çıkmaz, ayrılmazdım" buyurduğunu; bu mahzunluğu karşısında, Cebrail aleyhisselamın Kassas suresi 85 Ayet-i kerimesini okuyup, mübarek hatırını teselli ettiğini ve Mekke-i mükerremeye döneceğini müjdelediğini; bir avuç Eshabı ile Bedir'de, Uhud'da, Hendek'de, Hayber'de, Mute'de düşmanlara nasıl galip geldiğini hatırladı
Şimdi, on iki bin Eshabı etrafında pervane olmuş, Mekke'ye girmek için bir emirini bekliyorlardı Server-i alem efendimiz, bütün bunları ihsan eden Allahü teâlâya, en derin minnet ve şükran duygularıyla dolu olarak hamd etti Tevazu ile mübarek başını önüne eğdi
Fahr-i kainat efendimiz, kahraman Eshabını dört gruba ayırdı Sağ kol kumandanlığına Halid bin Velid hazretlerini, sol kol kumandanlığına Zübeyr bin Avvam hazretlerini, piyadelerin başına Ebu Übeyde bin Cerrah hazretlerini, diğer gruba da Sa'd bin Ubade hazretlerini tayin eyledi
Hazret-i Halid, Mekke'nin güneyinden girecek, müşriklerden kim karşı çıkarsa cezalarını verecek, Safa tepesinde, Fahr-i kainat efendimizle birleşecekti Hazret-i Zübeyr, Mekke'nin kuzeyinden girecek, Hacun mevkiine bayrağını dikip Server-i alem efendimizi bekleyecekti Batıdan, hazret-i Sa'd bin Ubade hazretleri ilerleyecekti
Resul-i ekrem efendimiz, kumandanlarına; "Size saldırılmadıkça, asla, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz Hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz" buyurdu
Ancak isimleri belirtilen on beş kişiden kim yakalanırsa, Kabe'nin örtüsü altına bile gizlenseler, cezaları verilecekti
Ramazan-ı şerifin on üçü, Cuma günü idi Mücahidlerden en önce harekete geçen, Halid bin Velid hazretleri oldu Mekke'nin güneyinden Handeme dağının eteklerine geldiklerinde, azılı Kureyş müşriklerinin kendilerine ok yağdırdıklarını gördü İki mücahid, şehid olmuştu
Hazret-i Halid, savaş düzenindeki askerlerine; "Ancak, bozguna uğrayıp kaçanlar öldürülmeyecektir?" emrini verdikten sonra, ileri atıldılar Bir anda müşrikleri geriye püskürttüler Çarpışma esnasında yetmiş müşrik öldürüldü Diğerleri, dağ başlarına, evlerine kaçtılar
Mukaddes Mekke'ye diğer yönlerden giren şanlı sahabiler, her hangi bir derenişle karşılaşmadılar Öldürülmesi emredilenler, içinde beş tanesi yakalanıp cezaları verildi Diğerleri ekke'den kaçtılar
Mücahidler, büyük bir heyecanla, dalga dalga; "Allahü ekber!Allahü ekber!" tekbirleri arasında Mekke'ye giriyorlardı


 

FataL is online now  
Alt 01-06-2008   #6
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mekke'nin fethi

"Bugün, merhamet günüdür!"

Görmeliydi ki, şahid olduğu manzarayı müşriklere anlatsın ve karşı çıkan olmasın Böylece, Harem-i şerifte kan dökülmesin
Hazret-i Abbas, Ebu Süfyan ile dağ geçidine giderken, mücahidler harp düzenine girdi
Her kabile, sancaklarını açmış olduğu halde geçitten geçmeye başladılar Her birinin üzeri zırhlı ve silahlı idi Her grup geçerken tekbir getiriyorlardı
Ebu Süfyan; "Bunlar kim?" diye soruyor, hazret-i Abbas'da; "Bunlar, Süleymoğulları! Kumandanları Halid bin Velid'dir!" Bunlar Gıfaroğulları!" "Bunlar Ka'boğulları!" diyerek cevap veriyordu
Yeri göğü; "Allahü ekber! Allahü ekber!" nidaları dolduruyor, mücahidlerin çokluğu ve silahların parıltıları göz kamaştırıyordu
Ebu Süfyan'ın en çok merak ettiği, Fahr-i Alem efendimizdi O'nun çevresindeki askerlerin geçişini çok merak ediyor, diğerlerinden farklı olacağını tahmin ediyordu
Bu sebeple sık sık; "Bunlar Resuullah'ın birliği midir?" diye sormaktan kendini alamıyordu Nihayet peygamberlerin sultanı, Alemlerin efendisi güneş gibi, nur saçarak devesi Kusva'nın üzerinde göründü
Etrafında Muhacirler ve Ensar bulunuyordu Her biri tepeden tırnağa Davudi zırhlara bürünmüş, Hindi kılıçlar kuşanmış, cins atlara ve develere binmiş olarak geliyorlardı
Ebu Süfyan onları görünce; "Kim bunlar, ya Abbas?" diyerek merakla sordu O da; "ortadaki Resul aleyhisselam, Etrafındakiler de şehid olmak aşkı ile yanan Ensar ve Muhacirlerdir!" dedi
Sevgili Peygamberimiz onların yanından geçerken Ebu Süfyan'a; " Bugün, Allahü teâlânın, Kabe'nin şanını yücelteceği bir gündür Bugün, Beytullah'a örtü örtüleceği gündür! Bugün, merhamet günüdür Bugün, Allahü teâlânın Kureyşlileri (İslâm ile) aziz edeceği bir gündür!" buyurdu
Ebu Süfyan, göreceğini görmüş, işiteceğini de işitmişti; "Ben, Kayser'in de, Kisra'nın da saltanatını gördüm Fakat böyle ihtişamlısını görmedim! Ben, hiçbir zaman bugünkü gibi bir ordu ve cemaat ile karşılaşmadım! Böyle bir orduya hiç kimse karşı koyamaz, onlara güç yetiremez!" diyerek Mekke'nin yolunu tuttu
Hz Ebu Süfyan, Mekke'ye gelip, kendisini merakla bekleyen müşriklere Müslüman olduğunu açıkladıktan sonra;
"Ey Kureyş cemaatı! Muhammed aleyhisselam, karşısında dayanamayacağınız kadar büyük bir ordu ile yanıbaşınıza gelmiş buyunuyor Boş yere kendi kendinizi aldatmayınız? Müslüman olunuz ki, kurtulasınız! Ben sizin görmediklerinizi gördüm! Sayısız bahadırlar, atlar ve silahlar gördüm Hiç kimsenin onlara gücü yetmez! Kim, Ebu Süfyan'ın evine girerse, ona eman verilmiş, öldürülmekten kurtulmuştur! Kim, Beytullah'a sığınırsa, ona eman verilmiştir Kim, evine girip kapısını kapatırsa, ona da eman verilmiştir!" dedi
Bunun üzerine müşriklerin azılılarından bazıları, Ebu Süfyan hazretlerine karşı çıkarak, hakaret ettiler Hatta, İslâm ordusuna karşı çıkmak için, acele hazırlığa başladılar Fakat bunların sayıları çok azdı Diğerleri, bunlara iltifat etmeyip evlerine koştular Bir kısmı da Mescid-i Haram'a sığındılar

 

FataL is online now  
Alt 01-06-2008   #7
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mekke'nin fethi

"Müslüman olma zamanı gelmedi mi"

Medine'den ayrılalı on gün olmuştu Akşam üzeri Mekke'ye iyice yaklaşılmış, yatsı vaktinde Merr-uz-zahran'a gelinmişti Peygamber efendimiz, Eshabına burada durmalarını emir buyurdu
Ayrıca hazret-i Ömer'e vazife verip, her mücahidin ateş yakmasını da emretti Bir anda on binden fazla ateş yanınca, Mekke aydınlığa boğuldu
Hiçbir şeyden haberi olmayan Mekkeli müşrikler, şaşkına döndüler Ne olduğunu anlamak için Ebu Süfyan'ı görevlendirdiler
O da yanına iki kişi alarak İslâm ordusuna doğru gizlene gizlene yaklaştılar Bu sırada sevgili Peygamberimiz, Eshabından bazılarına; "Ebu Süfyan'a gözkulak olunuz Mutlaka onu bulursunuz!" buyurdu
Ebu Süfyan ve yanındakiler, İslâm ordusuna doğru ilerledikçe hayretleri artıyor, dehşete düşüyorlardı
Mekke'nin çevresine ne kadar çok asker birikmişti ve ne kadar çok da ateş yakmışlardı! Onlar, bunları konuşa konuşa, Erak isimli yere geldiler
Bu sırada Peygamber efendimiz, yine; "Ebu Süfyan, şu anda Erak'tadır" buyurdu Eshab-ı kiram, onları araştırmaya koyuldular İçlerinden hazret-i Abbas, onları tanıdı ve Peygamber efendimizin huzuruna götürdü
Yolda Ebu Süfyan, hazret-i Abbas'a; "Haberler nasıldır?" diye sordu O da; "Ey Ebu Süfyan! Sana yazıklar olsun! Resul aleyhisselam, karşı koyamayacağınız bir ordu ile üzerinize geliyor Yemin ederim ki, Kureyşlilerin hali yaman olacak Vay onların başına geleceklere!" dedi
Ebu Süfyan ve yanındakiler, korku ile mücahidlerin arasından geçerek sevgili Peygamberimizin huzur-i şeriflerine geldiler
Kainatın sultanı, onları güzel karşıladı Mekkeliler hakkında bilgi aldı Geç vakitlere kadar konuştuktan sonra, onları İslâm'a davet eyledi Hakim bin Hizam ile Büdeyl, derhal Kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu
Fakat Ebu Süfyan'ın tereddütü devam ediyordu Sabah olunca, merhamet deryası sevgili Peygamberimiz; "Ey Ebu Süfyan! Yazıklar olsun sana! Allahü teâlâdan başka ilah bulunmadığını öğrenme zamanı hala gelmedi mi?" buyurdu
O da; "Anam-babam sana feda olsun! Yumuşak huylulukta ve şereflilikte ve akraba hakkını gözetmekte üstüne yoktur Sana ettiğimiz bu kadar cefadan sonra sen, hala bizi hidayet yoluna davet ediyorsun Ne güzel kerem sahibisin Allah'dan başka ilah olmadığına inandım Eğer olsaydı bana bir faydası olurdu Sen de Allah'ın Resulüsün" diyerek Eshab-ı kiramdan olmakla şereflendi
Hazret-i Abbas; "Ya Resulallah! Ebu Süfyan'a Mekkelilerce itibar kazandıracak bir şey ihsan eder misiniz?" dedi
Peygamber efendimiz, bunu kabul edip; "Kim Ebu Süfyan'ın evine girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir, öldürülmekten kurtulur" buyurdu
Ebu Süfyan hazretleri; "Ya Resulallah! Biraz daha genişletir misiniz?" diye istirhamda bulununca, sevgili Peygamberimiz; "Kim Mescid-i Haram'a girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir! Kim kapısını kapayıp evinde oturursa, ona eman verilmiştir" buyurdu
Resul-i ekrem efendimiz, Ebu Süfyan'ın, İslâm ordusunun heybetini ve çokluğunu görüp, Mekkeli müşriklere bunu anlatması için hazret-i Abbas'a; "Onu, vadinin daraldığı, atların sıkışa sıkışa geçtiği dağ boğazına ilet Müslümanların, Allahü teâlânın ordusunun ihtişamını görsün" buyurdu


 

FataL is online now  
Alt 01-06-2008   #8
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mekke'nin fethi

"Onları, görmez ve işitmez eyle!"

Eshab-ı kiram, Efendimizin emri üzerine cihad için hazırlığa başladılar Fakat nereye sefer yapılacağını bilmiyorlardı Peygamber efendimiz, ayrıca çevredeki Müslüman kabilelerden Eslem, Eşca, Cüheyne, Husayn, Gıfar, Müzeyne, Süleyman, Damra ve Huzaaoğullarına haber gönderdi; "Allahü teâlâya ve ahıret gününe iman edenler, Ramazan-ı şerifin başında Medine'de bulunsunlar" buyurarak onları harbe katılmaya davet etti
Habibullah efendimiz, bir tedbir olarak, Mekke'ye giden yolları tutup, irtibatı kesmek üzere, hazret-i Ömer'e vazife verdi Hazret-i Ömer, derhal dağ yollarına, geçitlere ve diğeryol başlarına nöbetçiler dikip; "Mekke'ye gitmek isteyen herkesi geri çevireceksiniz!" emrini verdi
Sevgili Peygamberimiz, bu işin gizlice yürütülmesi için; "Ya Rabbi! Yurtlarına ansızın varıp, kavuşuncaya kadar, Kureyşlilerin casus ve habercilerini tut, görmez ve işitmez eyle Bizi ansızın görüp işitsinler" diyerek Allahü teâlâya dua etdi
Peygamber efendimiz, kuzeydeki müşrikler veya Bizanslılar üzerine yürünecek intibaını vermek için de, Ebu Katade hazretlerini askeri bir birlik ile kuzeye, İzam vadisine doğru gönderdi
Bu arada Medine'deki hazırlıkları, Mekkeli müşriklere bildirmek üzere gönderilen bir mektubu, sevgili Peygamberimiz bir mucize olarak haber verdi Hazret-i Ali'yi göndererek yakalattı
Ramazan ayının ikinci gününe kadar, çevre kabilelerden yardım gelmiş, Ebu İnebe kuyusu başındaki karargahda toplanılmıştı Eshab-ı kiramın sayısı on iki bine ulaşmıştı Bunlardan dört bini Ensar, yedi yüzü Muhacir, geri kalanı da çevredeki Müslüman kabilelerdendi
Sevgili Peygamberimiz, Medine'ye vekil olarak, Abdullah bin Ümmi Mektum hazretlerini bıraktı Zübeyr bin Avvam hazretlerini de iki yüz kişilik bir süvari birliğinin başında keşif kolu olarak ileri gönderdi
Nihayet Alemlerin efendisi, gönülleri Allahü teâlâ ve Resulünün muhabbetiyle dolu olan on iki bin kişilik muazzam ordusunun başında olduğu halde, Allahü teâlânın ismi ile yola çıktılar
Bundan sekiz sene önce, ayrıldıkları yurtlarına, Mekke'ye gidiyorlardı Puthane haline çevrilen muazzam Kabe'yi putlardan temizlemeye gidiyorlardı
İnatlarından bir türlü vaz geçmek istemeyen müşriklere, hak, adalet ve merhamet göstermeye gidiyorlardı Allahü teâlânın dinini yaymaya, oradakilerin ebedi Cehennem azabından kurulmalarına vesile olmaya gidiyorlardı
Aman ya Rabbi! Bu ne büyük merhametti!
İslâm ordusu Zü'l-huleyfe'ye geldiği sırada, Mekke'den ailesi ile birlikte hicret eden Peygamber efendimizin amcası hazret-i Abbas ile karşılaştı
Sevgili Peygamberimiz, amcasının geldiğine çok sevindi ve; "Ey Abbas! Ben Peygamberlerin sonuncusu olduğum gibi, sen de, Muhacirlerin sonuncusun" buyurarak gönülünü aldı
Hazret-i Abbas'ın ağırlıklarını Medine'ye gönderdi Hz Abbas , Peygamber efendimizin yanında kalıp, Mekke'nin fethine katıldı
Resul-i ekrem efendimiz, Mekke'nin yakınında bulunan Kudeyd'e geldiğinde, şanlı Eshabına harp düzeni aldırdı
Her bir kabileye ayrı ayrı sancaklar ve bayraklar verdi Onları, her kabilenin bayrakdar ve sancakdarına teslim etti


 

FataL is online now  
Alt 01-06-2008   #9
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mekke'nin fethi



"Geldiği gibi geri döner!"

Kureyşliler, Efendimizin mektuptaki tekliflerini ve gösterdikleri merhameti anlayamadılar "Hem ittifakımızı kesmeyiz, hem de diyeti ödemeyiz! Ancak harbedebiliriz" diye haber gönderdiler
Fakat, böyle yaptıklarına bin defa pişman olup, korkularından antlaşmayı yenilemek üzere Ebu Süfyan'ı Medine'ye doğru hemen yola çıkardılar
Daha Ebu Süfyan Medine'ye gelmeden, sevgili Peygamberimiz, onun geleceğini Eshab-ı kiramına bildirdi ve; "Şöyle anlarım ki, Ebu Süfyan, barışı yenileyip, müddetini de uzatmak üzere geliyor Lakin, muradı hasıl olmayıp geldiği gibi geri döner!" buyurdu
Henüz Müslüman olmayan Ebu Süfyan, Medine-i münevvereye geldi Kızı ve Peygamber efendimizin mübarek hanımı, müminlerin annesi olan Ümmü Habibe'nin evine gitti
Sevgili Peygamberimizin döşeği üzerine oturmak istedi Hazret-i Ümmü Habibe validemiz, oturmadan yetişip döşeği kaldırdı Babası buna çok üzülüp; "Ey kızım! Bu döşeği benden mi esirgiyorsun?" diyerek hayretini belirtince, Resulullah'ın muhabbetini her şeyin üzerinde tutan mü'minlerin annesi hazret-i Ümmü Habibe, babasına; "Bu döşek, Allahü teâlânın Resulünün döşeğidir Ona müşrikler oturamaz! Sen, müşriksin! Bu döşek üzerine oturman, asla layık değildir!" diye cevap verdi
Babası; "Ey kızım! Evimden ayrılalı sana birşeyler olmuş!" deyince, o da; "Elhamdülill