Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Siyer

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et
Alt 01-06-2008   #1
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart Mucizeleri..



Dört gündür açım!"

Resulullah efendimiz, bir gün kızı hazret-i Fatıma'nın evine uğrayıp durumlarını sordu Hz Fatıma ; "Babacığım! Üç günden ber yavrularımla bir şey yiyip içmedik Açlığa sabrediyoruz Benim ki mühim değil Fakat Hasen ve Hüseyn'in durumu beni çok üzüyor" diye cevap verdi
Bunun üzerine Server-i alem efendimiz; "Ey Fatıma! Canım kızım! Sen üç günden beri açsın Ben ise dört gündür acım" buyurdular Mübarek torunları Hz Hasen ve Hüseyn'in aç olmalarına çok üzüldüler
Hz Ali çalışıp kazanarak mübarek torunlara bir şeyler almak ve onları doyurmak için yola çıktı Medine'den dışarı çıktıkları sırada bir kuyu başında develerini sulamaya çalışan bir köylü gördüler
Yanına yaklaşıp; "Ey arabi! Develerini ücretle sulatmak için birisine ihtiyacın var mı?" buyurdular Köylü, "Evet Ben de böyle birini arıyordum İstersen gel, develerimi sula! Çektiğin her kova için üç hurma veririm" dedi
Hz Ali kabul buyurup suyu çekmeğe başladı Dokuz kova çıkarmıştı ki, kovanın ipi birden kopuverdi ve kova kuyunun içinde kaldı Bunu gören köylü, hiddetle yerinden kalkıp, Hz Ali 'nin yüzüne eliyle vurmak talihsizliğinden bulundu
Sonra sekiz kova suyun karşılığında yirmi dört hurma verdi Buna oldukça üzülen Hz Ali ellerini kuyuya uzattı İçindeki kovayı alıp kuyunun başına koydu ve oradan ayrıldı
Köylü hayretinden dona kalmıştı! Eli bu kadar derin kuyunun dibine nasıl yetişmişti?! Yoksa, bu zat, geleceği bildirilen dinin bir mensubu mu idi? Bu düşünceler içinde hayrete düşen köylü; "Onun, Peygamberi,hak peygamberdir İnandım!" dedi
Biraz önce gösterdiği cür'ete, işlediği büyük cinayete pişman oldu "Böyle bir kimseye kalkan eller kesilmeli, kemikleri kırılmalıdır" diyerek bir eline kılıcını alıp, bileğine hızla indirdi İstediği olmuştu
Pek büyük bir acı duymuştu ama, artık kalbi rahattı Kesilen elini diğer eline alıp, doğru Mescid-i Nebi'ye geldi Eshab-ı kiramdan, Peygamberlerinin nerede olduğunu sordu Kerimesine gittiğini bildirdiler Hazret-i Fatıma'nın evini öğrenip gitti:
O sırada Peygamber efendimiz, torunları hazret-i Hasen ve hazret-i Hüseyn'i mübarek dizlerine oturtmuş getirdiği hurmaları yediriyordu
Köylü, yaptığı hatanın büyüklüğünü düşündükçe çıldıracak gibi oluyor, gözlerinden çeşme gibi yaşlar döküyordu
Bu hal üzere hazret-i Fatıma'nın evine geldi ve kapıyı çaldı İçerden Alemlerin Efendisi nur saçarak bir güneş gibi dışarı çıktılar Köylü, Efendimizi görür görmez, "İnandım, sen Allah'ın Resulüsün! Yaptığıma pişman oldum, beni affet ya Resulallah!" diyerek yalvardı
Sevgili Peygamberimiz; "Elini niçin kestin?" diye sorunca; "Sana inanmış mübarek yüze vuran bu eli taşımaktan haya ettiğim için! Canım sana feda olsun ya Resulallah!" dedi
Merhamet deryası sevgili Peygamberimiz, köylünün elinden, kopuk eli alıp "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek, kanlar akan bileğine bitiştirdi El, Allahü teâlânın izniyle, Peygamber efendimizin bir mucizesi olarak eski haline geldi Allahü teâlâ herşeye kadirdir, herşeye gücü yeter


 

FataL is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 01-06-2008   #2
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mucizeleri..

Ömrü boyunca titredi

Resulullah efendimiz bir gün Hakem bin Ebul Asın yanından geçti Hakem, Resulullahın arkasından vücudunu, elini, kolunu oynatarak alay etti
Resulullah Onun bu halini nübüvvet nuruyla gördü ve "O şekilde kalasın" buyurdu O anda Hakem bin Ebul Asın vücudunu bir titreme aldı ve ömrünün sonuna kadar o titremeden kurtulamadı
* * *
Resulullah efendimiz cinnilerin de peygamberi idi Onları da tebliğ de bulunurdu Bir gece teheccüd ile meşgul olup Kur'an-ı kerim okuken, Nusaybin cinlerinden yedi cin oraya uğradılar Resulullahın okuduğu Kur'an-ı kerim ayetlerini işittiler
Bir müddet sonra Nusaybin cinlerinden kalabalık bir toplulukla gelip Mekkenin yukarısına indiler Onlardan birisi, Resulullahın huzuruna geldi Resulullah eshabı ile oturuyordu Eshab-ı kirama kalbinde zerre kadar korku bulunmayan kim benimle gelir buyurdu Abdüllah bin Mes'ud ayağa kalktı ve Resulullahın hurma nebiziyle dolu olan matarasını su dolu zan ederek aldı
Birlikde Mekkenin yukarısına gittiler Resulullah bir çizgi çizip: Ey Abdüllah, bu çizginin içinden dışarı çıkma ve hiçbir şöyden korkma buyurdu Abdüllah ibni Mes'ud şöyle anlatmıştır:
O çizginin içinde oturdum Uzakda bir topluluk vardı Resulullah onlara yaklaşınca ayağa kalktılar, hürmet gösterdiler Resulullah sabaha kadar onların arasında kaldı Sonra benim yanıma geldi ve çok bekledin ya Abdüllah buyurdu Nasıl beklemiyeyim ki ya Resulallah Dünya ve ahıret saadeti senin emrine uymağa bağlıdır, dedim
Sonra o kalabalık arasından iki kişi Resulullahın yanına geldi Resulullah onlara, "Niçin geldiniz ki, sizin işinizi hallettim," buyurdu
Dediler ki, ya Resulallah! Sabah namazını seninle birlikte kılmak istiyoruz, onun için geldik Bunun üzerine Resulullah bana yanında su var mı buyurdu Getirdiler onunla abdest aldı
Onlar kimlerdir diye sordum Nusaybin cinleridirler Müslüman oldular Bazı ihtilafları vardı Hallettim Kendilerine yiyecek ta'yin edilmesini istediler Kemikleri kendileri için, tezeği de hayvanları için yiyecek olarak bildirdim, buyurdu
Bu hadiseden sonra kemikle ve tezek ile taharetlenmeyi yasakladı
* * *
Abdüllah ibni Mes'ud hazretleri anlatır: Bir gece Resulullah elimden tutup, beni Mekkenin bir vadisine götürdü Beni bir yere oturtdu Kendisi uykuya daldı Birden bire beyaz elbiseli bazı kimseler geldi O kadar güzel idiler ki, anlatılamaz Dediler ki: Gözleri uykuda iken, kalbimin uyanık olması hali, bu peygamberden başka hiçbir kimseye verilmemiştir Bu peygamberin da'vetini kabul etmek, bir saray yapdırıp, çok güzel yemekler hazırlatan ve herkesi da'vet eden padişahın da'vetini kabul etmeye benzer Da'veti kabul edip, ziyafetden yiyip içenler sultana yakın ve kıymetli oldular Kabul etmeyenleri ise azarlayıp cezalandırır Bunları konuştukdan sonra gittiler Resulullah uyandı Buyurdu ki: Onlar melekler idiler Söyledikleri misal şu idi: Allahü teâlâ Cenneti yarattı İnsanları ona da'vet eidi Bu da'veti kabul edenler Cennet ni'metlerine kavuşurlar ve Allahü teâlâ katında kıymetli olurlar Daveti kabul etmeyenler ceza ve azap görürler

 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #3
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mucizeleri..

"Böyle güzel bir yüz görmemiştim"

Zübab bin Haris hazretleri anlatır:
Caliyyet zamanında bir putum vardı, ona tapardım Cinden de bir dostum vardı Arablar arasındaki hadiseleri bana haber verirdi Bir gün o putun önünde uyumuştum Aniden cin dostum geldi ve bana,
- Ey Zübab! Ey Zübab, dinle hayret verici haberi! Muhammed "aleyhisselam" bir kitabla peygamber olarak gönderildi Mekkede insanları da'vet ediyor Da'vetini kabul etmiyorlar O doğru sözlüyor, yalan söylemiyor, dedi
Bu sözleri işitince hayret ettim Kavmime haber vereyim diye dışarı çıktım O sırada aniden bir kimse geldi ve Muhammed aleyhisselamın peygamberliği ile alakalı haberi getirdi Tapmakta olduğum putu kırdım Bir deveye binip, Resulullahın huzuruna gitmek üzere yola çıktım Huzuruna varıp mubarek yüzünü gördüm O zamana kadar ömrümde böyle güzel bir yüz görmemiştim Mubarek yüzünde nur saçılıyordu Yanına yaklaşdım Bana, "Niçin, geldin, ya Zübab!" buyurdu Ne emir buyurursanız tutayım diye geldim, dedim
Bana memleketimde kırdığım putumdan ve cinnimden haber verdi Putu kırdığım ve cinnin bana haber getirdiği günü söyledi Ben "Eşhedü enneke Resulullah" (şehadet ederim sen Allahın resulüsün) dedim Önce Eşhedü en la ilahe illallah de sonra Eşhedü enneke Resulullah de buyurdu
* * *
Mazin bin el-adube şöyle anlatır:
Kavmimizin bir putu vardı Herkes ona tapardı Bir gün o putun önünde bir kurban kestim Putun içinden: "Ey Mazin! Beni dinle, memnun kalırsın Hak zuhur etti, açığa çıkdı Şer kayboldu Allahü teâlâ bir Peygamber ile dinini gönderdi Taşları, yontulan putları terket ki, Cehennem ateşinden kurtulasın"
Bu sesten korktum Kendi kendime büyük bir iş olacak dedim Birkaç gün sonra o putun önünde bir kurban daha kesdim Yine putun içinden bir ses geldi Şöyle diyordu:
"Bana gel de herkesin bildiği şeyleri duyasın Bir Peygamber vahy ile gönderildi Yakacağı taş olan Cehennem ateşinden kurtulmak için Ona iman et"
Kendi kendime bu beni ikaz eden bir haberdir, dedim Aradan günler geçti Bir gün bize bir kimse geldi O kimseden haber sordum Dedi ki, "Mekkede Kureyş kabilesinden bir zat Peygamber olduğunu söylüyor, ismi Ahmeddir Her kime rastlasam Allahü teâlânın da'vetcisine iman ediniz diyor," dedi Kendi kendime putun içinden işittiğim haber budur dedim Kalkıp putu parçaladım
Mekkeye gitmek üzere yola çıktım Resulullahın huzuruna varıp Müslüman olmakla şereflendim Ben gece gündüz nefsinin arzuları peşinde koşan, şarab içen fahişe kadınlarla düşüp kalkan bir kimse idim Nice seneler kıtlık ve zillet, şiddetli sıkıntı içinde yaşardım Mallarım hep helak olurdu Oğlum olmazdı Resulullahdan bu kötülüklerden soğuyup uzaklaşmam için dua istedim Benim için şöyle dua etti:
"Allahım! Onu kötü işlerden kurtarıp, Kur'an-ı kerim okuyucu eyle Haramla meşguliyyetini halal ile meşguliyyete çevir Ona şerab yerine halal içecekler nasib eyle Fuhşdan kurtar, iffet nasib eyle Nefsine uymakdan kurtar, haya ihsan et ve ona salih bir evlad ver"
Allahü teâlâ benim için yapılan bu duaları kabul buyurdu
Bu kimse bir mescid yaptırdı ve o mescidde ibadet ederdi Zulme uğrayan her kim o mescidde üç gün ibadet yapıp, kendine zulmeden zalime beddua eylese o zalim kısa zamanda helak olurdu veya baras hastalığına yakalanırdı O mescide Muberris denirdi


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #4
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mucizeleri..

Her derde deva olan ağaç

Ümmü Ma'bed anlatır: Resulullah efendimiz çadırıma uğradı Gece çadırımda istirahat edip, uyudu Uyanınca su istedi Mubarek ellerini yıkadı ve ağzını çalkalayıp, suyunu çadırımın yanında bulunan bir dikenin dibine döktü
Sabahleyin baktık ki, oradan büyük bir ağaç yetişmiş Kocaman meyveler vermişti Meyvelerin kokusu anber gibi, tadı şeker gibi idi O meyveleri aç kimse yese doyar, susuz kimse yise suya kanar, hasta olan yise sıhhate kavuşurdu Üzüntülü kimse yise neş'elenirdi O ağacın yaprağından yiyen deve ve koyunlar hesabsız süt verirdi Her derde deva idi Biz o ağacın adını "mubarek ağaç" koymuştuk
Çevredeki kabileler hastaları için onun meyvelerinden istemeye gelirlerdi Bir seher vaktinde o ağacı yemişleri dökülmüş, yaprakları küçülmüş bir halde gördüm Çok korktum ve üzüldüm
Sonra Resulullahın vefat haberi geldi Bu hadiseden sonra, aradan otuz sene geçti Yine bir sabah vakti dışarı çıkıp bakdım ki, o ağaç kökünden budaklarına kadar diken halini almış, meyveleri yere dökülmüştü Hazret-i Alinin şehid edildiği haberini işittik
Bu hadiseden sonra o ağaç artık meyve vermedi Fakat yapraklarından faydalanıyorduk Bir gün baktım ki ağacın içinden halis kan akıyordu Yaprakları solmuştu Üzüntülü bir halde otururken, hazret-i Hüseyn şehid edildi diye haber getirdiler Ondan sonra o ağaç kökünden kurudu ve belirsiz oldu
* * *
Resulullah efendimiz hicret sırasında Ümmü Ma'bedin çadırına ulaştığında, müşrikler ne tarafa gittiğini bilemediler O gün Ebu Kubeys dağının üzerinden bir ses işitdiler Bazı beytler okudu Fakat sesin sahibini göremiyorlardı O beytlerde şöyle diyordu:
Allahü teâlâ onlara bol iyilikler versin,
Çadırına vardılar, Ümmi Ma'bedin!
İkisi hicret ettiler, Hak olan emr ile,
Muhakkak felaha erer, arkadaşı Muhammedin "aleyhisselam"!
Bu beytleri işitince Mekkeli müşrikler Resulullahın Medine tarafına gitmiş olduğunu anladılar


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #5
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mucizeleri..

"Vefatın Merv şehrinde olacak!"

Resulullah efendimiz Allahın bildirmesiyle gelecekten de haber verirdi Hicret sırasında Resulullah efendimiz yolda iken, Büreyde-i Eslemi, kabilesinden yetmiş kişiyle Resulullahın önüne çıktı Resulullah onu görünce, adı ile çağırdı
Büreyde-i Eslemi, Resulullaha siz kimsiniz diye sorunca, ben Muhammed bin Abdüllahım ve Allahü teâlânın Resulüyüm, buyurdu Bunun üzerine Büreyde-i Eslemi hemen "Eşhedü en la ilahe illallah ve enneke abdühü ve resulühü" diyerek müsliman oldu Yanındaki yetmiş kişi de iman etmekle şereflendiler
Resulullah, ile beraber yola devam etdiler Medineye bir menzil mesafede bir yerde gecelediler Sabahleyin, Büreyde-i Eslemi: Ya Resulallah! Medineye bayraksız girmemiz olmaz diyerek, sarığını çıkarıp bir mızrağın ucuna bağladı Resulullahın önünde tutarak yürüdü Böylece Medineye girdiler
Resulullah buyurdu ki: "Ey Büreyde! Benden sonra Horasan şehirlerinden Zülkarneynin kurduğu Merv şehrine gideceksin Vefatın da orada olacaktır Kıyamet gününde şark ehlinin önderi olacaksın"
Resulullahın buyurduğu gibi oldu Büreyde bir savaşda Merv şehrine gitti ve orada vefat etdi Hadis alimleri demişlerdir ki, şehirler hakkında varid olan hadis-i şeriflerden en sıhhatli hadis, Büreyde hadisidir Büreydenin kabri, Hakim ibni Amr Gaffarinin kabrinin yanındadır
Hakim ibni Amr Gaffari Resulullahın Eshabındandır Merve emir ve kadi olmuşdur Hicretin ellinci senesinde vefat etmişdir Büreyde ise hicretin altmışıncı senesinde vefat etti
* * *
Ammar bin Huzeyme şöyle anlatmışdır: Evs ve Hazrec kabileleri arasında Ebu Amirden daha ziyade Resulullahı medh eden yoktu Çünkü, yehudiler arasında çok bulunmuş ve onlardan Resulullahın sıfatlarını işitmişdi O Peygamberin hicret edeceği yer Medinedir diye söylemişlerdi
Ayrıca din aramak için Şama gitmişti Orada da yehudilerden ve nasranilerden Resulullahın vasflarını, şeklini ve şemailini işitmişdi Sonunda Medineye dönüp orada yerleşti Daima millet-i hanif üzere olduğunu iddia ederdi Resulullahın gönderilmesini bekledi Nihayet Resulullaha Mekkede peygamberliği bildirilince bunu işitti Fakat Mekkeye gitmedi Resulullah Medineye hicret edince de Ebu Amirin içine bir hased ve nifak düştü
Resulullahın yanına gidip, Ey Muhammed! Ne ile Peygamber oldun dedi Din-i hanif üzere buyurunca, sen bu dine birşeyler karıştırmışsın, dedi Resulullah bu dini apaçık ve tertemiz getirdim Yehudi ve nasrani alimlerinin benim vasflarım hakkında sana bildirdikleri nereye gitti, buyurdu
Ebu Amir, o sen değilsin, dedi Resulullah, "Yalan söylüyorsun "deyince de, yalan söyleyen memleketinden sürülüp garib ölsün, dedi
Bu sözleriyle Resulullahın Mekkeden Medineye gelmiş olmasını kast ediyordu Bunun üzerine Resulullah, "Kim yalan söylüyorsa öyle olsun," buyurdu
Sonra Ebu Amir Mekkeye gidip müşriklere tabi' oldu Mekke fethedilince Taife kaçtı Taif halkı müsliman olunca da Şama gitti Orada vatanından sürülmüş ve yalnız bir halde, ölüp gitti


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #6
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mucizeleri..

"Cahillik ve inad yoluna gitmeyiniz!"

İslâmiyyetten önce Şamda İbni Heyyaban adında bir yehudi vardı Bu yehudi Medineye gelip yerleşti Beni Kureyza kabilesinin arasında kalırdı O kabileden biri şöyle demiştir:
Asla onun gibi edeb ve şartlarını gözeterek namaz kılan kimse görmedim Ne zaman kıtlık olsa yağmur duası için onun yanına giderdik Bize sadaka vermemizi söylerdi Sadakadan sonra dua ederdi Biz henüz yanından ayrılmadan yağmur yağmağa başlardı
Vefatı yaklaşıp yakında öleceğini anlayınca, bize vasıyyet ederek şöyle dedi "Ey yehudi cema'ati! Biliyor musunuz ben niçin ni'meti bol olan Şamı terk edip de, kıtlık bulunan bu Medine şehrine gelip, burayı kendime vatan edindim!
Ben buraya şu sebeple geldim İlahi kitablarda okudum ve anladım ki, ahır zaman peygamberinin gelmesi yaklaşmıştır Bu şehir Onun hicret yeri olacaktır Dini burada kuvvet bulacakdır Ümmid ediyordum ki, Ona hizmetle ve tabi' olmakla şerefleneyim Ona iman ederek dalaletten hidayete kavuşayım Fakat kesin olarak anladım ki, fırsat elvermedi! Ömrüm o zamana yetmedi! Sakın, sakın! gaflet etmeyiniz! Cahillik ve inad yoluna gitmeyiniz O Peygamberin zuhuru zamanı yaklaşdı Ona iman etmekte yarışanlardan olmağa çalışınız Ona iman edip tabi' olarak, hidayete erip, dalaletden kurtulunuz"
Zaman geldi Resulullah, Beni Kureyza kabilesini kuşattı Aralarından İbni Heyyebanın vasıyyetini işitenler: Ey Kureyza oğulları Bu İbni Heyyebanın haber verdiği peygamberdir dediler Diğerleri bu o değildir, dediler Fakat onlar vallahi Odur diyerek hemen kal'adan aşağı inip iman ettiler Canlarını, mallarını ve ailelerini kurtardılar
* * *
Ukaşe bin Mıhsan, Bedir gazasında düşmanla çarpışırken kılıcı iki parçaya ayrıldı Resulullah onun eline bir ağaç dalı verdi ve bununla savaş buyurdu Ağaç dalını eline alıp sallamaya başlayınca, iyi bir kılıç halini aldı Bütün savaşlarda o kılıç ile savaştı O kılıcı mürtedlerle yapılan savaşda şehid düştüğü güne kadar kullandı O kılıca Avn (ilahi yardım) adını vermişlerdi
* * *
Bedir savaşında, Katade bin Nu'manın, gözüne bir nesne dokundu ve büyük yara aldı Gözü yüzü üzerine sarktı Kavmi onu keselim, fakat önce Resulullaha sorup, istişare edelim dediler Resulullah Katadeyi huzuruna çağırdı Yanağına sarkmış olan gözünü yerine yerleşdirdi ve mubarek eliyle sıvazladı ve gözü iyileşti Öyle ki hangi gözü çıkmışdı bilemediler
* * *
Saib bin Hubeys, Emir-ül mü'minin Ömer bin Hattab zamanında şöyle anlatmıştır: Vallahi beni Bedir gazasında kimse esir etmedi Fakat Kureyş müşrikleri ile birlikde ben de kaçıyordum Beyaz tenli, uzun boylu bir kimse, gösterişli bir ata binmiş, havada üzerimden yetişti ve beni tutup bağladı Abdürrahman bin Avf gelip beni bağlı buldu Bunu kim bağladı diye bağırarak sordu Hiç kimse cevab vermedi Sonra beni Resulullahın huzuruna götürdü Resulullah bana, "Seni kim tuttu, ey Ebu Hubeys," dedi
Durumu bildirmek istemediğim için "Bilmiyorum," dedim Bunun üzerine Resulullah "Seni meleklerden bir melek tuttu," buyurdu Sonra Abdürrahman bin Avfa esirini al götür buyurdu O söz hiç hatırımdan çıkmadı Fakat müsliman olmam gecikti, sonunda Müslüman oldum


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #7
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mucizeleri..

"Sen beni öldürmek için geldin!"

Bedir savaşından sonra, Umeyr bin Vehb el-Cühami, Safvan bin Ümeyye ile bir gün Bedir savaşında tesir düşmüştü Safvan, "İşimiz karıştı" dedi Umeyr bin Vehb de "Doğru söylüyorsun, bundan sonra yaşamanın tadı kalmadı Eğer borçlarım olmasaydı ve çoluk çocuğumun perişan olmasından korkmasaydım, Muhammedi öldürmek için Medineye giderdim Çünkü, Muhammed Medine pazarında yalnız başına dolaşıyormuş ve herkesle konuşuyormuş Ayrıca oğlum orada esir olduğu için bir behanem de var"dedi
Bunun üzerine Safvan, "Borçlarını ben ödeyeyim Çoluk çocuğunun geçimini de üzerime alayım Yeter ki sen bu işi yap" dedi Böylece anlaştılar
Safvan, Umeyrin yol hazırlığını yaptı Kılıcını da bileyip, zehrli su verdi Umeyr, bu sır aramızda kalsın Sakın kimse farkına varmasın diye tenbih ettikten sonra, Medineye gitmek üzere yola çıktı
Medineye varınca, mescidin önünde hayvanından inip, bineğini bağlayıp, kılıcını kuşandı Resulullahın yanına gitmek üzere yürüdü O sırada Emir-ül mü'minin Ömer bin Hattab bir cemaat ile birlikte oturuyordu
Ümeyri görür görmez, bu köpeği tutunuz! O Allahın düşmanıdır Bedir savaşında kavmini bizimle savaşmağa teşvik ediyordu Bizim ordumuzun az olduğunu kavmine haber veriyordu, dedi
Bunun üzerine onu yakaladılar Hazret-i Ömer, Resulullahın huzuruna gidip, durumu arz etti Resulullah "Onu getiriniz!" buyurdu Hazret-i Ömer bir eliyle Umeyr'in kılıcının bağını boynuna takıp bağladı ve sıkıca tuttu Bir eliyle de kılıcın kabzasından tuttu
Böylece Resulullahın huzuruna götürdü Ensardan bazılarına da, Resulullahın önünde oturun ve bunun saldırmasını engelleyin, dedi Resulullah bu durumu görünce,"Ey Ömer onu salıver!" buyurdu
Sonra, "Yaklaş Ey Umeyr! Niçin geldin" dedi "Oğlum esir olmuştu, onun için geldim" dedi
Resulullah, "Doğru söyle, doğruyu söylemedikçe kurtulamazsın" buyurdu O yine esir oğlu için geldiğini söyledi Bunun üzerine Resulullah, " Safvan bin Ümeyye ile oturup, Bedir savaşının hezimetini konuşmadınız mı? O senin borcunu ve ailenin geçimini üzerine alıp, sen de beni katl etmek için gelmedin mi! Sen beni öldürmek için geldin! Fakat Allahü teâlâ seni maksadına kavuşturmadı" buyurdu
Umeyr bunları işitince hakikati anladı ve, sen Allahü teâlânın Resulüsün Şimdiye kadar cahilliğimden seni inkar etmişim Zira bu işi benden ve Safvandan başka hiç kimse bilmiyordu Bunu sana ancak Allahü teâlâ haber verdi ve beni müsliman olmakla şereflendirdi, diyerek Müslüman oldu
Mekkeye döndükten sonra, pekçok kimse onun vasıtasıyla Müslüman olmakla şereflendi
Haris bin Ebi Dırar, Bedir savaşında esir düşen yakınlarını fidye karşılığında kurtarmak için birkaç deve ve başka mallar alıp, Medineye geldi Yolda develeri bir yere sakladı ve eli boş bir halde, Resulullahın huzuruna çıktı "Fidye olarak ne getirdin?" buyurdu "Hiç bir şey getirmedim" dedi "Falan yere sakladığın develer ve mallar ne oldu?" deyince, Haris hemen kelime-i şehadeti söyleyerek Müslüman oldu Çünkü, develeri ve malları sakladığını kendisinden başka kimse bilmiyordu Benim yanımda kimse yoktu ve benden önce de kimse gelmedi, dedi

 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #8
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mucizeleri..

"Üzülme Allah bizimledir!"

Peygamber efendimizin mucizelerinden biri de mübarek ağız suyunun şifa vermesi idi Mesela, Resulullah efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir'le çıkıp, bir miktar yürüyüp, mübarek ayakları şiştikte, Ebu Bekir götürüp, Mekke'ye üç mil yerde bulunan ve tepesinden deniz görünen Sevr dağında bir mağaraya vardıklarında, Hazret-i Ebu Bekir önceden girip, taş yarıklarından bazı hayvanlar Resulullaha zarar vermesin diye, karanlıkta eliyle yoklayıp, parmaklarını ve ayağını ve bir ökçesini deliklere soktu
Resulullah girince, onun dizine yatıp uyudu Hazret-i Ebu Bekir'in ayağını yılan sokup, şişti Gözünden yaş damladı Resulullah uyandı Niçin bana haber vermedin buyurdu Sizi uyandırmağa kıyamadım deyince, Resulullah: "Ya Rabbi, Ebu Bekir'i Cennet derecelerinde benimle birlikte bulundur" diye dua etti Ağrıyan yerine, mübarek ağzının suyunu sürdü, hemen şifa buldu
Yine aynı mağarada şu mucize gerçekleşti: Resulullah efendimiz orayı şereflendirince, hemen mağaranın ağzı önünde bir mugilan ağacı bitti Örümcek de kat kat ağlar kurdu İki yaban güvercini de gelip, yuva yapıp, yumurtladı
Sabah olunca, müşrikler Resulullah'ı kaçırdıklarına çok üzülüp, Mekke'nin etrafını arayıp, iz ilminde mahir bir adamla gezerlerken, iz görüp, mağaraya kadar geldiler Vallahi Muhammed bu mağarayı geçmemiştir deyince, niceleri girmek istediklerinde, bazıları, şu örümcek ağları, Muhammed dünyaya gelmeden önce kurulmuştur; mağaraya girseydi, bunlar bozulurdu deyip, ümit kesip gittiler
Müşrikler içeri girmek istediklerinde, Hazret-i Ebu Bekir üzülüp, Resulullah: "Üzülme, muhakkak ki, Allah bizimledir" buyurdu
O da, "Ya Resulallah, kafirler, ayakları altına baksalar, bizi görürler; ben kendim için değil, sizin için üzülüyorum Ben ölsem, dünyadan bir kişi gitmiş olur, siz öldürülürseniz, bütün ümmet helak olur" dedikte, Resulullah: "Ey Eba Bekir, o iki kişinin üçüncüleri Allah'dır" buyurdu
Bugün bile, Kabe'nin hareminde sürüler halinde olup, kimsenin dokunmadığı güvrecinlerin, o iki güvercinin neslinden olduğu
Yine mağarada, hazret-i Ebu Bekir çok susadı ve Resulullaha bunu arz etti "Mağara ağzına git, iç" buyurdu Gittikte, baldan tatlı, miskten güzel kokulu su içip geldi
Resulullah: "Ey Eba Bekir, sana müjde vereyim mi?" buyurunca, buyur, ya Resulallah dedi "Allahü teâlâ, Cennet nehirlerine müvekkel olan meleğe, Firdevs Cenneti'nden bir kanal yarıp, mağaranın ağzına akıt, Ebu Bekir kulum ondan su içsin diye emretti" buyurdu
"Ya Resulallah, benim Allah katında böyle bir mertebem var mıdır" diye arz etti "Evet, bundan daha üstün merteben var Beni hak peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, seni sevmeyen Cennet'e giremez; yetmiş peygamber kadar ameli olsa da" buyurdu
* * *
Resulullah efendimiz başka yerlerde olan hadiseleri de Cenab-ı Hakkın haber vermesiyle bilirdi
Müreysi gazadan dönüşte, bir gece konakladıkları yerde büyük bir rüzgar esti Müslümanlar korkunca, Resulullah: "Korkmayınız! Medine'deki müşriklerin bir büyüğünün ölümü için esti" buyurdu
"Kimdir?" dediler "Rıfa'a bin Zeyd bin Sabit'tir" buyurdu Medine'ye geldiklerinde gerçekten o gece, Yahudilerin ve münafıkların namlılarından Rifa'a'yı ölmüş buldular

 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #9
Profil Bilgileri
Reklam
www.mumsema.com
Standart --->: Mucizeleri..

"Kur'anı kerimi sadece Resulullah anladı!"

Resulullaha gönderilen, Kur'an-ı kerimin mu'cize olması yönlerinden biri de şudur: Onu okuyan ve dinleyen, okumaktan ve dinlemekden asla usanmaz Ne kadar çok okursa ve dinlerse, okudukca ve dinledikce muhabbeti ve tat alması artar
Halbuki, insanların sözleri ne kadar edebi, fasih ve belig olursa olsun, birkaç defa okunup dinlendikden sonra tat alınmaz olur ve usanç ve sıkıntı vermeğe başlar
Kur'an-ı kerimin bir mu'cize yönü de, ihtiva ettiği ilim ve manaların çok derin olmasıdır Arab dili kaidelerine göre ve arab lisanıyla nazil olduğu halde, temamını arablar ve hiç kimse anlayamaz Ondaki ilmleri ve ma'rifetleri, Resulullah peygamberliği bildirildikden ve Kur'an-ı kerim nazil oldukdan sonra bilmiş ve anlamıştır
Mesela hazret- i Ömer, bir yerden geçerken, Resulullahın, Ebu Bekir-i Sıddika birşey anlattığını gördü Yanlarına gidip dinledi Sonra, başkaları da, gördü ise de, gelip dinlemeye çekindiler
Ertesi gün, Hz Ömeri görünce, "Ya Ömer, Resulullah, dün size bir şey anlatıyordu Bize de söyle, öğrenelim" dediler Çünkü, daima, "Benden duyduklarınızı, din kardeşlerinize de anlatınız! Birbirinize duyurunuz!" buyururdu
Hz Ömer, "Dün Ebu Bekir, Kur'an-ı kerimden anlıyamadığı bir ayetin ma'nasını sormuş, Resulullah, ona anlatıyordu Bir saat dinledim, birşey anlıyamadım" dedi
Çünkü, Ebu Bekirin yüksek derecesine göre anlatıyordu Hz Ömer, o kadar yüksek idi ki, Resulullah, "Ben, Peygamberlerin sonuncusuyum Benden sonra Peygamber gelmiyecektir Eğer, benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu" buyurdu
Böyle yüksek olduğu halde ve arabiyi çok iyi bildiği halde, Kur'an-ı kerimin tefsirini bile anlıyamadı Çünkü, Resulullah, herkese, derecesine göre anlatıyordu
Ebu Bekirin derecesi, ondan çok daha yüksekti Fakat, bu da, hatta Cebrail dahi, Kur'an-ı kerimin ma'nasını, esrarını, Resulullaha sorardı Resulullah efendimiz, Kur'an-ı kerimin hepsinin tefsirini Eshabına bildirdi
Bunun için, Kur'an-ı kerimin hakiki manasını anlamak, öğrenmek istiyen bir kimse, din alimlerinin kelam ve fıkıh ve ahlak kitablarını okumalıdır Bu kitabların hepsi, Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden alınmış ve yazılmıştır Kur'an tercümes, meali diye yazılan kitablar, doğru mana veremez Okuyanları, bunları yazanların fikrlerine, düşüncelerine ve maksadlarına esir eder ve dinden ayrılmalarına sebep olur
Kur'an-ı kerimin hakikatının nihayeti yoktur İnsan ne kadar yüksek derecelere ulaşırsa ulaşsın, Kur'an-ı kerimde bildirilen ma'rifetleri kısaca anlamaktan da acizdir Nerede kaldı ki, tafsilatıyla anlamaya kadir olabilsin Ondaki ilahi sırlar, ilimler ve ma'rifetler nihayetsizdir O apaçık bir nur ve öyle sağlam bir dayanakdır ki, geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur

 

FataL is offline  
Cevapla



Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap son Mesaj
örümceklerin Mucizeleri ∂єℓi кιz Diğer Hayvanlar 0 15-06-2008 19:49
Mucizeleri FataL Siyer 9 01-06-2008 22:08
word ün mucizeleri hotoglu529 Windows XP 15 23-04-2008 23:35
Hz.Muhammed (S.A.V)'in Mucizeleri sibel_20 Kıssalar & Hikayeler 2 09-04-2008 22:09
makyaj mucizeleri wirüs Komik Resimler 2 25-08-2007 20:43

Saat 13:33.

Web Site Ekle Pagerank Toplist Netfrm Frmalev Mumsema Frmacil Dantel Derya Modeller Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.